KARADELİK-BEYAZDELİK-EINSTEIN ROSEN KÖPRÜSÜ-SOLUCAN… NEY

 

Sevgili Fatma Çetin, Selam.

Bu sorunuzun yanıtı beni en çok zorlayacak olanlardan biridir. Çünkü karadelikler hakkında pek fazla bilgim ve araştırmam yok. Bu saatten sonra da oturup karadelik çalışmayı gözüm yemedi. O nedenle torbada ne varsa onunla idare edeceğiz. Ayrıca size söz veriyorum ki; yazının içerisinde bir tek adet bile formül olmayacak ve Nükleer Fizik+Kuantum Mekaniği ağırlığında değil de, sohbet formatında olacaktır.

 

TANIMLAR

 

Karadelik

Kütlesi olan her varlığın bir kütleçekimi vardır. Bu kütleçekim bütün kütleye, yoğunluğun kontrolünde dağıtılmıştır. Eğer kütleçekimin dağıtıldığı hacım küçültülürse, birim hacıma düşen kütleçekim miktarı oransal olarak artar (Diyelim ki glüon yoğunluğu artar.) Bu oransal ilişkinin limitini hesaplarsak (Kütleçekim potansiyeli 1/r2 ile orantılı olduğundan), hacım sıfıra yaklaşırken, glüon yoğunluğu da sonsuza yaklaşır.  İşte bu yüzden galaksilerin merkezlerinde (muazzam), veya süpernova patlaması yapan süperdev yıldızların inferno kalıntılarında (çok büyük) karadelikler oluşurken, minik karadeliklerin de oluşmaması için teorik hiçbir engel yoktur. Bu yüzden Büyük Hadron Çarpıştırıcısında bilmemkaç Giga Elektron Volt’luk enerjilerle, kurşun çekirdekleri çarpıştırılırken, yöresel kapsamda da olsa, karadeliklerin oluşabileceğini ileri süren bilim adamları oldu. (Haksız da değiller. Belki de oluşmuştur!) Bu çekince , George Stewenson’un ilk buharlı lokomotifinin saatte 36 (otuzaltı) km hızla yol alacağının duyurulması üzerine, bazı bilim adamlarının “Oluşacak hava basıncı, yolcuların ölmesine neden olacaktır” diyerek ahaliyi korkutmasına benzemişti.

Karadelikler Tasmanya Canavarına rahmet okutacak kadar oburdurlar. Çevrelerinde ne bulurlarsa (Olay Ufkunu aşanları) kaçmalarına izin vermeyerek yutarlar. Işık (yani foton) da bu menüye dahildir. O yüzden varlıkları hesaplanabilir ama doğrudan gözlemlenemezler. Doğrudan gözlemlenemezler çünkü arkalarında kalan gök cisimlerini de perdeleyerek dolaylı biçimde gözlenebilirler.

 

Beyazdelik

Karadeliklerin kütle veya ışın olarak yuttuğu enerji, bütün evrenlerin ortak yasası olan “enerjinin sakınımı yasası” gereğince yok edilemez. Öyleyse bu evrenden alınıp götürülen enerji, başka bir yere gönderiliyor veya depo ediliyor demektir. Diyelim ki bu başka bir yer, bir paralel, veya bir matruşka evren olsun. O zaman bizim karadeliğin bu paralel/matruşka evrene açılan açıklığına bir ad vermek istersek, buna ancak beyazdelik diyebiliriz.  Bizim evrenimizden alınan kütle ve ışınımlar, paralel evrene ancak karanlık enerji veya aksiyon parçacık olarak fışkırtılabilirler. O zaman, olasılıkla o paralel/matruşka evrenden de bizim evrenimize kütle ve ışınım transferi yapılıyorsa, (mütekabiliyet), oradan bize gönderilenlere de karanlık enerji veya aksiyon parçacık diyebiliriz.

Kısacası Karadeliklerin diğer ağzına beyazdelik diyebiliriz. Bizim evrenimizde beyazdeliklere doğrudan rastlanılması  ve gözlenilmesi olası değil. Görünür evrenimiz, gerçek evren için harcanan enerjinin %0.4’ü kadarını kullanarak oluşmuştur. Yani (1/20)x(%5) kadar bir görünür evren enerjimiz var. Görünür evrenimizin 95 katı kadar görünmez parçacıklardan oluşan bir “aksiyon parçacık” kütlemiz (noksan bilinmeyen enerjimiz) ve onun da 20 katı kadar mutlak boşluk imalatı için harcanan uzay-zaman enerjimiz var. Bütün bunların %100’ü, bizim evrenimizin kütlesini oluşturur. Bu durumda bizim evrenimize, galaktik halo’larda veya Hiper Dev yıldızların merkezlerinde gizlenen beyazdeliklerle enerji pompalanıyor olabilir.

