![]() |
|
Bağışlarınız İçin Hesap Numaramız DOHAD - İs Bankası Gayrettepe Şubesi - 529030 |
DEPREM
TETİKLEME KARGAŞASI
Prof.Dr.Uğur
Kaynak
Bu
bölümde “Bir deprem başka bir depremi nasıl tetikler?”,“Hangi deprem
tetiklemez?”,“Dünyada oluşan ardışık depremler tetiklenmeden mi
etkilenmişlerdir?”, Sorularına cevaplar arıyorum. Bu açıklama gayretimin
nedeni ise özellikle her depremden sonra halkı aydınlatmak için haklı
olarak gazetecilerin öncelikle “Tetikler mi?“ sorusuna, değerli
deprem bilimcilerimiz tarafından alel acele verilmiş cevaplarıdır.
Aynı soru çok daha yüksek
sesle, ard arda meydana gelen Gölcük, Kolombiya, Atina, Taiwan, Gujarat
depremlerinden sonra da gündeme gelmişti. Hatta “Alakası Yok. - Tetiklemez.
- Hayır Efendim Ne münasebet...” gibi verilen cevaplara, Radikal
Gazetesinden Mine G.KIRIKKANAT Hanımefendi en sonunda dayanamamış ve köşe
yazısında “Ben mantığımla buna karşı çıkıyorum!” demişti... ve
bir Hanımefendi nezaketi ile ertesi gün kendisine yazılı olarak yaptığım
açıklamalardan alıntılarla, 27.Eylül.1999
tarihli Radikal’de teşekkür etmişti.
Şimdi konu yine aynı
konumda. Yazılı ve Görsel Medya’ya Bilimsel açıklamalar sözlü olarak
yapılabiliyor. Ama bilimsel yazıların Medya’da yer alması söz konusu olamıyor.
Ancak Gazetelerin Bilim ve Teknik Eklerinde yer bulabiliyor.
Konuya şekil destekli açıklamalar
getirmeden önce kesin olarak bilinmesi gereken kavram, Ne Güneş tutulması,
Ne Ay tutulması, Ne med cezir zamanı, Ne kasırga, Ne anormal sıkıcı hava, ve
hatta Ne de Başka Bir Deprem, bir deprem nedeni değildir.
Her deprem kendi mekanik olgusunu sürdürür.
Depremler en çok
litosferle birlikte hareket eden Yerkabuğunun yatay ve düşey tektonik
hareketlerinden, yani sonuç olarak faylardan, biraz Volkanlardan ve en az da
Karstik çöküntülerden oluşur.
Bu oluşumun bir enerji birikim safhası vardır. (Hatta yamulma enerjisi
biriktirmeden oluşan depremler de vardır.) İşte bu safhanın sonuna yaklaşmış
olan depremler ancak bir dış etkenle tetiklenebilirler. Yani bir iki hafta
veya bir iki ay sonra zaten çalışacak olan bir deprem, tetiklenerek vaktinden
önce çalıştırılmış olur.
Özellikle yıkıcı-öldürücü
olabilen doğrultu atımlı ve eğim atımlı fayları ele alalım. Daha önce
belki de binlerce kez yinelenmiş olan bir faydaki depremin nedeni, bu fayın
harekete hemen izin vermemesinden kaynaklanır. Bu engelleme ise, fayın iki
tarafındaki kompartmanların birbirlerine fay düzlemi boyunca yaptıkları
baskıdandır. Bu baskı, derinleştikçe üzerinde kalan malzemenin yerçekimi
(ağırlığı) dolayısı ile katlanarak artan “saran basınç”ı doğurur.
(Hidrostatik Basınç) Doğal
olarak bu saran basınç, derinleştikçe Yerkabuğunun her yerinde etkili olur.
Dolayısı ile fay düzlemi de bu etkiden soyutlanamaz. Saran basınç etkisi
fay düzleminde sürtünme kuvvetinin artmasına neden olur. Zira iki malzemenin
arasındaki sürtünme kuvveti sürtünme katsayısının kontrolunda olup, baskı
ile doğru orantılı olarak değişir. Yani fay düzleminde derinlere inildikçe
baskı ile birlikte sürtünme kuvveti de artar. Ancak bu artış yaklaşık 600°C
sıcaklıklardan sonra geriye döner. Bu sıcaklıklarda kayaçların daha az
zorlama ile akma gerilmesine ulaşmaları dolayısı ile fayı zorlayan
deformasyonlara daha az dirençle boyun
eğdiklerinden, sürtünme kuvveti de fay düzlemindeki yavaş ve sıcak malzeme
göçü (Hot Creep) ile kuvvetini yitirmeye başlar. (Bu arada en ilginç “hot
creepler” hungry marginlerde izostatik denge adına oluşan ve “magnetically
quiet zone” denilen olguya bir açıklık getirirken jeofiziksel olarak keşfedilmiştir.)
