Etiket arşivi: Depreme

0

“Depreme hazırlık için kentsel dönüşüm bir fırsattır”

Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şerif Barış, Türkiye’nin her bölgesi için deprem riski bulunduğunu belirterek, depreme hazırlık için kentsel dönüşüm çalışmalarının bir fırsat olduğunu söyledi.

Barış, Jeofizik Deprem ve Kentsel Dönüşüm Paneli için geldiği Elazığ’da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların deprem gerçeğinden korkmak yerine depreme karşı hazırlıklı olması gerektiğini belirtti.

Asıl korkulması gerekenin deprem riskine karşı önlem alınmaması olduğunu ifade eden Barış, Türkiye’de zaman zaman bazı kişilerce birçok bölgenin yüksek deprem riski taşıdığı yönünde açıklamalar yapıldığını dile getirdi.

Deprem olasılığının ne kadar olduğunun açıklanmamasının insanlarda tedirginliğe yol açtığını belirten Barış, bir yer için deprem riskinden bahsedilmesi halinde yüzde kaç olasılık bulunduğunun açıklanması gerektiğini ifade ederek, “Bunlar, uzun dönem deprem verilerine bakarak, yer kabuğuna kurulan deprem istasyonlarından elde edilecek verilerle söylenebilir” dedi.

Televizyona çıkıp “Büyük bir deprem bekliyorum, deprem burayı hallaç pamuğu gibi atacak” diye öngörüde bulunan kişiler olduğunu dile getiren Barış, özellikle 17 Ağustos depreminden sonra uzman olmayan kişilerin ekranlarda yer almaya başladığını belirterek, deprem konusunda, jeofizik mühendisliğinin dalı olan sismoloji (deprem bilimi) alanında çalışan akademisyenlerin söylemlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Barış, 17 Ağustos depreminde oluşan fay kırığında Japon bilim adamlarıyla yaptıkları araştırmalar ve diğer bilimsel araştırmalardan elde ettikleri verilere göre, 7’den büyük deprem üreten fayların kırılması halinde, tekrar deprem üretebilmesi için en az 150-200 yıl geçmesi gerektiğini savunarak, daha önce büyük deprem geçiren Kocaeli, Adapazarı, Düzce, Erzincan ve Elazığ illerinde en az 150-200 yıl geçtikten sonra tekrar büyük deprem meydana gelebileceğini ileri sürdü.

Depremin nerede ve nasıl oluştuğunu çok iyi bildiklerini ancak bilmedikleri ve üzerinde çalıştıkları konunun depremin ne zaman meydana geleceği hususu olduğunu kaydeden Barış, şunları söyledi:

“Türkiye’de yaklaşık 15’e yakın bölgede yıkıcı bir deprem olma ihtimali her an vardır ama ben bunları, medyada insanlara tek tek, isim isim açıklamam. Deprem riskinin olması demek depremin hemen olacağı anlamına gelmez. Deprem riski 100 yıl için hesaplanır. Marmara’da işte 7’den büyük bir depremin 100 yıl içerisinde olma olasılığı yüzde 65’tir.”

– “Depreme karşı hazırlıklı olunmalı”

Barış, Türkiye’nin birçok bölgesinde deprem riski olmasına karşın deprem istasyonlarının bulunmamasının çok önemli bir eksiklik olduğunu belirtti. Dünyanın birçok yerinde kurulan araştırma istasyonlarında, depremin önceden belirlenmesi noktasında çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Barış, deprem ülkesi olan Türkiye’de de bu istasyonların yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

Kurumların iş birliği içerisinde hareket ederek kuracakları deprem istasyonlarıyla bölgelerini izleyebileceklerini belirten Barış, insanların deprem gerçeğiyle yüzleşip gerekli tedbirleri alması ve depreme hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Şerif Barış, şunları kaydetti:

“Evinizde, iş yerinizde herhangi bir afete karşı önlem aldınız mı? Almadınız. Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan insanlar nerede olursa olsun bir deprem riskinin içerisindedir. Siz bana yarın başka bir şehre gitmeyeceğinizi, orada çalışmayacağınızı garanti edebilir misiniz? Türkiye’nin yüzde 92’si birinci ve ikinci derece deprem bölgesidir. Herhangi bir yere gittiğinizde ya da herhangi bir yerde yaşadığınızda oradaki ya da civardaki bir deprem sizi etkileyebilir. Öncelikle depreme dayanıklı yapı yapmayı ve depreme dayanıklı yapılarda oturmayı öğreneceğiz. Kentsel dönüşüm bunun için bir fırsattır ama tek başına yeterli değildir.”

Kaynak:

35_1412151249_110484.jpg

PREFABRİK YAPILAR DEPREME DAHA DAYANIKLI

 
Giderek artan talepler sonucunda prefabrik evler giderek çoğalmakta ve oluşan sektör, canlanarak yükselmektedir. Marmara depremi de göstermiştir ki, deprem değil, binalar öldürüyor, depreme dayanıklı olan binalarda oturmak herkesin hakkı. Ama betonarme yapılar gerek yetersiz denetimler yüzünden, gerekse eksik malzeme kullanımından hala depreme dayanıklı olmaktan çok uzaklar. Ama prefabrik evler çelikten donanımları ve beton zeminlere fabrikada üretilen aksamların monte edilmesi ile yapıldıkları için çok sağlam ve depreme dayanıklı olmaları ile bilinmektedirler. Diyelim ki arsanız var ve üzerine nasıl bir ev yapacağınızı bilemiyorsunuz, hemen bize gelin ve önceden hazırladığımız prefabrik evlere bakın. Göreceksiniz ki sizin düşündüğünüzden çok daha güzel ve etkililer. Dekorasyonunu istediğiniz gibi yapabilecek ve ne istiyorsanız evinize uygulayabileceksiniz. Prefabrik evler taşınabilir evlerdir, istediğiniz zaman bir başka yere söküp taşıyabilir ve orada yine rahatlıkla monte ettirebilirsiniz. Biz firma olarak yaptığımız işin her aşamasında sizlerin yanında olmaktan gurur duyuyoruz. Dünya standartlarında prefabrik evler üretiyor ve sizlerin depreme dayanıklı evlerde oturmanızı arzu ediyoruz.
 
Betonarme evleri almak çok da kolay değil çok masraflı ancak prefabrik evler fiyat açısından onlardan çok ucuz ve alım gücünüzü zorlamayacak nitelikte. Prefabrik ev fiyatları piyasanın en uygun fiyatlarıdır bizim şirketimizde. Güncel fiyatlara www.asprefabrikevfiyatlari.com adresimizden ulaşabilirsiniz. Arsanızın üzerindeki betondan önceden hazırlanmış zeminlere üretim tesislerinde yapılan çelik malzemeler ve diğer aksamların montajı ile evleriniz kısa sürede meydana getirilmektedir, isterseniz prefabrik evinizi dubleks olarak da hazırlayıp monte edebiliriz. Dubleks evler de istenildikleri yere sökülüp taşınabiliyor, zaten prefabrik evin anlamı, taşınabilen demektir. Dilerseniz evinizin bütün alt yapısını da hazırlayarak size teslim edebiliriz ama isterseniz kaba inşaat denilen aşamada bırakırız, kalanını siz istediğiniz gibi bitirirsiniz. Isı ve ses yalıtımı betonarme binalara göre çok daha iyidir prefabrik evlerin bu konuda endişeniz olmasın. Çelik taşıyıcıları nedeniyle de deprem size uğramayacak, can ve mal kayıpları yaşamayacaksınız. Çok hızlı montaj teknikleri ile bitirilen prefabrik evler, son derece şık ve moderndirler. Dış görünümleri ile sizi kendine hayran bırakacak eviniz, içi ile de kolay kullanımlı ve çok konforlu olacaktır. Kullanılan malzemelerle ilgili olarak prefabrik evlerin dayanıklılık süreleri 30 ile 50 yıl arasında değişkenlik göstermektedir. Zaten betonarme ev de satın alsanız, bundan daha uzun ömürlü olacağı düşünülemez, üstelik prefabrik evinizi nereye isterseniz oraya taşıyabileceksiniz ve prefabrik yapı fiyatları diğerlerine göre çok daha uygundur, isteyen herkes satın alabilir. İç detaylarını arzunuza göre yaptırabileceğiniz prefabrik evlerinizde oturmanın ayrıcalığını ve keyfini yaşamaya doyamayacaksınız. Son sistem teknoloji eseri evler, diğerlerinden görüntü olarak da çok farklıdır ve sizin imzanız olacaktır. Firmamızın desteği her zaman yanınızda olacak ve en ufak bir aksilikte uzman ekiplerimiz yanınıza koşacaktır. Elektrik, su, katı atıkları siz isterseniz tarafımızdan yapılacaktır, dekorasyon teknikleri betonarme evlerdeki gibi olabilmekte ve bu anlamda sorun yaşamamaktasınız. Biz firma olarak yenilikçi düşüncelere ve sizin isteklerinize sonuna kadar açığız, istediğiniz değişiklikleri evinizde uygulayabileceksiniz. Çift, tek katlı prefabrik evler alanındaki iddiamız ile sektörün kalıcı isimleri arasındayız. Diğer firmaların prefabrik ev örneklerini de görün ve ondan sonra bize gelin, bizim ayrıcalığımızı o zaman anlayacaksınız. Genel kullanım amaçlıdır bizim ürettiğimiz prefabrik evler, yani diğer evlerden hiçbir farkı yoktur hatta dayanıklılık, ısı ve ses yalıtımı açısından fazlalığı bile vardır. Depreme karşı alabileceğiniz en güzel önlem prefabrik ev yaptırmak olacaktır. 
35_1411477978_alanya_besik_gibi_sallandi_h98939.jpg

Alanya’yı sallayan depreme 6 artçı daha

Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Deprem Merkez Üssü'nden edinilen bilgiye göre, saat 00:00’de merkez üssü Akdeniz olan  5,2 büyüklüğünde 25,6 derinliğinde bir deprem meydana geldi.  Antalya kent merkezine 63, Kemer İlçesi'ne 42 kilometre uzaklıkta yaşanan deprem de can ve mal kaybı yaşanmazken deprem, Antalya kent merkezi ile Alanya, Serik, Manavgat, Belek, Side, Kemer, Kumluca, Finike ve civar bölgeler de hissedilerek kısa süreli paniğe neden oldu.
Bu arada ana şoku izleyen sarsıntılar sabaha kadar sürdü. En büyüğü 3,0 büyüklüğünde 6 artçı kaydedildi. Genellikle merkez üsse yakın noktalarda hissedilen küçük sarsıntılar yüzünden bazı vatandaşlar uyumadan sabahlamayı tercih etti.

35_1411458585_2509144674.jpg

Depreme hazır mısınız?

Kentsel dönüşüm çalışmaları, 2014'ün ilk 7 ayında geçen yıla göre 1.5 kat arttı. Vatandaş evini kentsel dönüşüme sokabilmek için harekete geçerken, İstanbul'da 400 bin kişiye ait‘hasarlı bina tespiti’ yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da büyük önem verdiği kentsel dönüşüm çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri çalışmaların yavaşladığına dair iddialara karşı çıkarken, kentsel dönüşüme giren riskli bina sayısının arttığına dikkat çekiyor.

DÖNÜŞÜMDEKİ SAYI 1.5 KAT ARTTI

Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin göreve gelmesiyle birlikte çalışmalar yoğunlaştırılırken, geçen yıla göre kentsel dönüşüme giren bina sayısında yaklaşık 1.5 kat artış olduğu belirtiliyor. Yetkililerden alınan bilgilere göre, 2013'te kentsel dönüşüm için 63 bin bina tespiti yapılırken, 2014'ün ilk 7 ayında ise 155 bin riskli bina tespit edilerek kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Bu artışın ise "kentsel dönüşüm durdu" şeklindeki iddialara karşı en somut örnek olduğu ifade ediliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Geçen yıla oranla risk tespiti yüzde 673 oranında arttı.

42 BİN 480 ADET RİSKLİ YAPI VAR!

2014 yılının ağustos ayı itibariyle toplamda 42 bin 480 adet riskli yapının tespiti yapılmış durumda. Toplamda ise 9 bin 167 adet riskli yapının yıkımı gerçekleştirildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2014 hedefi Türkiye genelinde 45 bin binada 140 bin konut ve işyerinin risk tespitini gerçekleştirmek. Türkiye’de halen ‘risk raporu’na tehlike sınırına gelmiş yüzbinlerce bina bulunuyor.

BİNALAR DÖNÜŞÜYOR

Türkiye'de hasarlı binaların dönüşümü hız kazanmış durumda. 2013 yılının ilk 7 ayında 3 bin 882 binanın risk tespiti yapılırken, bu yılın ilk 7 ayında risk tespiti yapılan bina sayısı 26 bin 137'e ulaştı. 2013 yılının ilk 7 ayında 3 bin 882 binada 25 bin 843 konut ve işyerinin risk tespiti yapılırken, 2014 yılının aynı döneminde 26 bin 137 binada 82 bin 238 konut ve işyerinin risk tespiti yapıldı. 2013 yılının ilk 7 ayında risk tespiti yapılan 3 bin 882 binanın 1.933 adedinin yıkımı gerçekleştirildi. 2014 yılının ilk 7 ayında ise risk tespiti yapılan 26 bin 137 binanın 3 bin 201 adedi yıkılmış durumda.

PEKİ RİSK RAPORU NASIL ALINIYOR?

Deprem teknik bir rapordur. Deprem risk raporunu alabilmek için Bakanlığın yetkili kuruluşlarına başvurmanız şarttır. Eğer binanız ekonomik ömrünü tamamlandıysa, yapısal hasarları varsa, “deprem risk raporu’ hazırlatarak, yeni bina yaptırabilirsiniz. Sırasıyla gidersek, ‘deprem risk raporu’ alabilmek için öncelikle ilgili Belediye İmar Müdürlüğü veya Tapu Müdürlüğü’ ne başvurarak binanıza ait statik ve/veya mimari proje temin edilir. Ardından ilgili Belediye’de binanıza ait proje bulunamadığı takdirde binanızın taşıyıcı sistem rölöve projesi tarafımızdan hazırlanır. Varsa binanız için daha önce almış olduğunuz teknik raporlar oluşturulur. Bakanlık Lisanslı Kuruluşu Proyeni Mühendislik Proje Mimarlık Müşavirlik İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ne başvuru dilekçesi yazılır. Deprem risk raporu için hazırlamanız gereken başlıca evraklar vardır. Tapu fotokopisi, nüfus cüzdanı fotokopisi, tapudan kat maliklerini ve arsa oranlarını belirten bağımsız bölüm listesini gösterir belge gerekir. Bu belgeler ile örnek dilekçeyi doldurarak Bakanlık Yetkili Kuruluşuna başvuruda bulunduğunuzda binanız için çalışmalara hemen başlanır. 

