İtü Deprem Tahmin Projesi
www.yerdurumu.com
Doğa Hareketleri Araştırma Derneği
www.dohad.org

DOHAD SAYISAL ÖLÇÜM AĞI PROJESİ


DEPREMLERİN ÖNCEDEN TAHMİNİ ÜZERİNE YENİ BİR YAKLAŞIM, ÇOK
PARAMETRELİ ÖLÇÜM VE İZLEME SİSTEMİ

Fuat AGALDAY

Özet


Deprem anında yer altındaki kayaçların fiziksel değişimleri, yer üstünde farklı özelliklerde gözlemlenir ve algılanır. Bunlar arasından kayaçlarda oluşan gerilmelerden meydana gelen elektrostatik alan, Self potansiyel, Manyetik alan değişimi, yer direnci( Rezistivite ) ,yer yamulmaları , yer altı radon ve metan gazı çıkışı,iyonosfer üzerinde meydana gelen değişimler, atmosferik değişimler,kuyulardaki değişimler ve hayvanlardaki davranış değişimleri vs. depremi önceden belirlemede yol gösterici olarak literatürde yer almıştır. Bu tip inceleme ve araştırmalar literatür açısından veri tabanı oluşturmaktadır. Bu çalışma beklenen Marmara depremi öncesinde oluşabilecek anomalileri yakından takip kayıt altına alınmasına olanak verecektir.

Giriş



Depremler genel olarak levhaların sınırlarında meydana gelen değişimlerin sonucu ortaya çıkan enerjidir. Uzun yıllardır bir çok bilim adamı “Deprem önceden tahmin edilebilir mi?” sorusuna cevap aramışlardır. Kimi bilim adamları depremin önceden tahmin edilemeyeceğini savunsalar da deprem öncesinde doğada ve canlılarda meydana gelen olağan dışı değişimler incelenerek olası bir depremin oluş zamanı ve yeri ile ilgili bilgi edinilebileceğine inanmaktayız. Yatsugutage Rasathanesi’nde Y. Kushida ve R. Kushida 1995 yılından beri yer manyetik alanındaki değişimler için iyonosfer tabakasını inceleyerek olası bir depremin tahmini için çalışmalarına devam etmektedirler. Bununla beraber NASA’da bilim adamları konuyla ilgili yer potansiyel alanındaki değişimleri, atmosferik elektrik ölçümleri, litosfer iyonosfer etkileşimlerini incelemektedirler. Nagao ve diğerlerinin (2002) Kobe depremi için deprem ve elektromanyetik alan ilişkisini inceledikleri makalede deprem öncesinde elektromanyetik ölçümlerin deprem öncesi bir anomali verdiği görülmüştür. Türkiye’de de Tübitak MAM Kuzey Anadolu Fay Hattında Marmara Bölgesi’nde Radon gazı ölçüm istasyonları kurarak bölgede deprem oluşumundan önce çıkışının arttığı gözlenen radon gazını izlemektedirler. Bu çalışmada öncelikli olarak 1999 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi elektronik bölümü öğretim görevlilerinden Yrd Doç Dr Berk Üstündağ ın geliştirdiği statik yük ölçüm probu önemli bir görev yapmaktadır. Son yıllardaki teknolojik gelişim sayesinde kayaçlardaki çok küçük değişimleri ölçmek mümkün hale gelmiştir. Bu ölçüme ilave olarak aynı istasyondan 3 bileşen sismik ölçüm, 3 Bileşen manyetik alan ölçümü , 2 bileşen doğal gerilim ölçümü , açık atmosfer basıncı ölçümü, hava nemi ölçümü, toprak nem ölçümü, hava sıcaklığı ölçümü, 2 bileşen yer eğimi ölçümü ve şartlar sağlanırsa kuyu suyu ölçümleri anlık olarak takip edilebilecektir .Projenin en önemli farkı aynı istasyondan birden fazla ölçümün yapılması ve internet üzerinden dünyanın her yerinden anlık olarak izlenebilmesidir.