Bu olaylar yaklaşık olarak 20 km derinlikten sonra etkinleşirler. Dolayısı
ile Kıtasal Kabuk içerisindeki en yüksek sürtünme kuvvetine sahip katmanlar
yaklaşık olarak 15-17 km derinliklerde bulunurlar. Bu yüzden kabuk kalınlığınca
etkili olan depremler Türkiye’de genellikle bu derinlikte oluşurlar. Bu sözünü
ettiğimiz fayı sabit tutan sürtünme kuvveti, gerilim arttıkça çeşitli
nedenlerle azalmaya başlar. Bunlar,
1.Yamulma nedeni ile Fay
çeperi ve dolgusunda sıcaklığın yükselimi (İlave ısı üretimi)
2.Baskının artması ile
girintili çıkıntılı oluşan fay düzleminin (yüzeyinin) çıkıntılarının
ezilmesi ile gerçekten de düzleme benzemeye başlaması.
3.Fay düzleminin içerisinin
kaya kırıntıları ve kaya unu ile dolmaya başlaması.
4.Çok ileri safhada fay
dolgusunun ergimeye başlaması.
Şekil-29.
Yabancı deprem dalgasının bizim faya etkisi.
Şekil-30.
Basitleştirilmiş Yerküre Deprem Dalgaları Şablonu.
Bu söylenenler doğal
gelişimlerdir. Ancak eğer bu doğal gelişim dışarıdan gelen bir etkenle hızlandırılırsa
bu fay tetiklenmiştir denilir. Dışarıdan gelen etken, başka bir odaktan
yola çıkıp gelen deprem dalgaları olsun. Bu deprem dalgaları, (Şekil-29.),
1.Sönüme
uğrarken içinden geçtikleri ortamı yani Fay kompartmanlarını ısıtırlar.
(Mekanik enerjinin ısı enerjisine transferi).
2.Fay
düzlemi ve özellikle içerisini dolduran ayrık (taşlaşmamış) malzeme, bu
deprem dalgaları için bir süreksizlik teşkil ederler. Bir mekanik enerji
katarı, yani deprem dalgası (Sismik Işın), bir süzeksizliğe geldiğinde,
enerjisinin karşı tarafa aktarılması için Akustik Empedans adı verilen bir
direnci yenmek zorundadır. Arakesitte enerjinin bir kısmı aktarılır, bir kısmı
yansıtılır bir kısmı da arakesitin ısıtılması için harcanılır.
3.
Darbelemenin etkisi ile fay düzleminde kaya unu (Milonit) üretimi artar.
Bu sırada fayın anlık
olarak sabit olan gerilim kuvveti, hızla azaltılan sürtünme kuvvetini aşarsa
deprem tetiklenmiş olur.
“Bu deprem aynı
tektonik hat üzerinde değil. O yüzden tetikleme yapamaz.” Deniliyor. Bu önermenin
mantığına ulaşabilmiş değilim. Deprem dalgaları radyal doğrultularda yayılırlar.
Sadece düz bir hat boyunca etkin olmadıkları gibi, aynı tektonik hat üzerinde
olsalar da depremler birbirlerini tetiklemek zorunda değillerdir.
Şimdi “Hangi deprem
dalgası tetikleme yapar” sorusunun
cevabı daha kolay verilir. Cevap: Hangi deprem dalgası, başka, çoktan
kaymaya hazır bir faydaki sürtünmeyi yeterince azaltacak kadar güçlüyse, o
tetikleme yapar. Erzincan Depremi Dünyanın en güçlü depremleri arasında
olmadığı halde, Yerküreyi yaklaşık iki saat bir çan gibi titreştirmişti.
(Şekil-27.)
1999 Doğu Marmara
Depreminin Yerküreyi 1.5 saatten fazla titreştirdiğini biliyoruz. Bu titreşimler,
hizasında olup olmadığına bakmaksızın 1.5 saat süre ile Kolombiya, Atina,
Taiwan, ve Gujarat Faylarını tokmaklamıştı. Dolayısı ile bu fayların
dolgusunda artım meydana gelmişti. Diğer taraftan Gölcük Depreminden 47
dakika sonra Gölcük’ün çapsal karşılığı olan Güney Doğu
Pasifik’te Nazka Levhasının Güney batısında, direkt P Dalgası bir darbe
vurarak Okyanusun tabanına ulaşmıştı.
Tıpkı 1967 Adapazarı
Depreminden dört gün sonra Pülümür Depremi olduğu gibi. İkinci bağımsız
deprem, birinciden üç beş gün sonra olursa tetikleme oluyor da bir ay sonra
olursa neden tetikleme olmuyor. Eğer tetik kelimesi rahatsız ediyorsa buna
etkileme, öne alma, hızlandırma vs. de denilebilir.
Acı sonuçlanmış olsa
da otuz beş yıllık bir tetiklenme anısını aktarmak isterim. Uzun Hikaye.
Ben kısaca aktarıyorum.
83/34 Tertip Ulaştırma
Yedek Subay adayı arkadaşlarım (İnşaat Mühendisi ve Mimar olanlar) hatırlar.
22.07.1967 Adapazarı depremini, anında uyguladığım Makrosismik Anket’ten
5-6 dakika sonra yeri ve büyüklüğü ile birlikte bir lokantada tesbit etmiştim.
Bunun üzerine Adapazarı depreminin ertesi günü, Yedek Subay Gazinosunda ısrarlı
istek üzerine yaptığım bir seminerde, Pülümür depremini üç gün önce,
“Mutu-Tercan-Pülümür olabilir” diye tahmin etmiştim. Hemen İnşaat Mühendisi
ve Mimar Yedek Subay Adayı arkadaşlarım, aralarında para toplayıp Üç Büyük
Gazetemize ve Adı geçen Kaymakamlıklara “En azından iki üç gün
evlere girilmesin!” diye telgraf çekmiştik. Ne yazık ki telgraftan iki
gün sonra 26.07.1967 ‘de Pülümür’de, Adapazarı’ndan daha fazla, 97 kişi
ölmüştü.* Hemen Pülümür depreminin ardından aynı mercilere
“engellemekte başarılı olamadığım” bu kez hiç de kibar olmayan
telgraflar çekilmekte gecikilmemişti. Bu olay da belki o küfür telgrafları
yüzünden, belki de suçluluk duygusu ile kamu oyuna yansıtılmamıştı...
Konumuza dönelim. Bu
arada Son Saros 5.3 depreminin, ilk 30 saat içerisinde beklenilenden çok artçı
üretmemesinin bir tek açıklaması var.
Eğer eğim atımlı
faylarda kompresyonun ya da dilatasyonun yanal bileşeni varsa büyük şoktan
sonra bu yanal bileşenlerin dengelenmesi için artçılar oluşacaktır.
Eğer Doğrultu atımlı
bir fayın yakın çevresinde tork bileşenleri ya da düşey “yerleşme”
bileşenleri üretiliyorsa bunların dengelenmesi için artçıların çalışması
gerekir.
Sonuçta bir deprem sırasında
her iki tür fayda da belirli bir ağırlıkta ve belirli bir biçimdeki iki
kompartman, metrelerle de ölçülse, yeni bir lokasyona göç etmiştir. Sadece
bu tebdil-i mekânda bile yeni yatağına uyuşmayan parçaların varlığı
nedeniyle ferahlama isteği etkinlik kazanacaktır. Sırf bu yüzden bile ana şokun,
pek de tam fay düzlemi üzerinde olmayan lokasyonlarında artçılar oluşur. Bu artçıların düşey bileşenli
hareketleri izostatik dengelemeye yönelik, yatay bileşenli olanları ise kalıntı
tork momentini sıfırlamaya yönelik olurlar.
Hiçbir artçı
olmaması ise bu faylanma ile denge arayışının cuk oturduğu anlamına
gelir.
Ancak gereğinden fazla
artçı olması her zaman için daha büyük bir ana şokun yakın olduğu anlamına
gelmez. Burada bir ayırım yapmak için elimizde bir kriter var. Artçıların
dağılımı. Eğer artçılar, deprem bir doğrultu atımlı fay üzerinde olduğu
halde dairesel dağılım gösteriyorlarsa ve bu deprem doğrultu atımlı bir
fay için beklenilenden daha küçük enerjili ise büyük bir olasılıkla bu
bir buhar basıncı depremidir.
Kural olarak artçılar
azalan exponansiyel olarak seyrekleşip küçülürlerken, yine kural olarak öncüler
de büyük magnitüdlü olmayıp artan exponansiyel oluş frekansına sahip
olurlar.
Tetikleme olgusunun
mekanik çözümünü şekil destekli olarak açıklamak problemin çözümünü
daha anlaşılır formatta sunmaya yardımcı olmaktadır.

Şekil-42.Öncüler Ne kadar Enerji Alırlarsa Alsınlar, Ana Deprem
Yine Aynı Büyüklükte Olacaktır.
Çünkü
bu öncü depremlerle ne ana fay düzleminin sürtünme kuvveti değişir ne de
onu yenebilecek gerilim miktarı değişir. Belki de yukarıdaki şekilde
“Enerjiyi Azaltmayan Öncüler” yerine “Enerjiyi Azaltırmış Gibi Yapan
Öncüler “ yazılması gerekirdi. Çünkü tahliye borusundan kaçan damlalar
ana havuzun enerjisininden çalsalar da aşağıdaki takoza kısa devre yapılması
için gereken ağırlığı değiştirmemektedir. Sadece havuzun dolma süresini
bir miktar geciktirmektedir. Ana fayın sürtünmesini azaltmak için böyle
minik öncüler değil, Yerküreyi en azından bir saat boyunca titreştirecek güçlü
depremlerin milonit oluşturması gerekir. Bu milonit oluşması işlevi ise
yukarıdaki analog kuruguda ana havuzun altındaki eliptik takozu sadece birazcık
yukarıya kaldırabilecektir. Bu işlev ise geçiktirmenin yerine öne alma yani
tetikleme işlevidir.
Şurası
iyi bilinmelidir ki “Aynı sistem içinde
olmayan depremler bile birbirlerini tetikleyebildikleri halde, ne kendi
sistemindeki, ne başka bir sistemdeki, ne de başka odaktaki beklenilen bir
depremin oluşum şiddetini pek azaltamazlar. Sadece kendi odaklarında
beklenilen gerilimi düşürebilirler. Gerilimi düşürebilirler ama kopma
gerilmesinden kendi enerjileri kadar çalamazlar. Örneğin bir odakta gerilim
kesinlikle ve sadece M=7.7 de boşalabiliyorsa, o odakta da sık sık
M=3.5’luk öncü depremler
oluyorsa, bu yolla gerilimin tamamen ortadan kaldırılması için yaklaşık
294 adet M=3.5 deprem olması yetmemektedir. Yani bırakın bir kaç öncüyü,
hatta yüzlerce öncü bile, kendi odağında beklenilen büyük depremin
(mutlak) gücünden pek bir şey çalamaz. Burada bir rölativite var. Çünkü
beklenilen büyük deprem sadece ve sadece büyüklük 7.7 ye ulaşınca gerçekleşebilecektir.
Diğer bir deyişle öncüler beklenilen ana depremin büyüklüğünü
pek azaltamazlar fakat oluşum zamanını geciktirirler. Yukarıda cümlelerde
sık sık gevelenen “pek” vurgusu şu anlama geliyor. Öncüler ancak Ana
fay düzlemindeki milonit oluşumuna katkıda bulundukları sürece ana fayın büyüklüğünü
azaltabilirler. Ancak bu azaltma işlemi örneğin 3.5 richterlik bir öncü
tarafından yapılırsa yukarıdaki nafile hesapta olduğu gibi ana fayın
enerjisinin 1/294 ünü değil, ana fay düzlemindeki unlaşmaya katkı dolayısı
ile belki de 1/1000000 unu alır.”
Bu
şartlar altında Saros 5.3 depreminin Gaziköy-Gökçeada arasındaki
“Karasal Geçiş” kilidini, hele özellikle Tekirdağ açıklarındaki 120
derecelik “Ganos-Orta Marmara Birleşimi” kilidini kırması beklenilemez.
Bu kilitleri 1999 Doğu Marmara depremleri bile kıramamışlardı.
|