35_1386538789_ozel-haber-aksaray-da-6-7-lik-depreme-neden-5399488_o.jpg

Aksaray’da 6.7’lik Depreme Neden Olabilecek Aktif Fay

Aksaray'da 6.7 büyüklüğünde bir deprem oluşturabilecek aktif fay hatlarının olduğu, çeşitli üniversitelerce yürütülen çalışmalarda da bugüne değin bilinmeyen yeni fay hatları bulunduğu bildirildi. Uzmanlar, Aksaray'daki yapılaşmanın 6.7 büyüklüğündeki deprem olasılığına göre oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

SON DÖNEMDE BÖLGEDEN GELEN BİLGİLERDE ARTIŞ OLDU

Türkiye ve özellikle İç Anadolu Bölgesi'ndeki depremsel faaliyetleri araştıran Niğde Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Alper Gürbüz, araştırmaların tüm hızıyla devam ettiğini belirterek, "Aksaray ve çevresinde bugüne kadar MTA'nın yanı sıra ben de kapsamlı çalışmalar yaptım. Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası'nda depremselliği en düşük olarak gösterilmiş olan Aksaray ve yakın civarında son dönemde yürütülen çalışmalar bölgenin deprem tehlike analizlerinin yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılar niteliktedir. 1996 yılında üretilen Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası'nın üzerinden geçen yaklaşık 17 yıllık süreçte Aksaray ve çevresine dönük bilgilerimiz oldukça artmıştır.

Gerek bölgenin önceden bilinen eski fayları üzerinde yapılan projelerle, gerekse de yeni keşfedilen aktif nitelikli fayları ortaya koyan çalışmalarla bölgenin tektonik haritaları güncellenmiştir. Ayrıca 1999 Marmara depremlerinden sonra ülkemizin geneline yayılan sismik istasyonların dağılımıyla yeni meydana gelen depremlere dair elde edilen bilgiler de hızla artmaktadır." dedi.

"6,7 DEPREM OLUŞTURACAK FAY SEGMENTLERİ MEVCUT"

Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü, Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri ile Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün başta olmak üzere son dönemde bölgede yürütülen çalışmaların, Aksaray ve çevresinin de tıpkı yurdumuzun hemen hemen tamamının sahip olduğu gibi bir 'deprem gerçeği' olabileceğine işaret ettiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Gürbüz, "Aksaray'ın doğrudan sırtını yasladığı Tuz Gölü Fay Zonu bölgenin en önemli tektonik yapısıdır. Niğde'nin Kemerhisar ilçesinden başlayıp, Aksaray ve Şereflikoçhisar boyunca Ankara'nın güneyine kadar yaklaşık 200 km boyunca takip edilebilen bu fay zonu oldukça önemli bir yapı olarak bölgenin depremselliği açısından önem taşımaktadır. Tuz Gölü Fay Zonu, Aksaray'da 2001 yılının Mart ayında meydana gelen 4 büyüklüğünde bir depremle üzerine tekrar dikkatleri çekmiştir. Daha sonra 2005 ve 2007 yıllarında Ankara'da meydana gelen ve yöre insanını oldukça endişelendiren deprem dizilerinde de bölgeye yakın olduğundan dolayı tedirginlik oluşturmuştur.

Çünkü oldukça uzun bir hat boyunca gelişmiş olan Tuz Gölü Fay Zonu'nu oluşturan segmentlere ait bilgiler yaklaşık 7 büyüklüğünde bir deprem oluşturabileceğine işaret etmekteydi. MTA'nın son olarak yürüttüğü çalışmalar ise Aksaray sınırları içerisinde 6.7 büyüklüğünde bir deprem üretebilecek fay segmentlerinin mevcut olduğunu göstermektedir. Ayrıca bölgede sadece Tuz Gölü Fay Zonu mevcut değildir. Bunun yanı sıra Aksaray'ın Sultanhanı ilçesi civarında da üzerinde sismik aktivitenin de gözlendiği önemleri yeni fark edilen bir takım fayların etkinlikleri gerek bizim kendi çalışmalarımızda, gerekse de diğer üniversitelerin yürüttüğü çalışmalarda ortaya konmuştur" dedi.

"ÇEVRE İLLERDEKİ DEPREMLER AKSARAY'I DA ETKİLER"

Aksaray il sınırları içerisinde yer alan bu aktif fayların haricinde yine Aksaray'ın komşusu niteliğindeki Niğde, Konya, Kırşehir, Kayseri ve Ankara illerinde de mevcut fayların üzerinde meydana gelebilecek büyük depremlerin Aksaray'ı ciddi anlamda etkileyeceğini belirten Gürbüz, "Nitekim milattan sonra 1104 yılında Niğde'de meydana gelen 9 şiddetindeki depremde Niğde ili ve civarında yaklaşık 40 bin can kaybı yaşandığı, 1717 yılında Kayseri'deki 8 şiddetindeki depremde ise yaklaşık 8 bin 300 insanımızı yitirdiğimiz tarihsel belgelerde yer almaktadır.

1938 yılında Kırşehir'in Akpınar kesiminde meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki depremde ise 158 can kaybı yaşanmıştır. Bütün bu depremler Aksaray'da hissedilen ve endişe oluşturan depremler olmuştur. Son olarak 2011 yılının Haziran ayında Aksaray merkezde yaşanan 3.9 büyüklüğündeki deprem ve Mayıs 2013'te Aksaray'ın Eskil ilçesi 3.6 büyüklüğündeki depremler yukarıda değinilen ve Aksaray ve çevresini tehdit eden fayların aktif olduklarına ve yeni depremler üretebileceklerine işaret etmektedir" şeklinde konuştu.

"YAPILAŞMAYA DİKKAT EDİLMELİ"

Aksaray bölgesinde yapılaşma güvenliğine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Gürbüz, "Bölgede hızla gelişen yapılaşmanın bu gerçekleri gözardı etmeden gerçekleşmesi ise bölgenin her meydana gelen depremde tedirginlik yaşamamasını garanti altına almanın en önemli ve hatta tek yoludur" diye konuştu

http://www.haberler.com/ozel-haber-aksaray-da-6-7-lik-depreme-neden-5399488-haberi/

35_1377977736_depreme-karsi-yeni-onlemler-geliyor-5003157_4020_o.jpg

Depreme Karşı Yeni Önlemler Geliyor

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) koordinasyonunda çalışmaları yürütülen yeni deprem yönetmeliğiyle, özellikle kritik tesisler olmak üzere yeni yapılacak kamu binalarına, deprem anında yapının çoğunlukla esneyerek az hasar görmesini sağlayan sismik izolasyon şartı getirilecek.

AFAD Deprem Dairesi Başkanı Murat Nurlu, AA muhabirine, mevcut deprem yönetmeliğinin günün ihtiyaçlarını karşılayamadığını söyledi.

Bu çerçevede 2012-2023 Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı'nda yer alan deprem yönetmeliğini güncelleme çalışmalarını başlattıklarını dile getiren Nurlu, haziranda yapılan çalıştayda, yaklaşık 300 bilim adamı ve sivil toplum kuruluşuyla görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti. Nurlu, Başbakanlık AFAD koordinasyonunda oluşturulan 100 kişilik uzman ekibin yönetmelik çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

-Kritik tesisler depremden izole edilecek

Yönetmeliğin, günün koşulları ve yaşanan depremlerden çıkarılan dersler de dikkate alınarak güncelleneceğini ifade eden Nurlu, deprem zararlarının azaltılmasında önemli bir faktör olan sismik izolasyonun Türkiye'de giderek yaygınlaştığını ancak bu konudaki teknik mevzuatların yeterli olmadığını bildirdi.

Deprem yönetmeliğinde sismik izolasyon konusunda henüz bir bölüm bulunmadığını ifade eden Nurlu, bu ihtiyacın giderilmesini sağlayacaklarını belirtti.

Sismik izolasyonun, yapısal ve yapısal olmayan unsurların daha az hasar görmesini sağladığını, yapının sadece sağa sola kontrollü şekilde salınımıyla deprem zararını azaltabildiğini anlatan Nurlu, yönetmelikle, özellikle kritik tesisler olmak üzere yeni yapılacak kamu binalarına sismik izolasyon getirilmesinin planlandığını söyledi.

Nurlu, sismik izolasyon yöntemlerinin uygulanmasında karşılaşılan sorunların önüne geçilmesinin hedeflendiğini de kaydetti.

-Yüksek katlı binalara "deprem" ayarı

Türkiye'de yüksek katlı binalarla ilgili yönetmeliğin de bulunmadığına işaret eden Nurlu, "Deprem yönetmeliğimizde verilen hesap kuralları, belirli bir kata kadar yükseklikteki binaların tasarımına cevap veriyor. Ancak günümüzde 50, 60 katlı çok sayıda bina yapılıyor. Bu tür yüksek katlı binaları da yönetmelik kapsamına alıyoruz" diye konuştu.

-Kırsalda ahşap yapılar özendirilecek

İyi tasarlanmış ahşap yapıların, daha hafif olmaları nedeniyle geleneksel yapı türlerine göre depremde daha az hasar görebildiğini vurgulayan Nurlu, yönetmelikle, özellikle kırsal bölgelerde can ve mal kayıplarını önlemek amacıyla ahşap yapıların özendirilmesinin amaçlandığını bildirdi.

Nurlu, öte yandan, yönetmeliğe yapılacak eklemelerle, yapı sektöründe ahşabın da hak ettiği yeri almasına katkı sağlanacağını ifade etti.

Yönetmelikle, güçlendirme çalışmalarına ilişkin daha pratik hesap kurallarının ve uygulamaların da ortaya konulacağını belirten Nurlu, gelecek yıl yaklaşık bin kişiden oluşan büyük bir çalıştay düzenlenerek çalışmaların sonucunun açıklanacağını sözlerine ekledi.

http://www.haberler.com/depreme-karsi-yeni-onlemler-geliyor-5003157-haberi/

35_1366419898_gaziantep-depreme-uzak-degil-4543488_o.jpg

Gaziantep Depreme Uzak Değil

Gaziantep'in deprem bölgesine çok uzak olmadığını belirten Gaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hamza Güllü, Türkiye'nin en önemli fay hatlarından birisi olan Doğu Anadolu fay hattının Gaziantep'in çok yakınından geçtiğini, özellikle Nurdağı ve İslahiye ilçelerinin bu fay hattı içerisinde olduğunu ifade etti.

Depremle ilgili tarihi kayıtların Gaziantep bölgesi için oldukça kısıtlı olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Güllü, bu nedenle tahmin yapmanın zor olduğunu söyledi. Yıllardır Gaziantep'te deprem olmamasının bundan sonra da deprem olmayacağı anlamına gelmediğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Güllü, insanların depremden korkmalarını değil, depreme karşı bilinçli olmaları gerektiğini ifade etti.

Güllü, "Türkiye'nin en önemli üç deprem bölgesi olan Kuzey Anadolu fay hattı, Ege Bölgesi ve Doğu Anadolu Fay hattını sistemler olarak değerlendirdiğimizde içerisinde en önemli aktif fay hatlarından birisi Doğu Anadolu fay hattı. Özellikle Gaziantep'e yakın olarak değerlendirdiğimiz Türkoğlu, Andırın, Nurdağı, Kahramanmaraş bölgelerinde uzun yıllar ciddi anlamda deprem olmamış. Deprem olmaması burada enerjinin birikmiş olabileceğini, dolayısıyla bu sessizliğin aslında çok kötü bir seslilikle meydana gelebileceğini gösteriyor" şeklinde konuştu.

'İnsanların deprem korkusunu değil, deprem bilincini kazanması gerekir' diyen Güllü, "Doğu Anadolu fay hattının Gaziantep'e yakın kısmında büyük bir sismik sessizlik söz konusudur. Bu kendini belli bir zaman sonra bozacak ve bir etki olarak meydana getirecektir. Bu etki farklı boyutlarda ve farklı kuvvetlerde olacaktır. Gaziantep açısından en büyük problemlerden birisi de budur. Doğu Anadolu fay hattında hala bir birikme oluşuyor. Depreme karşı önlemimizi alırsak, depreme karşı dayanıklı binalar yaparsak, bataklığın üzerinde bile depreme dayanıklı bir yapı yapıyorsanız burada olacak depremlerden korkmaya gerek yok" ifadesini kullandı.

Gaziantep'in Türkiye için önemli bir şehir olduğuna dikkat çeken Güllü, "Gaziantep bölgesini özel olarak değerlendirmek gerekirse, Gaziantep özellikle son 10 yılda Türkiye'nin diğer illerine baktığınız zaman sessiz, içten içe ama çok hızlı bir şekilde ivme kaydediyor. Gaziantep'te baktığınız zaman zemini kazdığınızda birçok yerde birkaç metrede sert zemin çıkabiliyor. Gaziantep'te yüzeyden itibaren kötü toprağın, kötü zeminin bayağı bir hacim kapladığı bölgelerde var" diye konuştu.

http://www.haberler.com/gaziantep-depreme-uzak-degil-4543488-haberi/

İstanbul depreme hazır mı?

En son İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2009 yılında yapılan ve en kötü senaryo olarak bilinen 7.5 büyüklüğündeki deprem sonuçları için senaryo güncellendi. Her ne kadar rakamları çok iyimser bir hale getirilmiş olsa da şimdi bu senaryoya bakarak “İstanbul depreme hazır mı?” sorusuna somut cevaplar aramalıyız.
* 10-30 bin ölü: Bu ölümler gerçekleştiğinde kimlik tespiti, cenaze işleri için bir hazırlık yapmak mümkün değil. Ayrıca mezarlıkların planlanmasında her ölü beden için 5 metrekarelik bir alangerekli. 30 bin ölü, 150 bin metrekarelik mezarlık demek!
* 2 bin 500-10 bin çok ağır hasarlı ve 13-34 bin ağır hasarlı bina: Çok ağır hasarlı binaların yarısı yassı kadayıf olsa, bu binalardan herkes canlı çıkarılamaz ve ölenler geri getirilemez. Aslında depremden sonra 5 bin binaya, 5 bin tane 20’şer kişiden oluşan arama ve kurtarma ekibi bulmak mümkün değil.
* 85-150 bin orta hasarlı ve 250-350 bin hafif hasarlı bina: Böyle bir durumda 530 bin olarak hesaplanan acil barınma ihtiyacı olan hane sayısı, panik nedeniyle birkaç milyonu bulacak. Ne dünyada bu kadar çok çadır, ne de İstanbul’da bu kadar çok çadırı kurmak için yeterli açık alan var.
* 20-60 bin hastanede tedavi gerektiren ve 50-140 bin hafif yaralı: Güçlendirilen ve yeniden yapılan hastanelerimiz var. Fakat apartmandan bozma ve çürük binalarda sağlık hizmeti veren tesislerimizin sayısı daha fazla. Binası sağlam kalan hastanelerimizin de içindeki teçhizat zarar görebileceğinden tam kapasite çalışabileceği şüpheli. Deprem, sağlık personelini ve tesislerini de etkileyeceği için bu konuda da dışarıdan gelecek olan desteğe ihtiyaç var. Hasar görecek yol ve köprüler ile beraber yolları kaplayacak olan bina enkazı ve terk edilecek olan araçlardan dolayı yaralı ve ekip taşıma zor olacak. İlkyardım bilgisi ve doğru bir ilkyardım çantası olan insan sayımız da yok denecek kadar az.
* 650 noktada doğalgaz şebekesi ve 17 bin adet doğalgaz kutusunda hasar: Bu rakamlara binlerce fabrika, konut ve araç yangınını da ilave etmeliyiz. İtfaiyenin de karayolundan ulaşımının imkansız olabileceği bir yerde taşıma su ve ekipler ile yangın ve kimyasal serpintilere müdahale etmek mümkün olamayacak.
* 450 noktada içme suyu ve 1500 noktada atık su hattı hasarı bekleniyor: İSKİ su şebekesinin büyük bir kısmı yenilendi. Fakat Japonlar gibi sismik bağlantılar yerine hâlâ standart boru bağlantıları kullandığımız için su şebekemizin de depreme göre inşa edildiğini söyleyemeyiz. Ayrıca Japonlar gibi, halkın sığınabileceği park ve bahçelere de, afetzedelerin ihtiyacını karşılayacak su deposu ve fosseptik kuyusu gibi sistematik olması gereken hazırlıklarımız da yok…

Halk paydaş olarak değil 

afetzede olarak görülmekte

Bu listeyi uzatmak mümkün ama anlamak isteyenler tarafından mesaj alınmış olmalı. Yani İstanbul ve İstanbullu depreme hazır değil! Kentsel dönüşüm olarak adlandırılan uygulama geç kalınmış ve içerik olarak eksik ama çok doğru bir adım. Marifet şimdi bu dönüşümü ve diğer hazırlıkları halkla beraber, doğru ve hızlı yapabilmekte.
Maalesef afet çalışmalarımız toplum tabanlı değil. Halk bu çalışmalarda paydaş olarak görülmemekte, bu sürece daha çok “afetzede” olarak katılabilmekte. Ayrıca 2005 yılında çıkan 5393 Sayılı Belediye Kanununun 53. maddesi ve 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 69’uncu maddesi belediye ve il özel idarelerine afet ve acil planlarını yapmak, afet zararlarını azaltmak, halkı eğitmek, gerekli donanımı hazırlamak vb. gibi görevler vermesine rağmen ülkemizde bunları hakkıyla yerine getiren il özel idaresi ve belediye yok; denetleyen ve bunun farkında olan ise hiç yok.
Sözün bittiği yerdeyiz: Deprem, patlama anını bekleyen bir saatli bomba gibi. Öncelikle deneme-yanılma, bana göre-sana göre gibi dedikodularla iş yapmaktan vazgeçmeliyiz. Hz. Muhammed’in dediği gibi önce “Beşikten mezara kadar bilim öğrenin.” Yani işe Marmara Belediyeler Birliği’nce yayınlanmış Afet Yönetimi kitabını okuyarak başlayabiliriz:

 

http://www.milliyet.com.tr/istanbul-depreme-hazir-mi-/mikdat-kadioglu/pazar/yazardetay/03.02.2013/1663906/default.htm

35_1356915064_endonezya-da-6-2-buyuklugunde-deprem-11-3673791_4071_o.jpg

“Karadeniz 6.6 Büyüklüğünde Depreme Hazır Olmalı”

KTÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Bektaş, Karadeniz'de Batum açıklarında 23 ve 26 Aralık'ta meydana gelen depremlerin, bilinç oluşturmada bilim adamlarının ikazlarından daha etkili olduğunu belirtti.

Bektaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karadeniz'de 5.5 büyüklüğündeki depremler ile artçıların Karadeniz'in tektonik yapısı ve deprem üretme modeli ile ilgili gizemlerini açığa çıkardığını ifade etti.

Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü tarafından güncellenen Türkiye Diri Fay Haritası'nın, Karadeniz'de deprem üretme kabiliyeti olan ve bölge için risk oluşturacak fayları içermediğini dile getiren BEktaş, "TPAO tektonik haritasına göre Doğu Karadeniz sahiline paralel uzanan ters fay sistemine ek olarak, bu fay sistemine dik doğrultuda Rize, Trabzon, Ordu doğrultu atımlı fay sistemleri mevcuttur. Doğu Karadeniz aktif fay sistemleri kesinlikle Türkiye Diri Fay Haritası'na konulmalıdır" dedi.

-Depreminin Trabzon fayı üzerinde oluştuğu ihtimali-

Kandilli Rasathanesi'nin 1960-2012 deprem kayıtlarının bu fay sisteminin aktif olduğunu kanıtladığını kaydeden Bektaş, "Kandilli'nin deprem odak mekanizması çözümlerinin doğrultu atımlı bir fayı işaret etmesinin yanı sıra ana şokun yeri dikkate alındığında Batum depreminin Trabzon fayı üzerinde oluştuğu ihtimalini güçlendirir. Doğu Karadeniz'in deprem potansiyelinin değerlendirilmesinde hem Kuzey Anadolu Fayı, hem de Karadeniz Fayı'nı birlikte değerlendiren Deprem Olasılık Haritaları kullanılmalıdır" diye konuştu.

Prof. Dr. Bektaş, Deprem Dairesi Başkanlığı'nın haritalarına göre son 100 yıl içerisinde Karadeniz fayı üzerinde meydana gelen en büyük depremin, 1968 yılında yaşanan 6.6 büyüklüğündeki Amasra-Bartın depremi olduğunu belirterek,

"Amasra-Bartın'da, karadan yaklaşık 10 kilometre açıkta, ters fay özelliğindeki Karadeniz fayı üzerinde oluşan deprem 29 kişinin ölümüne, 2 bin 100 binanın yıkılmasına, küçük çapta tsunami oluşumuna ve sahil kesiminin yükselmesine neden olmuştur" dedi.

Karadeniz Bölgesi'ni kuzeyden ve güneyden kuşatan sırasıyla Karadeniz Fayı ve Kuzey Anadolu Faylarını birlikte dikkate alan uluslararası deprem tehlike haritalarına göre önümüzdeki 50 yıl içerisinde Karadeniz Bölgesi'nde oluşabilecek en büyük depremin yüzde 90 olasılıkla 1968 Bartın depremi gibi 6.6 büyüklüğünde olabileceğini ifade eden Bektaş, "Bu depremden daha büyük bir deprem olma olasılığı yüzde 10'dur. Karadeniz'de Batum açıklarında meydana gelen yer sarsıntıları, deprem bilinci oluşturulmasında bilim adamlarının ikazlarından daha etkili oldu. Tüm Karadeniz Bölgesi 6.6 büyüklüğünde depreme hazır olmalıdır. Bu nedenle kentsel dönüşüm projeleri hazırlanırken çağdaş deprem olasılık haritaları kullanılmalıdır. Karadeniz Bölgesi'ndeki binalar, yollar, tünel ve barajlar depreme karşı bugünkünden 3 kat daha fazla güvenli yapılmalıdır" diye konuştu.

http://www.haberler.com/karadeniz-6-6-buyuklugunde-depreme-hazir-olmali-4206184-haberi/

26_1345987357_suyal.jpg

Su Yalıtımı Binalarda Depreme Karşı Dayanıklılığı Artırıyor

Türkiye'yi yasa boğan 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 13 yıl geçti. Kocaeli Gölcük merkezli depremde 17 bin 480 kişi öldü, 23 bin 781 kişi yaralandı, 500 kişi de sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 iş yeri ise hasar gördü. Yalıtım uzmanlarına göre bu yıkımların en önemli nedeni binalarda su yalıtımı olmadığı için oluşan korozyon sonucu taşıyıcı sistemin zayıflaması.

Uzmanlar, her an deprem tehdidi altında olan Türkiye'de bu olumsuz gidişe önemli ölçüde 'Dur' demenin yolunun su yalıtımının yasal zorunluluk haline getirilmesinden geçtiğini kaydediyor.

Bitümlü Su Yalıtımı Üreticileri Derneği (BİTÜDER) Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Karahan, yapıların suyun zararlı etkilerinden korunarak depreme karşı güvenli hale gelmesinin en önemli yolunun binalarda su yalıtımı yapılmasından geçtiğini belirtiyor. Yağmur, kar gibi herhangi bir yoldan yapılara sızan suyun donarak veya kimyasal tepkimelere girerek donatının özelliğini yitirmesine ve korozyona yani betonun içindeki taşıyıcı özellikteki demirlerin paslanmasına neden olduğunu dile getiren Burhan Karahan, oluşan korozyonun ise yapıların taşıyıcı sisteminin çürümesine ve zayıflamasına neden olduğunu kaydediyor.

Su yalıtımı olmayan binalarda yapımdan 10 yıl sonra betonun içindeki bu donatının başlangıçtaki taşıma kapasitesinin yaklaşık yüzde 66'sının oluşan korozyon nedeniyle kaybettiğini vurgulayan Karahan, su yalıtımının binaların taşıyıcı sistemlerini suyun zararlı etkilerinden ve korozyondan koruyarak güçlü olmasını sağladığına dikkat çekiyor. Bu bağlamda binaların özellikle de temellerinde su yalıtımı olması gerektiğinden söz eden Karahan, su yalıtımının yasal olarak zorunlu bir uygulama olması gerektiğini belirterek, "Yüzde 92'si deprem kuşağında olan ülkemizde hayati önem taşıyan su yalıtımı uygulaması inşaat taşeronunun inisiyatifine bırakılırsa maalesef daha çok canlar yanar." diyor.

1999 DEPREMİNDE HASARLI BİNALARIN YÜZDE 64'ÜNDE SORUN KOROZYON

BİTÜDER Yönetim Kurulu Başkanı, Marmara depreminde birçok binanın yıkılma nedeninin korozyon olduğunu ve bu korozyonun sebebinin ise doğru su yalıtımı uygulamasının yapılamamasından kaynaklandığını ifade ediyor. Marmara depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından hazırlanan rapor değinen Burhan Karahan, şunları söylüyor:

"Rapora göre; 55 bin 651 konut, işyerinde yapılan kontrollerde bu binaların yüzde 79'u hasarlı bulundu. İncelenen binaların yüzde 64'ünde nemin yol açtığı korozyon (paslanma), yüzde 41'inde malzeme eksikliği, yüzde 18'inde inşaat aşamasında betonun hatalı uygulaması, yüzde 11'inde eskime, yıpranma, yüzde 3'ünde proje hatası hasarların nedeni olarak belirlendi. Rapordan anlaşıldığı gibi binaların zarar görmesindeki en büyük etken korozyon. Türkiye gibi deprem kuşağındaki ülkede su yalıtımının hayati önemi olduğu açıkça belli."

SU YALITIMININ MALİYETİ BİNA MALİYETİNİN YÜZDE 3'Ü KADAR

Su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyetinin, toplam bina maliyetinin sadece yüzde 3'ü kadar olduğunun altını çizen Karahan, yapı güvenliği söz konusu olduğu için buna fazladan bir maliyet olarak bakılmamasını istiyor. Su yalıtımında doğru ürün seçimi ve doğru uygulamanın hayati önem taşıdığına da değinen Karahan, yapısı gereği su geçirmezliği en üst düzeyde olan, en sağlam su yalıtım malzemesinin bitümlü su yalıtımı örtüleri olduğunu ekliyor.

http://www.haberler.com/su-yalitimi-binalarda-depreme-karsi-dayanikliligi-3890841-haberi/