Anahtar Kelimeler: Çoklu Yöntem Sistemi, Deprem Tahmini, Sakarya Baseni,Dohad,Tiltmetre,Sismometre,Açık



Doğada Görülen Deprem Habercileri


Dünyada oluşan büyük depremlerden sonra deprem bölgesinde yapılan araştırmalarda, deprem oluşmadan önce doğada çoğunluğu canlılar oluşturmak üzere pek çok normal dışı olay gözlemlendiği bilinmektedir. Bu gözlemler çeşitli deneylerle araştırılmıştır. Deney sonuçları; bu anomalilere depremden önce değişmeye başlayan ve deprem esnasında maksimum noktaya ulaşan elektromanyetik alan değişiminin neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada bu anomalileri gözlemsel anomaliler ve deneysel anomaliler olmak üzere iki bölümde inceledik. Gözlemsel Anomaliler Bu tür anomaliler canlılarda, gök yüzünde, deniz ve yer altı sularında, elektronik cihazlarda gözlenmiştir. Kısaca bahsetmek gerekirse deprem bölgesinde yaşayanlar üzerinde yapılan çalışmalardan; insanlarda; kalp rahatsızlığı,beyinde ve parmaklardan dirseklere doğru akan elektrik akımı hissi, bitkinlik, vb., Köpeklerde; dayanılmaz biçimde uluma, havlayarak sahibini bina dışına çekiştirme, yeri dinleme, vb., gökyüzünde; flüoresan benzeri kırmızı, mavi, yeşil gibi çeşitli renklerde flaş ışımalar, gökyüzünden yeryüzüne yönelmiş bir projektör aydınlatmasına benzer yavaşça hareket eden boru biçimindeki ışımalar, yaklaşık 60 cm çaplı ateş topları, vb., Denizde; tabanda ısınma vb., Yer altı sularında; su seviyesinde mevsim normallerine göre anormal seviye değişimi, suyun sertlik derecesinde değişim, bulanma, vb.,
Elektronik cihazlarda; telsiz telefon ve radyolarda parazitleşme vb., Metan gazı çıkışı; derin su kuyularında metan çıkışı, depremden önce alev topları oluşturacak kadar metan gazı çıkışında artış, vb., gibi anomaliler gözlendiği kaydedilmiştir. Elbette ki bu göstergelere neden olabilecek pek çok parametre olduğundan, tek başlarına bu anomalilere bakarak deprem olacağını iddia edemeyiz fakat geniş alanda kurulmuş olan istasyonların yaptığı ölçümlerde belli korelasyonlar bulunursa yakın dönem tahminleri yapabiliriz.

Deneysel Anomaliler



Gözlemsel anomaliler birden fazla olayda gözlemlendiği için bir kısmı için çeşitli deneyler yapılarak bunlara bilimsel açıklamalar yapılmak istenmiştir. Bu deneyler özellikle Japonya’da pek çok depremde görülen, Kuvars masa saatlerinin deprem öncesinde daha hızlı veya ters yönde dönmesi ve esnasında durması olayını, normalde yalnızca akşamları kapanan Küstüm Çiçeğinin deprem olmadan önce gün ortasında kapanması olayını, genellikle yüzeye yakın yüzen ve sakin mizaçlı yılan balıklarının deprem olmadan önce panik halinde kaçışmaları ve çok kısa bir süre önce de ortadan kaybolmaları olayına ve mıknatısta asılı duran metal parçaların depremden hemen önce düşmeleri olayına bilimsel bir açıklama getirebilmek amacıyla yapılmıştır. Osaka Üniversitesinde yapılan bu deneylerde özellikle Van De Graff Elektrik Jeneratörü kullanılmıştır. Bu anomalilerin fay civarında meydana gelen elektrik-elektromanyetik alan değişimlerinin neden olduğu düşüncesiyle yapay bir elektrik alanı oluşturularak anomalilerin oluşup oluşmadığı gözlenmiştir.



Jeofizik Çalışmalar

Depremleri oluşlarından önce tespit etmek için dünya genelinde yerbilimciler çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Bu konuda en çok kullanılan jeofizik yöntemler; Elektrik özdirenç, doğal gerilim, elektromanyetik yöntem, iyonosfer araştırmaları, kayaç gerginliği, radon gazı ölçmeleri , tilt ölçümleri
· • Kayaç Gerginliği Yöntemi
· • Sismik yöntemler
· • Elektrik ve Elektromanyetik Yöntemler
· • Yer yamulmaları
· • Doğal Gerilim Yöntemi
· • İyonosfer tabakası izlenmesi
· • Kuyu Suyu Seviyesi ve Kuyu Suyu Basıncı Ölçümleri
· • Radon Gazı Ölçümleri
Gözlemevlerindeki Ölçü Araçları
• Statik meter (Elektriksel statik alan ölçer)
• 3-bileşenli kısa-periyot sismometre (3-component short-period seismometer),
• 3-bileşenli 4.5 hz sismometre (3-component short-period seismometer),
• 3- bileşenli Manyetik alan sensörü (Manyetometre) (Magentic field sensor (Magnetometer))
• Rüzgar hızı ölçümü (Ananometer)
• Atmosferik basınç sensörü (Pressure sensor)
• Sıcaklık sensörü (Temperature sensor)
• Radon gazı ölçümü
• Kuzey Güney Doğu Batı Doğal gerilim ölçümü
• Toprak Sıcaklığı Ölçümü ( Çeşitli derinliklerde )
• Kuyu suyu sıcaklığı ölçümü
• Kuyu suyu iletkenlik ölçümü
• Kuyu suyu ph ölçümü
• Sürekli küresel konumlama sistemi alıcısı (Continuous GPS receiver)
• Gravimetre (Gravimeter)
• Elektrik alan sensörü (Electric field sensor)
• Tiltmetre (Tiltmeter)

Kayaç Gerginliği Yöntemi


İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından geliştirilen “Kayaç gerginlik izleme yöntemi ve deprem tahmin sistemi” projesi yerkabuğunda gerilme artışlarının belirli bir seviyeyi geçmesi halinde, meydana gelebilecek yer hareketlerini önceden kestirmek için kullanılan erken uyarı sistemi olarak, sadece yerkabuğundaki gerilmelerden doğan piezoelektrik (strese bağlı değişim) statik alan şiddeti ölçmektedir.

 


Tilt (Yer yamulması)


Yatay ve düşey kabuk deformasyonlarının çok lokal alanlardaki değişimlerinin tespiti için tiltmetre, strainmetre ( ekstansometre ) veya creepmetre adı verilen bazı cihazlarla ölçümler yapılmaktadır. Tilt ölçerler,gerek ucuz fiyat ve relatif yerleştirme kolaylıklarından ve gerekse birçok, bilinen önceden haber verici tiltlenme olaylarından ötürü, bu amaca en uygun alet olarak tanınmaktadır ( Johnston ve Mortenson , 1974 ). Aktif faylar civarında yeryüzünün nasıl deformasyona uğradığı hakkında bilgiler elde etmenin en basit yolu yeryüzünün tiltlenmesini ölçmektir. Tilt ölçümleri, düşey hareketler ve kabuğun lokal yükselimleri hakkında bilgi verir. Fakat arz kabuğunda, med-cezir, barometrik basınç değişimleri, deniz ve göl seviyelerinin mevsimlik değişimleri, kayaçların mevsimler nedeniyle değişen ısıları, heyalanlar v.b.gibi diğer doğal nedenlerle de strain ve tiltlenmeler değişebilmektedir. Bunların, depremlere neden olan verilerden kesin olarak ayrılması oldukça güç olmaktadır. Sonuç olarak tilt ölçerlerin yerleştirilmesinde ve sonuçların değerlendirilmesinde çok dikkatli davranılması gerekmektedir. 28 Kasım 1974’de Kaliforniya’da Hollister yakınında 5.2 magnitüdlü bir deprem oluştu. Depremden önceki tilt kayıtları düz sistematik bir gidiş gösteriyordu. Daha sonra muhtemelen depremden ileri gelen bazı farklılaşmalar görülmeye başlandı. 1974 Temmuz ile Ekim ortası arasındaki zamanda 2 mikroradyandan daha az bir tiltlenme oluştu. Ekim 22’de alet aniden ortalama 0.5 mikroradyan /hafta’lık bir tiltlenme göstermeye başladı. Bu süre esnasında bunları oluşturan herhangi bir yağmur düşüşü, sıcaklık değişimleri veya diğer tektonik olmayan etkilerin varlığı bilinmemektedir. Başka bir örnek olarakta 8 Ocak 1977 tarihinde Briones Reservoir yakınında oluşan 4.3 magnitüdlü depremi verebiliriz. Bu depremden öncetiltlenmede dikkate değer bir değişim gözlendi. İstasyonun episantıra uzaklığı 5.5 km dir. ( Şekil 14 ). Şekildende gördüğünüz gibi tiltlenme normal değerine göre 2 mikroradyanlık bir değişme gösterdi. Böyle bir durum son 3 yıldır hiç görülmemişti. Bu sapma bir deprem habercisi olarak yorumlanabilir.


Metan Gazı Ölçümleri


Metan gazı oluşumuna elverişli bölgelerde sismik aktiviteden önce ve esnasında metan gazında büyük bir değişim meydana geldiği özellikle 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depreminden önce Adapazarı’nda metan gazı çıkışı belirgin bir şekilde gözlenmiştir.


İyonosfer tabakası Ölçümleri


Deprem öncesinde tektonik fay sistemi civarında oluşan elektro manyetik alan atmosferin İyonosfer tabakası üzerinde etkili olmaktadır. Yatsugutage Rasathanesinde yapılan ölçümlerde 17 Ocak 1995 HyogoNanbu depreminden birkaç gün öncesinden itibaren sıra dışı anomaliler kaydetmişlerdir.


ÇOK PARAMETRELİ DEPREM TAHMİN İSTASYONUNDAN ÖLÇÜLEBİLECEK
VERİLER


1.Statik ölçüm (İtü prob ) Statik elektrik yük ölçümü
2. 3 Bileşen Sismik Hareketler
3.2 Bileşen doğal gerilim ölçümü
4.3 Bileşen manyetik alan ölçümü
5.Micro gravite ölçümü
6.2 Bileşen eğim ölçümü
7.Rüzgar hız ölçümü
8.Hava sıcaklığı ölçümü
9.Açık atmosfer basınç ölçümü
10.Açık atmosfer nem ölçümü
11.Toprak nem ölçümü
12.Kuyu suyu ısı ölçümü
13.Kuyu suyu iletkenlik ölçümü
14.Kuyu suyu bulanıklık ölçümü
15.Toprak sıcaklığı ölçümü


Kayaç gerginliği izleme yöntemiyle deprem tahmin projesi ana sayfasından görünüm


Marmara bölgesinde kurulan ve planlanan istasyonlar
Statik yük ölçüm probundan (Duyarga) alınan anomali kayıtlarına örnekler


29.10.2007 Denizli Çameli Md 5.1 depreminden 2 gün önce Çanakkale istasyonundan alınan anomali kaydı

29.10.2007 Denizli Çameli Md 5.1 Sismogramı


09.11.2007 Ege denizi Md 5.3 depreminden 5 gün önce çanakkale istasyonundan alınan anomali kaydı

09.11.2007 Ege denizi Md 5.3

Nilüfer İlçe Kriz Merkezinden Alınan Doğal Gerilim Anomalisi Ve Gerçekleşen
Deprem

Anomali Kaydı 28.03.2009 tarihinde alınmıştır kayıttan 8 Gün sonra md 3.4 çalı
depremi gerçekleşmiştir



Bursa Görükle S P Anomali Kaydı



Anomaliden 2 Gün Sonra Gerçekleşen Deprem MD 2.4

Deprem Merkezi Anomali Kaydına 3 km Uzakta

Kurulan İstasyonlardan Görünümler

Yeniçiftlik Belediyesi Deprem Öncü İşaretleri İzleme İstasyonu

Sismik cihazların konulacağı 3 metre derinliğe sahip çukur



Nilüfer Belediyesi Deprem Öncü İşaretleri İzleme İstasyonu



Sismik çukur ve pilyeden görünüm


Nilüfer Belediyesi istasyonundan iç görünüm

Statik Elektrik Alan Yük Ölçüm Probu


Çınarcık Deprem Öncü İşaretleri İzleme İstasyonu


Çınarcık İstasyonundan İç Görünüm


Bakırköy Yeşilyurt İstasyonu


Bursa Nilüfer Görükle İstasyonu

Bursa Nilüfer Kuruçeşme İstasyonu

KOMPRESYONEL EKSENİN YENİDEN YÖNLENMESİ


Ana depremlerden önce, mikrodepremlerin odak mekanizmasındaki değişikliği yansıtan kompresyonel eksenin yeniden yönlendiği bilinmektedir.Ana şoktan önce değişen odak mekanizması, ana şokunkine benzer birdurum gösterir. Bu değişim zamanı, ana şoktan birkaç ay önce başlayabilir. Bu bölgelerde depremler depremlerin odak mekanizmasını ayıran alanlar
arasındaki sınırlar yakınında oluşma eğilimleri göstermektedirler. Bu türolaylar, önemli deprem habercilerini teşkil ederler. Ana kompresyonel eksenin yönündeki değişiklik başlıca iki sebebten ileri gelir. Birincisini, büyük / çok büyük depremlerden, fay düzlemleri boyunca büyük miktarlarda ani olarak stres enerjisinin çıkması, ikincisini ise, sınırlı bir zonda (üzerinde hemen yakın bir gelecekte depremin olması muhtemel bir fay zonu boyunca) veya stress yoğunlaşmasına neden olan kabuksal bloklar arasındaki sınırlar boyunca krip veya krip benzeri deformasyonla nispeten küçük miktarlarda dereceli olarak stres enerjisinin ortaya çıkması oluşturur. Bunlardan ikincisi, hemen hemen kritik enerji seviyesinde oluşur ve haberci stresler bu tür olaylarla ilişkili olmalıdır. Gupta ( 1975 ), stres ekseni yönlenmesinin, bindirme faylı bölgelerde, öncül şokların sistematik olarak düşey yönde göçmesiyle oluştuğunu ileri sürmektedir. Episantr bölgesinde bir yükselme olduğu zaman, maksimum kompresif stres de derinlik ile değişim gösterir. Sovyetler Birliğinde Garm bölgesinde 1963 -1969 yılları arasında oluşan 3 büyük deprem ( M = 5.5 - 6.0 ) oluşmadan önce mikrodepremlerin odak mekanizmasının değiştiği saptandı. ( Nersesov v.d. , 1973 ). Ana şoktan önce değişen odak mekanizması ana şokun odak mekanizmasına çok benzedi. Bu değişim ana şoktan 3 - 6 ay önce oldu. Sımbıreva ( 1971 ) Naryn Nehri havzası bölgesinde 4.2 – 5.5 magnitüdlü ana depremden önce mikrodepremlerin odak mekanizmasının değiştiğini tespit etti. Odak mekanizmasındaki değişmeler ana şoktan önceki 1.5 - 2 aylık zaman aralığında oldu. Bu bölgedeki depremler depremlerin odak mekanizmasını ayıran alanlar arasındaki sınırlar yakınında oluşma eğilimine sahiptir.


TEKTONOMANYETİK


Öteden beri büyük yanal basınçlar altında kayaçların mağnetik özelliklerinin değiştiği laboratuvarlarda yapılan model çalışmalarından bilinmektedir. Ancak kayaçların mağnetik özelliklerindeki lokal değişimlerin istenilen duyarlıkla ölçülmesi ve sonuçlarının depremlerin önceden tahmin edilmesinde kullanılması 1965 yılından sonra proton mağnetometrelerin gelişmesiyle yaygınlaşmaya başlamıştır. Mağnetik alan çalışmalarının iki ana amacı vardır. Bunlardan birincisi, sığ depremlere refakat eden mağnetik davranışın saptanması ( sismo mağnetik etkiler ). İkincisi, depremlere öncülük eden genel tektonik aktiviteden dolayı mağnetik değişiklikleri saptamak için aktif faylar civarında mağnetik alanların uzun süreli gözlenmesi oluşturur. Bu etkiler genel olarak tektonomanyetik etkiler olarak tanımlanabilir. Ancak henüz arz mağnetik alanındaki lokal değişimlerin, depremlerin önceden bilinmesinde ne şekilde kullanılacağı açıklıkla ortaya konamamıştır. Zira arz mağnetik alandaki değişmelerin nedeni yalnızca arzın içinde değildir; mağnetik alan değişmelerine aynı zamanda güneşteki patlamalar, iyonesferdeki veya atmosferdeki mağnetik fırtınalar v.b. gibi diğer etkenlerde neden olmaktadır. Bazı bölgelerde depremlerden önce arz mağnetik alanının düşey bileşeninde 5-15 gamma’lık değişmeler olduğuna dair kayıtlar vardır

GRAVİTE


Gravimetrik çalışmalar, yüzeyin altındaki jeolojik yapılar hakkındaki bilgileri arttırmak için yıllardır yapılmaktadır. Gravite metodları gömülü fayları haritalamak, sediment-dolgulu havzaların derinliklerini saptamak, kabuk kalınlığı değişimlerini çalışmak ve gaz, petrol madenleri bulmak gibi çok çeşitli çalışmalarda kullanılmaktadır. Günümüzde gravite volkanik aktiviteyi ve deprem ile ilgili olarak kabukta meydana gelen deformasyonları tespit etmek için kullanılmaktadır.Yeryüzündeki gravite, yükselti ve yeraltındaki kayaçların yoğunluğunun aynı olmaması nedeniyle birbirinden farklı olabilmektedir.Gravitedeki farklılıkları ölçmek çok kolaydır. Bu amaçla yüksek derecede doğrulukta taşınabilir gravimetrik aletler geliştirilmiştir.Gravimetreler, bir yay sisteminde biriken elastik streslere karşı sabit bir kütle üzerindeki kuvvetleri dengelemek için dizayn edilmiştir. En hassas gravitmetreler, birkaç mikrogala kadar küçük gravite farklılıklarını ölçebilecek duyarlılıktadır. Yeriçi gelgitleri, okyanus gelgitleri ve atmosferik basınçtaki değişimlerin etkilerinin yok edildiği farzedilerek sabit bir noktada ölçülen gravite, gözlem noktalarının düşey olarak yukarı yada aşağı ötelenmesi ve yüzeyaltı yoğunluğun zamanla değişimi gibi faktörlerden dolayı zamanla değişiklik gösterir. Genelde her iki faktör aynı değerde gravite değişimlerine neden olur. Düşey ötelenme, her bir cm yükselti artması ile yaklaşık 3 mikrogal gravitenin değişmesine neden olur. Barnes, 1964 Alaska depreminden sonra graviteyi yeniden ölçmüş ve -1.97 μ gal / cm ‘ lik bir değişiklik gözlemiştir. Tanaka ( 1978 ) ve Hagiwara (1979 ) Çindeki depremlerden dolayı gravite değişimleri ile ilgili yapılan çalışmaları özetlemişlerdir ve gravitede birkaç yüz mikrogallık değişikliklerin olduğunu açıklamışlardır. Fakat bu değişimlerin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir.


DENİZ SEVİYESİNDEKİ DEĞİŞİMLER


Deniz seviyesindeki değişiklikler, büyük depremlerle ilgili yerel yükselme ve çökmelerin bir ölçüsü olarak kullanılmaktadır. Japonya’nın tarihinde şiddetli bir depremden önce veya sonra ani deniz çekilmelerinin olduğundan bahseden bir çok rapor vardır. Magnitüdü 6.6 olarak hesaplananyaklaşık olarak saat 4’de olan 1802 Sado depreminden önce OrtaJaponya’da Japon denizi kıyısında Sado adasının Ogi limanında saat 10’dadeniz seviyesinin anormal derecede değiştiği gözlenmiştir. Halk Tsunaminin adayı vurabileceğinden korkarken aynı gün öğleden sonra saat 2’de deprem olmuş ve birçok ev yıkılmıştır.Deniz seviyesindeki değişmeler yaklaşmakta olan depremleri araştırmada kullanılmaktadır. Japonya’da gelgit kayıtları ile, deniz seviyesindeki anormal değişmeler sistematik olarak gözlenmektedir.Deniz seviyesi depremden başka atmosferik basınç, rüzgar, su sıcaklığı, okyanus akımı v.b. gibi nedenlerden dolayıda değişebilmektedir. Bu nedenle deniz seviyesindeki değişimleri ölçen aletlerin bu gibi etkilerden arındırılıp sadece depremden olan değişimleri ölçmesi gerekmektedir Sato ( 1977 ) ve Wyss ( 1975 , 1976a,b , 1977 ) eski dataları inceleyerek büyük magnitüdlü depremlerin bazılarından önce deniz seviyesinde değişmeler olduğunu bulmuşlardır


RADON GAZI


Radyoaktiflik, bir atom çekirdeğinin tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması olayıdır. Radyoaktif elementlerin bozunması ile alfa ( α ), beta ( β ) ve gama ( γ ) ışınları ortaya çıkar. Genel olarak mağmatik kütleler sedimanter kütlelerden daha fazla radyoaktif element içerirler. Radyoaktif elementlerin başlıcaları K40 , Rb87 ,Th235 , U235 ve U238 dir. Radon doğada bulunan tek radyoaktif asal gazdır. Genellikle radon yarı ömrü (T1/2 ) 3.825 gün olan 222Rn ile anılır.
Radonun ortalama yarı ömürleri daha kısa olan 220Rn , T1/2 = 54.5 saniye ve 219Rn , T1/2 = 3.92 saniye olan iki izotopu daha vardır. 222Rn , Uranyum ( 238U ) bozulma serisine ait, doğrudan 226Ra nun radyoaktif bozunması sonucu oluşan ve alfa partikülleri yayan hareketsiz bir gaz elementidir. Şekil 19 : 222Rn ‘nin radyoaktif bozunma şeması ve yarı ömürleri Şekil 19’ da radyoaktif parçalanma serisinde gördüğünüz gibi Radon oldukça uzun yarı ömürlü 210Pb yi oluşturmadan önce 218Po , 214Pb , 214Bi ve 214Po elementlerini oluşturur. Sonuç olarak 3α ışını , 2β ışını ve çok sayıda γ ışınları radonun radyoaktif parçalanmasıyla yayılır.Radon ölçümleri bu ( α , β , γ ) ışınlarının birisinin ölçülmesiyle yapılır. Yer kabuğunda bulunan az miktardaki ( ortalama 3 ppm ) uranyumdan meydana gelen radon gazı, kayalar ve topraklar arasından atmosfere yayılmakta ve böylece atmosfer içinde yaklaşık 0.1 pCi / litrelik bir ortalama radon konsantrasyonu bulunmaktadır. Yer kabuğundaki kayaçlarda bulunan Radon ya doğrudan gaz olarak yada yeraltı suyundan çözünerek yeryüzüne ulaşır ve ordan atmosfere yayılır.
Radon konsantrasyonu radyoaktif birim Ci ( Curies ) ile gösterilir. Bir Ci her saniyede 3.7×1010 parçalanma sayısına sahip olan bir element olarak tanımlanır. ”eman” isimli bir birim bazen yeraltısuyu ve toprak gazı için kullanılır. Bir eman 10-10 CiRn / l ‘ ye eşdeğerdir. Yerkabuğundaki şekil değişmeleri ve episantır alanı içinde veya yakınındaki kayalarda gerilmeler nedeniyle meydana gelecek genleşmeler sonucu kayalardan yeraltı su sistemine radon geçişi artmaktadır. Bunun sonucu olarak da sismik faaliyetin başlamasından önce çevredeki kuyu ve kaynak sularındaki radon konsantrasyonunda da bir artış görülmektedir.Radyoaktivite yeraltında iki şekilde gözlenir. Bunlar geçici ve kalıcı radyoaktivitedir. Sıcak sularda gözlenen radyoaktivite genellikle geçici radyoaktivitedir. Geçici radyoaktivite suların radyoaktif kütlelerden geçerken kazandığı radyoaktivitedir. Sürekli radyoaktivitede ise radyoaktif elementlerin emanasyonu sonucu oluşan radyoaktivitedir. Suyun radyoaktifliği, suda çözünmüş halde bir veya birkaç radyoaktif elementin bulunmasından ileri gelmektedir. Radon gazının nispeten uzak mesafelere göçü ancak sulu ortamlarda mümkün olmaktadır. Yerkabuğu içindeki radyoaktif elemanların difuzyona uğraması sonucu kayaçlarda ve bunlar içindeki sularda radyoaktivite oluşmaktadır. Suların içindeki radon derin kökenli değildir. Çünkü bu gazın suda erimesi sıcaklık yükselince birdenbire azalmaktadır. Geldiği yerlerin 100 0C den az sıcaklıkta olması gerekir. Bu yüzden soğuk ve ılık sular daha
çok radyoaktiftir.


AKUSTİK EMİSYON , MİKRO - KIRIKLAR , SİSMİK DALGALARIN SPEKTRUM
DEĞİŞİKLİKLERİ


Akustik emisyon, mikro-kırıklar ve sismik dalgaların spektrum değişiklikleri deprem tahminlerinde kullanılmaktadır. Ancak bu ilişkiyi gösteren çok fazla rapor yoktur. Sovyetler Birliğinde ana depremden önce sismik dalgaların spektrumlarının değiştiği rapor edilmiştir. 1966 Nisan ayında, Garm bölgesi yakınında oluşan 4.8 magnitüdlü bir depremden önce yüksek frekanslı sismik dalgalar gözlendi. Aksine, Güney Kuril adalarında da, 6 magnitüdlü bir depremin oluşumundan, önce küçük depremlerin ( M= 3.0- 3.5 ), yüksek frekanslı P ve S dalgalarında bir azalış gözlenmiştir. Günümüzde, Ishıda ve Kanamari ( 1980 ) Amerika’da 1952 Kern County depremi ( M = 7.7 ) nin öncül şokların S dalgalarının frekansında önemli bir artış buldu. ( Şekil 6 ). Yani 1934 - 1949 yılları arasında S dalgalarının hakim frekansı 1 - 2 Hz iken öncü şoklar için 1951 - 1952 yılları arasında S dalgalarının hakim frekansı 2 - 4 Hz arasında yükselmiştir. Mikro-kırıklar tarafından meydana getirilen yüksek frekanslı sismik dalgaları gözleme metodu olan akustik emisyonun depremlerin önceden tahmin edilmesi konusuna katkıda bulunabileceği umulmaktadır. Fakat bu konuda henüz sismoloji alanında yeterince çalışma yoktur. Japonya’da ana depremlerden önce zemin gürlemelerinin yada sarsıntılarının olduğuna dair birçok tarihsel kayıtlar bulunmaktadır.



Proje Ortakları


1. Nilüfer Belediyesi Bursa
2. Bakırköy Belediyesi İstanbul
3. Çınarcık Belediyesi Yalova
4. Marmaraereğlisi Belediyesi Tekirdağ
5. Yeniçiftlik Belediyesi Tekirdağ
6. Gemlik Belediyesi Bursa
7. Hava Harp Okulu İstanbul
8. Sakarya Üniversitesi
9. Türk Prysmain Kablo
10. Tekirdağ Belediyesi
11. Sultanköy Belediyesi


Proje Destekçileri ve Danışmanlarımız


• Prof.Dr.Uğur KAYNAK: Kocaeli Ün. Jeofizik Böl. Emekli Öğr. Üyesi, Dohad Onur Üyesi, Danışma
Kurulu Üyesi
• Yrd Doç Dr Oğuz Gündoğdu İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi.İstanbul Teknik Üniversitesi Kayaç Gerginliği ile Deprem Tahmin Projesi Yönetim Kurulu Üyesi
• Prof:Dr. Atilla ULUĞ: D.E.Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Anabilim Dalı
Başkanı , D.E.Ü. Ege Bölgesi Araştırma ve uygulama Merkezi (EBAMER) Müdürü, D.E.Ü.-F.B.E.
Deprem Yönetimi Bölüm Başkanı, İzmir Yerel gündem 21 Bütünleşik Kriz Yönetimi Çalışma Grubu
Kolaylaştırıcısı
• Prof.Dr.İbrahim ÇEMEN: Oklahoma Ün. Jeoloji Bölüm Başkanı
• Yrd.Doç.Dr. Berk ÜSTÜNDAĞ: İ.T.Ü. Bilg.Müh.Öğr.Üyesi, İTÜ Deprem Tahmin Projesi Yürütücüsü
• Chen I-WAN : Çin Jeofizik Kurumu Doğal Afetler Kestirim komitesi Danışmanı


KAYNAKLAR


1. BOL, E., “Adapazarı zeminlerinin geoteknik özellikleri”, Doktora Tezi, SAU, F.B.E., 2003
2. CANYARAN, L., ÜSTÜNDAĞ, B., “Erken uyarı sistemi için yeni bir elektriksel yük ölçü cihazı”, T.C. Türk Patent
Enstitüsü, Patent başvurusu, TR1999 02911 A2, Kasım, 1999
3. NAGAOA, T., ENOMOTOB, Y., FUJINAWAC, Y., HATAD, M., HAYAKAWAE, M., HUANGA, Q., IZUTSUF,
J., KUSHIDAG, Y., MAEDAH, K., OIKEF, K., UYEDAA, S., YOSHINOI, T., Electromagnetic anomalies associated
with 1995 Kobe earthquake”, Journal of Geodynamics 33 (2002) 401–411
4.Bülent ÖZMEN, 1995, Depremlerin Önceden Bilinmesinde Kullanılan Yöntemler, Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji
Mühendisliği

İtü Deprem Tahmin Projesi www.yerdurumu.com
Doğa Hareketleri Araştırma Derneği www.dohad.org



 
Değerli ziyaretçilerimiz Telif Hakları Yasası gereğince sitemizde arşivlenen hiçbir veri Nilüfer Belediyesinin izni olmadan kullanılamaz.
Yayınlanan ve arşivlenen verilerden alıntı yapılamaz başka bir sitede yayınlanamaz sitemizde yayınlanan tüm verilerin telif hakkı Nilüfer Belediyesi ne aittir.
Nilüfer Belediyesi
Tasarım Ve Programlama Fuat AGALDAY mail: fuat.agalday@dohad.org web:www.agaldaymuhendislik.com