 

Hatta Hubble Kuralı gereği, bir balon gibi (genişleyen değil şişen) evrenimizin uzay – zaman boşluğu içerisinde, orada-burada, zırt-pırt, minik beyazdeliklerle(!) Higgs Ayar Bozonu kontrolünde minicik uzay-zaman hiçlikleri oluşturulduğu için mi evrenimiz şişmekte! Diğer bir deyişle Big-Bang hâlâ az  bir miktarda bile olsa devam etmekte.

 

Yoksa Hiper Dev yıldızları bu kadar büyüten bir kütleçekim işlevi, her yerde rastlanabilen süper devler oluştururdu. Ya da Galaksilerin hesaplanan kütleleri ile gözlenen kütleleri arasında bu kadar misli misli farklar oluşmazdı.

 

Einstein-Rosen Köprüleri

Eğer bizim evrenimizin içinde, dışında veya yanında bir iç evren, dış evren veya paralel evren varsa, bizim evrenimizle bu komşu paralel/matruşka evrenler arasında, Madde → Antimadde veya Enerji→ Karanlık Enerji, Aksiyon Parçacık gibi enerji türlerinin alış verişi için Einstein – Rosen köprüleri kullanılır. (Solucan Teorisi). Solucanlar→Madde Antimadde transformasyonu yaparken, Karadelik-Beyazdelik Çiftleri Kütle→Enerji transformasyonu yapıyorlar. Bu köprülerin konumuz olan Karadelik-Beyazdelik işlevi ile doğrudan ilişkisi yok. Kardeş işlev olarak tanıtıldı.

 

Termolüminesan (Thermoluminescence)

Termolüminesan olayının (da) konumuzla ilgisi yokmuş gibi duruyor. Ancak Howking’in Elektron’un tuzaklanması olayı ile çalışan termolüminesan’dan yararlanarak, foton’un da tuzaklanabileceğini göstermeye çalışması nedeniyle burada termolüminesan olayı ele alınmıştır. Lütfen olaya, foton da böyle tuzaklanır diyerek bakınız.

Eğer killi kumlu topraklar, fırınlarda ısıtılarak çömlek, tuğla, kiremit, seramik, porselen vs yapılırsa özellikle içerdikleri “beril” mineralinin berilyum atomlarının “p” orbitalindeki gevşek bağlı elektronlar, valans bandından yani “p” orbitalinden, iletkenlik bandına yani atomlar arası boşluğa ejekte edilirler. Bunun nedeni, “p” orbitalindeki elektronların frekansa bağlı toplam kinetik enerjisinin, “p” orbitalinin oldukça zayıf olan yörünge enerjisini (yani radyal ve dalga enerjisi bileşkesini) aşmasıdır.

Bu andan itibaren berilyum atomlarının boş kalan “p” orbitallerine artık “pozitif kuyu” (hole) adı verilir. Böyle isimlendirilmesinin nedeni ise çok ilginçtir. Atomlar arasındaki boşlukta birbirleri ile delicesine çarpışırmış gibi yapıp, zıplayıp hoplayan elektronlardan birisi, tam da “p” orbitalinin frekansına uygun bir frekansta ve yeterince hızda olup atoma doğru yaklaşınca, berilyum atomunun “s” orbitalinin koruyucu perdesini de aşıp, atomun içerisine girerek “p“ orbitaline oturup orada dolanmaya başlar. (Elektronların fiziksel olarak çarpışmasını önleyen Coulombic Barrier Enerjisi elektron çifti başına 42 Ton’dur. Bu nedenle elektron çarpışamaz ama birbirlerine sadec bir miktar yaklaşabilirler.) Dikkat edilirse elektronlar, fotonların yaptığı gibi nukleus'a değil,  sadece orbitale giriyor.  Yapay veya doğal olarak yeterince ısıtıldığı için, eksi yükten arındırılarak temizlenen “p” orbitaline sonradan gelip misafir olan elektronların, bu orbitalde kalma sürelerini, o orbitalin tuzak derinliği , fotonun frekansı, fotonun kinetik enerjisi ve elektronun giriş açısı tayin eder. Bu tuzak derinliği tabiri yüzünden, tuzaklayan orbitale kuyu adı verilmiştir. Çünkü artı yüklü bir (kuyuya benzetilen) silindirik tüpün içerisine, eksi yüklü bir parçacığı hızla gönderirseniz, o artı yüklü tüpün derinliğine vs bağlı olarak bu eksi yüklü parçacık orada deliler gibi dolanıp duracak ve “bir türlü” dışarıya kaçamayacaktır. Bunlar orbitale oturacaklar ve yaklaşık saniyede on trilyon kez açısal frakansla dolanacaklardır. Ama bir önceki cümlede kullanılan “bir türlü” edatının da bir sonu vardır. Tuzak derinliği az olan orbitallerde yakalanan elektronlar çok fazla dolanmadan, tekrar iletkenlik bandına kaçarlar.  (Tuzaklanma zamanı)

Tuzak derinliği fazla olan berilyum atomlarının bazılarının tuzak orbitalleri zaman içerisinde neredeyse yörüngeyi doyuracak kadar (sanıyorum atom başına altı adet) elektrona sahip olabilirler. Eğer binlerce yıl boyunca tuzaklarını doldurmaya çalışan bu berilyum atomlarını tekrar (yani ikinci kez) şok ısıtmaya tabi tutarsak, (Isıl temizleme), milyarlarca berilyum atomu, p orbitalinde tuzaklanmış elektronlarını aynı anda atom dışına salarlar (olayın genel adı glimli deşarjdır). Buna özelde  termolüminesan (thermoluminescence) olayı adı verilir.

Bu re-ejeksiyon olayı, bir parıltı yaparak gerçekleşir. Bu parıltının şiddeti ölçülerek seramiğin arkeolojik fırınlama yaşı (veya doğal pişirilmiş killerin volkanik yaşı) saptanır. Şimdi, bu ön bilgilerden sonra; Hawking’in Teorisi şöyle oluyor:

 

Teori

Anladığım kadarı ile, "evrenin oluşması için bir tanrı’ya gerek yoktur" diyen bu bizim Bozkırların trilink Hakanı,  termolüminesan olayındaki elektronların davranış biçimlerini (yani termolüminesan prosesi’ni) fotonlara uyguluyor. Vallahi olabilir mi, bilemedim şimdi. Örneğin, Rodolf Mössbauer da, Nötron enerji yarılımı için geliştirilen Lamb Teorisini, 14.4 keV’luk Gamma ışınlarının Nuclear Zeeman Quadrupole Shifting olayına fıstık gibi uyarlamış ve de bir buçuk milyon dolarlık Nobel ödülünü cukka yapmıştı.

Hawking, Elektron tuzaklanması ile foton tuzaklanmasını tam bir benzeşim yaparak dile getiriyor ve;

“-Eğer karadelikler tarafından yutulan fotonlar, (termolüminesan olayındaki elektronlar gibi) karadelikler içerisinde tuzaklanıyorlarsa, o zaman her fotonun bir tuzaklanma zamanı (mean trap time) kadar tuzakta dolandıktan sonra, tekrar ejekte edilmesi söz konusu olabilir” diyor. Buna da gazete haberinde “radyasyon olarak geri gelir” diye tuhaf bir saçmalıkla açıklama yapılıyor. Bu cümleyi Hawking’in kullanması olasılığı, bunamış olsa bile olanaksızdır. Çünkü radyasyon denen zımbırtının, bizzatihi foton olduğunu, biraz mürekkep yalamış gazeteciler bile bilebilir.

Eğer Hawking bu cümleyi kullanmışsa, o zaman bu teori, daha kurulmadan paldır küldür çöker. Çünkü karadeliklere giren nesne foton, çıkan nesne foton (yani radyasyon) ise, o zaman karadeliklerin, görünmez olup saklanmaları yerine, pırıl pırıl görünmeleri gerekirdi. O zaman da onlara kara delik denilemezdi.

Diğer taraftan “Karadelik Yoktur” demek, bana biraz “tecahül-i arifane-i bi-vefa” gibi geldi. Çünkü Hawking, kendisi de karadelik teorisine çok önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Kaldı ki;

- Böyle bir sav ileri süren bilim adamının, "Karadelik yoksa, neden galaksi merkezimizin arkasında kalan, bizim galaksimize (samanyoluna) ait yıldızlarımızı görememekteyiz?" Sorusunu da yanıtlaması gerekmez mi?  Yoksa oradaki yıldızları saman zannederek hapur hupur yiyen bir “galaktik ökkiz” mi var?

Günahını almayalım. Çünkü günahı çoook büyük! Belki de açıkladı da bizim haberimiz olmadı…  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir