Hiçlik Evreni

Hiçlik Evreni

Değerli hocam,

Anlamakta zorluk çektiğim Higgs bozonu ile ilgili bir sorum var.

“Bir kurama göre, Higgs bozonu (spin-0) parçacık kütlelerinin kökenini açıklamaktadır. Higgs mekanizması olarak bilinen bir süreçle Higgs bozonu ve diğer Standart Model fermiyonları SU(2) ayar simetrisinin kendiliğinden simetri kırılması ile kütle kazandığı söylenmektedir…”

Sorum şu : Higgs bozonunun bulunduğu söyleniyor. Öyleyse, bilim adamları bir gün bu parçacığı yönetebilecek teknolojiyi bularak cisimlerin kütlelerini değiştirebilecek mi? Belki de öz-kütlesi sıfır olan araçlar yaratabilecek ve ışık hızına ulaşabilecek mi?

Saygılarımla. Gürkan Andaç.

 

 

 

 

 

Selam.

Laf aramızda, ben de anlamakta zorluk çekmekteyim. Hatta bırakın zorluk çekmeyi, hiç anlayamamaktayım. Ama bu yüzden de hiç üzülmüyorum. Çünkü ünlü bir kosmogonist;

-Kim evreni anlıyorum derse, sadece kendini kandırır.

Demişti. Benzer biçimde Einstein, Stanford Üniversitesinde teorik fizik dersinde tahtayı formüllerle, bağıntılarla doldurunca, arka sıralardaki tembeller homurdanmaya başlamışlar. Bunun üzerine Einstein onlara dönerek;

-Hiç yakınmayın. Hiç biriniz benim matematikten çektiğimi çekemezsiniz!

Demiş…

Yanlış değerlendiriyor olabilirim. İzleyen paragraflarda söyleyeceklerim, bir yerlerde okuduklarımdan “çıkarılmış” fikirler olup, bir yerlerde “doğrudan” okuduğum şeyler değildir. O nedenle söyleyeceklerim yalınız beni bağlar. Bu yüzden, evren’in yaradılışı konusunda (son provası yapılmış bir kitap da yazmış olmama karşın) kendime güvenmiyorum. Siz de bana güvenmeyin!

Evreni yaratan kudret, önce hiçliği yaratmıştı. Ama başlangıçta neredeyse bu günkü evrenin %80 boyutuna ışık hızının bile trilyonlarca katı bir hızla ulaşan bu hiçlik, sıfır anlık bir süre için oluşuyor ve yok oluyordu. Yokluktan yaratılmış hiçlik, yok oluyordu. Evreni yaratan kudret, bu hiçliğin yok olmasını önlemek için, onu zaman denilen sihir’e bağladı. Böylece hiçlik yine yok oluyordu ama kısa bir süre sonra yeniden yaratılıyordu. Bu kısa süre, hiçbir varlığın veya yokluğun, trilyonlarca kez parçalasa bile erişemeyeceği kadar kısa tutulmuştu. Olay şöyle ifade edilebilir; tplanck = 10-43 sn.

Düzen böyle kurulmuş ve hiçlik evreni 10-43 sn’lik atmalarla yaşamaya başlamıştı. Bu hiçlik evreni, Big-Bang’den beri (Hubble Sabitinin kontrolünde) (hızı giderek yavaşlasa da) sürgit genişlemektedir. Bunun bir tek anlamı var:

Şu anda da içinde yer aldığımız hiçlik evrenine, orada burada yeni yeni minik hiçlik uzayları eklenmektedir. Demek ki Big-Bang, halen az bir miktarda da olsa varlığını sürdürmekte ve giderek azalan oranlarda hiçlik evreni yaratmaya devam etmektedir.

Bu aşamada hiçlik evreninin yapısını, var olan teorilerden de (Big-Bang’den de) Standard model’den de destek alarak “bir miktar spekülatif de olsa” kurgulamak zorundayım:

Bütün atom altı parçacıklardan da daha küçük dalgacıklara sahip, içinde saf enerjiden başka hiçbir şey olmayan sicimcikler yaratılmış olsun. Bu sicimlerin frekansı bütün diğer varlıkların frekansından daha yüksek olsun. Bütün diğer varlıklar bu sicimlerden oluşsunlar. Ha, bu arada kafamız rahat olsun diye sicimlerin neden yapıldığını da söyleyelim:

Sicimler, hiç bir şeyden yapılmışlardır.

Kafamız rahat olsun derken, bu durum biz ölümlülerde bir miktar hayal kırıklığına ve hatta psikolojik çöküntüye neden olabilir. O yüzden bu sicimlerin saf enerjiden yapılmış olduklarını da kabul edebiliriz. İyi de, bu yeni öneri bizleri rahatlatacağına, bakış açısına göre daha da gerebilir. Şöyle ki;

Bu saf enerjiden oluşan sicimlerin her birinin, evrenin bütün doğa yasalarını ve hatta daha fazlasını (yani tanrısal bilgiyi) bildiklerine değin elimizde kuvvetli kanıtlar var. Örneğin bu sicimler hangi basınç altında, hangi sıcaklıkta (yani frekansta) hangi atom altı parçacığa dönüşmeleri gerektiğini bilmektedirler. Üstelik o dönüştükleri atom altı parçacıkların bilgi düzeyi de, tüm evreni kapsayacak düzeyde olmaktadır. Yaptığım kurgunun en garip yanı, bütün evreni üstün bir akıl ve zeka ile donatmam olabilir.

İşte bu elastik sicimler titreşmedikleri zaman, mutlak hiçlik uzayını, titreştikleri zaman ise atom altı parçacıkları, leptonları, hadronları, ayar bozonlarını ve haberci bozonları oluşturmaktadır.

Bu son cümle bile bildiğimiz fizik kurallarına aykırıdır. Örneğin titreşmeyen yani sıfır enerjili sicimlerin nasıl olup da (bir) Planck zamanı sonra tekrar titreşmeyen sicimler oluşturmaya hakları var? Gibi… Demem o ki, titreşmeyen yani enerjisiz ve dolayısı ile kütlesiz bir ortamda zaman nasıl var olur? Belki de şöyle dememiz gerekiyor. Sorun yok. Çünkü zaman geçmiyor. Zaman lineer değil. Yani evren 10-43sn boyunca var olmuyor. Sıfır zaman için var olup, 10-43 saniye “boyunca” yok oluyor. “Sonra” tekrar var oluyor. Yani evren atmalarla yaşıyor. Açıklayalım derken daha beter batıyoruz. Anlaşılamayan kavramlar var. Bu anlaşılmaz kavramlar;

“boyunca” ,

“sonra” ve

tekrar

sözcüklerinin derinliklerinde GİZ’lidir.

İşte bu elastoplastik sicimlerin oluşturdukları üç boyutlu Kartezyen yapıya uzay kafesi, (frame) , uzayın atmalarla var oluşuna ise uzay-zaman diyoruz. Uzay-zaman elastoplastik özellikleri yüzünden biçim değiştirebiliyor, (space-time vortex), sürüklenebiliyor (frame drug) ve/veya buruşabiliyor (frame torque).

 

Artık elimizde, DNA’sında (bizim hiç bir şey bilmediğimiz) evrenbilim yasalarının yazılı olduğu bir uzay-zaman var. Gelin bu uzay zamanı kullanarak bir adet parçacık yapalım: (Okuyan da yaratılışın sırrını çözdüğümü sanır!)

Bu parçacık doğaldır ki foton olacaktır. Çünkü standart modele göre iki adet kuark ve iki adet leptonla bütün bu evreni oluşturmak olasıdır. Ancak kuarklar ve leptonlar öncelikle “ışınım baskın evren” aşamasında foton-foton çarpışmaları sonucunda oluşturulmuşlardı. Bu nedenle önce bir foton imal etmemiz anlamlı olacaktır.

Diyelim ki;

Küresel (dönel küremsi)  zarfa sahip bir koherent sicim yumağı, foton,

Oblate spheroide (basık dönel küremsi) zarfa sahip sicim yumağı, pozitron,

Prolate spheroide (uzamış dönel küremsi) zarfa sahip sicim yumağı, elektron

oluştursun. Ve bunların içerisi boş olsun (Nothing inside).

Titreşmeyen sicimlerden belirli miktarda alıp, sarıp sarmalayıp, belirli bir frekansta titreşen küresel bir yumak yapalım. Buna koherent dalga denilir. Bu koherent dalganın içerisindeki saf enerjiden yapılmış bütün titreşen sicimler, uzay kafesinin titreşmeyen hiçlik sicimlerine bağlı olup, onların uzantısıdır. İşte size duraylı bir foton. Ama bu durum hiç ona göre değil. Onun naturasında Higgs bozon’unun etkisi ile uzay-zaman içerisinde limit hızla hareket etmek vardır. İşte geldik Higgs bozonuna: Yani hiçlik evreninin kuvvet uygulayan habercisine…

Hiçlik evreninin kuvvet uygulayıcısına Higgs Bozonu adı verilir. Peter Higgs parçacıklara kütle kazandırmak için bir mekanizma kurgulamıştı. Madem ki böyle bir işlem var, öyleyse bunun da bir bozonu olsun denilmişti. Ama bu bozonu yakalamak yıllarca mümkün olamayınca, sanırım Peter Higgs şaka ile “Nerede Bu Allahın Cezası Bozon?” demiş, fakat sonradan bu söyleme izafeten diğer bilim adamları tarafından Higgs bozonuna “Tanrı Parçacığı” adı verilmiştir.

Madem ki kuvvet uyguluyor. Öyleyse bir alan oluşturuyor demektir. Ben alanların bozonları değil, bozonların alanları oluşturduğunu düşünüyorum.

Olaya açıklık getirmek adına,

Elektrik alanın haberci bozonuna “Elektron”

Magnetik alanın haberci bozonuna “Bohr Magneton”

Elekromagnetik alanın haberci bozonuna “Foton”

Kütle çekim alanının haberci bozonuna “Graviton”

Güçlü etkileşim alanının haberci bozonuna “ Sekiz adet Glüon”

Zayıf Etkileşim alanının haberci bozonlarına “W+ -=weak ve Z0=zero”

Uzay-zamanın haberci bozonuna “Higgs bozonu”

Adı verilir.

Bunların arasındaki enerji alış verişlerinin hareket denklemlerine değin binlerce makale ve yüzlerce muhteşem kitap yayınlanmış bulunmaktadır. Benim burada sizlerle paylaştığım kavramlar, “büyüklere masallar” formatından ileriye gidemez.

Uzay-zaman alanının kuvvet habercisi, fotonu harekete geçirirken hiçbir dirençle karşılaşmaz. Bu nedenle foton bu davranışında kütlesizmiş gibi yaparak, hiçlik evreni içerisinde limit hızla hareket eder. Ancak bu hareket eğilmiş-bükülmüş buruşmuş kırışmış uzay-zaman içerisinde, Öklid geometrisinde “doğrusal yol” denilen bir yolu almak ister (translasyon hareketi). Bu özelliği ise Einstein’i rahatsız etmiş ve biraz kurcalayınca bu yaramazın arada bir sanki kütlesi varmış gibi davrandığını ispatlamıştır. Foton, ışık hızından daha hızlı yol alamaz. Zira uzay zaman kafesinin yapısı bu hıza dayanamayıp çözülebilir. Ses duvarı gibi, ışık duvarının da aşılması söz konusudur/veya değildir. Bu yüzden fotonun da bir kütlesi vardır. Bu kütleyi ona Higgs Bozonu kotarır. İş yapmadan yol alan tek kütle, fotonun kütlesi olup, durmadan genişleyen uzayda hızını sabit tutmak için, giderek hızlanmak zorunda olan foton, yine bunun için enerji harcamaz. Bu italik yazılı cümle, normal ve aklı başında bir fizikçinin saçını başını yoldurmak için yeterlidir. Fotonun diğer özelliklerini sıralamak konumuzun dışına taşmak olacaktır. Fakat sadece şunu söyleyebiliriz. Foton neredeyse hiçbir doğa yasasına aldırmaz. Fotonun bir kütlesinin var olduğu tek durum, büyük bir gök cisminin yanından geçerken, yani onun kütle çekim alanına girince, ölçülebilecek kadar ortaya çıkar. Örneğin bir yıldızın yanından geçerken kütle çekim yasasına uyar yolundan sapar. (Gravitatif Lens Olayı). Bu durum bile onun sadece ve sadece bir dalga paketi olduğunu yadsıyamaz.

Foton sadece ve sadece bir dalga paketi olup, bazen bir kütlesi vardır. Bu kütle onun momentumunu, hızını,ataletini, girginliğini ve geri tepmesini de kontrol eder.

Elastik enerji yaylarından oluşmuş bir hiçlik uzay-zamanı içerisindeki bütün varlıklar, bizzat hiçlik uzayı tarafından imal edilmişlerdir. Büklümlerin yani parçacıkların sicimlerinin bir ucu hep uzay – zaman hiçliğinin titreşmeyen sicimlerine bağlıdır. Lastikten yapılmış gibi davranan bu iplikçikler, kendi büklümlerinin, (yani bütün baryonik parçacıkların) kendi kafes yapılarının içerisinde içerisinde hareket etmesine, bu bağlılık yüzünden direnç gösterirler. Bu dirence kütle denilir.

 

Ateş yerine enerji diyerek, Efesli Heraklitos’un dediğini tekrarlayalım:

Evren enerjiden oluşmuştur. Enerji olmasaydı hareket olamazdı.

Modern deyişle,

1)Evren, İçi boş yaycıklardan oluşur.

2)Evrende, titreşen içi boş yaycıklar kütleyi, titreşmeyen içi boş yaycıklar boş uzayı oluştururlar.

3)Evrende başka da bir şey yoktur.

 

Tekrar Sevgili Gürkan Andaç’ın sorusuna gelelim:

Sorum şu : Higgs bozonunun bulunduğu söyleniyor. Öyleyse, bilim adamları bir gün bu parçacığı yönetebilecek teknolojiyi bularak cisimlerin kütlelerini değiştirebilecek mi? Belki de öz-kütlesi sıfır olan araçlar yaratabilecek ve ışık hızına ulaşabilecek mi?

YANIT:

Kozmoloji ve çekirdek fiziği dünyası, içerisinde hiçbir nane olmadığını bildikleri bütün atom altı parçacıklara bir kütle kazandırabilmek için onlarca yıl çabalayıp, sonunda bir yakıştırma ürünü olan Higgs Bozonu’na sarıldılar. Nükleer Fizik dünyasında (nötrino’nun keşfi dışında) çalışan kural burada da işledi. Kural olarak birileri bir teori kuruyor, bunun matematik bağıntıları tıkır tıkır işlemeye başlıyor, ama ortada bu olayın kahramanı olacak parçacık yok! Haydaa, bütün millet bu varlığı öngörülmüş parçacığı bulmaya çalışıyor. Sonunda birileri bu parçacığın varlığını ispatlıyor ve büyük bir olasılıkla da NOBEL’i alıyor.

Higgs Bozonunda da bu kural bozulmayacak. Sonunda CERN’in, NOBEL’i bu nedenle alacağına inanıyorum.

Ama siz ne diyorsunuz? Aslında Higgs Bozonundan yararlanalım demiyorsunuz. Tersine, bunca yıllık çalışmaların üzerine bir sünger çekelim. Kütlesiz davranan araçlar geliştirelim. Işık hızına çıkalım. Yani Higgs Bozonu’nu belirli bir araç için iptal edelim diyorsunuz. Yerküreden uzaya kolayca kaçabilmek için Antigrav konverter yap. Işık hızına yaklaşmak için Antimass veya Antihiggs konverter yap. Bas git bu dünyadan diyorsunuz. Kim bilir? Belki de bu adımdan sonraki çılgın bilim adamlarından biri veya bir grubu, bu konu üzerinde de gizliden gizliye çalışmaya başlamıştır. Nedir bu bozonlardan çektiğimiz Allah Aşkına?

Bizim makro evrende sıkı sıkıya bağlı olduğumuz doğa yasalarının bazılarının mikro evrende iptal edildiği saptanmış ve ispatlanmıştır. Örneğin evrende geri tepmesiz çarpışmaların olabileceği(!) ispatlanmış ve bundan yararlanan aletler geliştirilmiş durumdadır. (Örnek:Mössbauer Olayı) Belki de bir gün mikro evrende Higgs bozonunun iptal edildiği(!) bir fenomen yakalanır. Ama önemli olan, bu nükleer veya astrofiziksel buluşun kontrol altına alabilmesi ve toplum yararına olmasıdır…

 

 

 

28.05.2013

Uğur Kaynak.

 

 

Tagged with

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir