Aylık arşivler: Haziran 2012

KABUKSAL ÇATLAK S?STEMLER?, DEPREM VE YANILGILAR

 

KABUKSAL ÇATLAK S?STEMLER?, DEPREM VE YANILGILAR

 

THE CRUSTAL FRACTURE SYSTEM, THE EARTHQUAKES AND THE MISUNDERSTANDINGS.

 

U?ur KAYNAK Ph.D.

 

E-Posta: ukaynak39@gmail.com

Anahtar Kelimeler: Elastik Rebound Teorisi, Mikro tansiyon çatlaklar?, Sistematik kabuksal çatlaklar, Sürekli özdirenç ölçümü, Sürekli sismik h?z ölçümü, K?smi latis göçertilmesi.

Key Words: Elastic Rebound Theory, Micro tension cracks, Lithospheric fracture system, Continuous resiztivity monitoring, Continuous seismic wave travel time monitoring, Quasi debris of the lattice .

 

ÖZET

Çal??mada kopma gerilmesine yakla?an fay segmentlerinde olu?an mikro tansiyon çatlaklar?n?n san?ld??? kadar önemli olmad?klar? varsay?lm??t?r. Ana ?okun hemen öncesinde ve ana ?ok s?ras?nda as?l görev yapan ajanlar?n sistematik çatlaklar oldu?u gösterilmi?tir. Sistematik çatlaklar?n depremle kar??l?kl? etkin etkile?imleri nedeni ile odak mekanizmas? hakk?ndaki bütün bilinenlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Buna göre ana ?ok yakla?t???nda; segmentin deformasyon bölgesi k?smi latis göçertilmesi nedeniyle a??r? ?s?nmakta, kayaçlar genle?mekte, sistematik çatlaklar kapanmakta, çatlaklardaki ak??kanlar yeryüzüne f??k?rt?lmakta, deformasyon bölgesi kabarmakta, fay düzlemi aç?lmakta, fay düzleminin kilidi k?r?larak sürtünme direnci azalt?lmakta,  deformasyon bölgesinin bilateral kompartmanlar? gerilimi azaltacak yönlerde harekete geçmekte ve böylece deprem olu?maktad?r. Bu modele göre gerilim bölgesinde yap?lacak on-line kuyu çapraz at??lar? ve elektriksel direnç ölçümleri sayesinde ana ?oktan birkaç günle birkaç saat öncesinde insanlara vakit kazand?racak bir deprem alarm? verilmesi mümkün olacakt?r. Çünkü kapanan sistematik çatlaklar yüzünden, bilinenlerin aksine sismik h?z ve kayaç iletkenli?i aniden yükselmektedir.

 

ABSTRACT

It is supposed that the micro tension cracks are not important based on the knowledge’s before in the rocks reached to the breaking points, in this study. It is shown that the essential agents before and while the main shock are the lithosphere fracturing system. All of the information about mechanism of the hypocenters needs to be a revision because being of the effective interaction between the fracturing system and the earthquakes. When the main shock getting closed; the deformation area of the fault segment suddenly get hotter because of the quasi debris of the lattice, the rocks expand, the fractures get close, the fluids and the volatiles in the fractures eject to the open air, the deformation area rises up, the fault plane begins to open, breaking of the fault plane lock causes the decreasing of the friction resistance, the bilateral compartments of the deformation area begin to walk to the new unstressed locations and the earthquake begins. According to those of the model, as the on-line cross hole shots and the resistivity measuring on the deformation area observed continuously, the people will be aware, from a few hours to a few days before the main shock, by the proper alert system. The closing down of the fracture system will drive the dramatically changes at the velocity of the seismic waves and conductivity of the medium, contrary to the knowledge’s. 

 

G?R??

Kat? cisimlerdeki çatlak olu?umu hakk?nda 1770 y?l?nda bir matematiksel modelleme yapan COULOMB’dan 154 y?l sonra onun ne dedi?i anla??lm?? ve GRIFFITH ad?ndaki bir mühendis, 1924 y?l?nda cams? malzemelerde gerilim alt?nda olu?an mikro çatlaklar? tan?mlam??t?r. Internet arama motorlar?nda “Kabuksal Çatlak Sistemleri” veya “Litosferik Mikro Çatlak” diye sorgulan?nca en az 30.000 adet çal??ma getirilmektedir. Bu çal??man?n giri? bölümünü çok say?daki ara?t?rma ile doldurmak yerine konuya çok önemli katk? koyan birkaç çal??ma dikkate al?nm??t?r. Örne?in 1.ROTH, F.,1993 ‘e göre; katmanl? bir yerkabu?unda dilatasyonel kuvvetler yüzünden aç?lan çatlaklar?n momentinin s?f?ra yak?n olmas? gerekir. Do?al olarak volkanik bölgelerde veya okyanussal s?rtlarda aç?lan çatlaklar, magma veya lavlar taraf?ndan, dayk olu?turularak doldurulacaklard?r. Bu modele göre volkanlar?n alt?ndaki magma odalar? bo?luklardan de?il yo?un dayk’lardan olu?mal?d?r.2BLOCH S. ve HOFMANN, A.W., (1978), ise, okyanus taban?ndaki çatlak sistemlerinin hidrostatik bas?nçla 1 metre kadar aç?ld?klar?n? ve bu çatlak sisteminin içerisinde metasomatik Mg infiltrasyonu olu?tu?unu belirtmektedirler. Ayn? fenomen yeryüzündeki çatlak sisteminin içerisine girerek onu açan atmosferik kaynakl? hava için de geçerlidir. Kayna?? belirtilmemi? bir lecturer çal??mas?nda ise derinle?tikçe ?s?nan kabukta, çatlak sistemlerinin 800°C ila 1000°C s?cakl?klardan sonra ortadan kalkmakta oldu?unu vurgulanmaktad?r. ?zleyen çal??mada ise 9101 m derinliklerde sistemtik çatlaklar?n neredeyse yok olduklar? tesbit edilmi?tir. 8HUENGES, E., J. ERZ?NGER, J. KUECK, B. ENGESER, AND W. KESSELS, 1997, The permeable crust; geohydraulic properties down to 9101 m depth, J. Geophys. Res. 102, 18,255–18,265.  Di?er taraftan 3McDONNALD,G.A. ve KUNO,H., (1968) ile 4KNOPOFF,L., DRAKE,C.L. ve HART,P.J.,(1968) editörlü?ü taraf?ndan haz?rlanan Pasifik Yerkabu?u ile ilgili simpozyum kitaplar?nda (proceeding’lerde) bu konuda kapsaml? çal??malar sunulmaktad?r.

 

YERKABU?U ÇATLAK S?STEMLER?

Konu Ba?l???nda Litosferik Çatlak Sistemleri deyimi kullan?lmam??t?r. Hawaii’deki bazik karakterli Pahoehoe Lavlar?n?n 700°C s?cakl?klara kadar so?udu?unda bile h?zl? ak??kanl?klar?n? koruduklar? görülmü?tür. Lavlar?n asitidesi yükseldikçe bu e?ik s?cakl?k ta yükselir. Yerkabu?unun 17 km – 20 km aras?nda yer alan Conrad Süreksizli?inin (Low Velosity Channel = Dü?ük H?z Kanal?) alt?nda kalan katmanlarda sistematik çatlaklar?n olu?turdu?u blok boyutlar?n?n oldukça büyütülerek çatlaklar?n neredeyse yok olduklar? dü?ünülmektedir. S?cakl???n yakla??k 800°C’yi a?t??? Mohorovi?i? süreksizli?inin alt?nda ise art?k sistematik çatlaklar?n yok oldu?u kabul edilmektedir. 5(Mc.DONNALD,G.A., 1967). Böylece, Dü?ük H?z Kanal?’n?n alt?ndaki derinliklerde olu?maya ba?layan viskoelastik deformasyon yetene?i dolay?s? ile sistematik çatlaklar?n azalt?ld??? ve Moho’nun alt?nda iptal edildi?i varsay?lmaktad?r. Yerkabu?unda olu?an mikro ve makro çatlaklar iki grup alt?nda toplan?rlar. ?zleyen paragraflarda bunlar k?saca tan?t?lm??t?r.

?ekil-1.Arabistan’da Medine’nin bat?s?nda K?z?ldeniz’den 70 km kadar do?uda 19.05.2009 tarihinde olu?an Mw=5.4 depreminin olu?tu?u kristalin otoktonun deltoidal dilimlenmesi ve binlerce sistematik çatlaklar?.

 

Mikro (Tansiyon) Çatlaklar?.

?simleri ile uyumlu olarak bu çatlaklar gerilim (tansiyon) alt?nda olu?urlar. Etkiledikleri kayaç türüne göre biçimlenirler. S?k??t?rma zor’u (compressional stress) alt?nda ezilmeler, gerdirme zor’u (dilatational stress) alt?nda aç?k çatlaklar veya burulma zor’u  (toroidal stress) alt?nda yays? ve çatall? çatlaklar olu?ur. Malzeme laboratuarlar?nda taklit (simüle) edilebilirler.

?ekil-2. Polijenik Heteromorf Kongomerada olu?an toroidal çatlaklar.

 

?ekil-3. Yataklanm?? Kayaç Çatla??

 

Tektonik gerilimlerin etkisinde kalan kayaçlar genellikle kataklastik parçalanma tan?mlamas?na uygun olarak parçalan?rlar. Kataklast’larda bloklanma boyutu kayac?n sertlik derecesine göre de?i?ebilir. Örne?in kataklastik gerilim alt?nda parçalanm?? kireçta?lar?nda bloklanma boyutu 10 cm x 10 cm 10 cm ‘ye kadar dü?ebilmektedir.

?ekil-4. Granüler Çatlak

 

En önemlisi ise “tanjansiyel gerilimin olu?turdu?u moment kolu etkisi ile iki boyutlu gerilim alt?nda kalan sert kayaçlarda birbirine paralel boylanm?? Mikro Tansiyon Çatlaklar? olu?ur” tan?mlamas?d?r. Mikro Tansiyon Çatlaklar? laboratuarlarda özellikle cams? (brittle) kayaç örneklerinde elde edilmektedir. Sertli?i azalan sedimanlarda olu?an büyük boyutlu örneklerine ise “aç?k tansiyon çatlaklar?” ad? verilir.

 

Sistematik Çatlaklar (Çatlak Sistemleri).

?ekil-5. Yüzeyleyen aç?k tansiyon çatla?? ve aç?kta kalan çatlak duvar?ndaki bloklanmalar. Küp ?eklindeki bloklar dikkat çekmektedir.

Sistematik çatlaklar sert yerkabu?unun gerilimlere kar?? verdi?i yan?tt?r. Bunlara eklemler, aç?k tansiyon çatlaklar?n ve dislokasyonlar da eklenebilir. Gerilim alt?nda kalan kayaçlar daha fazla parçalanmama ad?na büyük bloklara ayr?larak kendilerini korurlar. E?er blok boyutlar? deformasyonu kar??lamakta yetersiz kal?rsa, blok boyutlar? küçültülür. Blok boyutunun en fazla desimetre boyutunda küçültüldü?ü görülmektedir. Bloklanma ile kayaç, un gibi parçalara ufalanmaktan ve ezilmekten kurtulmu? olmaktad?r.

 

?ekil-6. Aç?k tansiyon çatla?? ve aç?kta kalan çatlak duvar?ndaki bloklanmalar. Çerçeveye al?nan küp biçimli blok dikkat çekici olup cams? kayaçlardan olu?an yerkabu?u için karakteristiktir.

 

Sistematik çatlaklar üç farkl? düzlemde olu?urlar. Bunlar Dü?ey, Yatay ve Verev düzlemlerdir. Uluslararas? kar??l?klar? Vertical, Horizontal, Diyagonal Cracks veya Fractures olarak bilinirler. ?ekil-5 ve ?ekil-6’te dü?ey ve yatay düzlemlerde bloklanm?? bir aç?k tansiyon çatla?? ve çatlak duvarlar? görüntülenmektedir. Bu çatlak sistemleri sadece tektonik kuvvetlerle olu?mamaktad?r. Derinlerde ve bütün yerkabu?unu kapsam?nda olu?an bloklanmalar ise Ay’?n en az?ndan 3.6 milyar y?ldan beri uygulad??? ve her 13.5 günde bir Yerküre’nin (kutupsal enlemlerinin d???nda) her noktas?ndan gelip geçen, yakla??k 86 cm’lik Litosferik Med Kabarmas?n?n eseridir. En az?ndan 3.6 milyar y?l diye bir ay?r?m yap?lmas?n?n nedeni ise sarmal ?istozite i?levi ile kabuk ba?lama yönteminin 3.6 milyar y?l önce Hadean devrinin kapan?m? ile iptal edilerek levha tektoni?i i?levi ile yerkabu?u olu?turulmaya ba?lan?lmas?d?r.

 

Çatlak sistemleri global bir olgudur. Ne okyanussal kabuk ne de k?tasal kabuk bu bloklanma etkisinden soyutlanamaz. Buna kar??l?k genç intrüzyonlarda ve kristalin otoktonlar?n basenlerinde olu?an genç sedimanlarda sistematik çatlaklara rastlanmayabilir. ??te burada hem jeoloji disiplini, hem de jeofizik disiplini ne yaz?k ki büyük bir yan?lg?ya dü?mü?tür.

 

BÜYÜK YANILGI

Elastic Rebound Theory’nin en önemli argüman? olan mikro tansiyon çatlaklar? laboratuarlarda denenmi? ve bu çal??mada sunulan ?ekil-2,3,4 ‘te de görüldü?ü gibi do?ada, makroskopik boyutlarda da mikroskopik boyutlarda da gözlemlenmi?tir. Depremsiz olarak gerçekle?ebilen tektonik etkinliklerden k?vr?mlanma, sürüklenim (creep), s?cak sürüklenim (hot creep), toroidal devinim, viskoelastik devinim gibi olaylar?n mikro tansiyon çatlaklar?na neden olabilece?i bir gerçektir. Bunun yan?nda gerilim alt?nda kalarak do?rultu at?m veya ters at?m yapacak bir fay?n deprem üretmeden önce de bloklanmam?? kayaçlarda mikro tansiyon çatlaklar?na neden olabilecekleri kabul edilebilir. E?im at?ml? faylanmalardan önce san?ld???n?n aksine önemli bir elastik deformasyon enerjisi birikimi olmad???ndan, e?im at?ml?lar bu konunun d???nda tutulurlar. Fakat as?l yan?lg? depreme neden olan gerilimler s?ras?ndaki deformasyonlar?n nas?l kar??land??? konusunda yap?lm??t?r.

 

?ekil-7. Ay Med-Cezir’ine ba?l? olarak olu?an Yerkabu?u boyutunda sistematik Çatlaklar.

 

Yerkabu?unun sistematik çatlaklarla blokland??? hakk?nda 2009 y?l? itibar? ile yakla??k otuzbin adet yay?n vard?r. Bu yay?nlardan etkilenilerek ve kimilerinden yararlan?larak ?ekil-7 üretildi. Türkiye tipi kabuklar için, yani kimmeriyen k?tas? tipi kabuklar için geçerli olmak üzere elastoplastik y?????mlar?n egemen oldu?u kabuklarda deprem odak derinlikleri genellikle Dü?ük H?z Kanal?n? i?aret eden 17-20 km derinliklerde olu?maktad?r. ?ekil-7’ya göre bu derinliklerdeki hiposantr’lar?n üstü çatlak sistemlerinin egemenli?indedir. Bu çatlak sistemlerinin metro istasyonu in?aat?ndan, en derin maden ocaklar?na kadar görülen örnekleri, yerkabu?unun en az?ndan Conrad Süreksizli?inin üzerinde kalan k?sm?n?n çatlaklarla donat?ld???n? göstermektedir. Öyleyse gerilim alt?nda kalan bu bloklanm?? üst kabuk nas?l olur da her depremde yeniden mikro tansiyon çatlaklar? üretir. Haz?r çatlak sistemleri bu deformasyonlar? mikro tansiyon çatlaklar?n?n olu?mas?na gerek kalmayacak biçimde kar??layamaz m?? Yan?t: Tümden kar??lar. 6METIVIER,L., VIRON,O., CONRAD, C. P.,  RENAULT, S.,  DIAMENT, M. AND PATAU, G., (2009) çal??malar?nda litosferik med dolay?s? ile yerkabu?unun herhangi bir yerinde olu?mu? bir depreme rastlamad?klar?n? belirtmektedirler. Bu örnek Türkiye için de geçerlidir. (10 KAYNAK, U., 2007, D??merkez Da??l?m?na Dayal?  Türkiye Sismotektoni?i, jeofizik bülteni, say?.54, ocak-nisan.)

 

 Bu bilgi de kullan?ld???nda, sistematik çatlaklar?n yerkabu?una yüklenilen her türden gerilimi kar??layacak biçimde donat?ld???, geli?ti?i ve varl???n? korudu?u sonucuna var?l?r. Örne?in Aykabu?u milyarlarca y?ldan beri korumas?z kald??? asteroid ve meteorit sald?r?lar? sonucunda metrelerce kal?nl???nda “Ay regoliti” ad? verilen bir kataklastik kül ile kaplanm??t?r. Yerküre ise hem atmosferik ajanlar hem de levha tektoni?inin regenerasyon yetene?i dolay?s? ile ayn? etkiye maruz kald??? halde, bu davran??? ile kendi yüzeyini unla?t?rmaktan kurtarm??t?r. 

Büyük yan?lg? ise laboratuarda, bloklanmam?? cams? kayaçlara uygulanarak elde edilen mikro çatlaklar?n?n, zaten kendisini bu mikro çatlaklara kar?? makro çatlaklarla korumaya alm?? olan yerkabu?unun tamam?na yak??t?r?lmas?nda olu?mu?tur. Bu yan?lg? ise, jeofizikçilerin deprem mekanizmas?n? y?llar boyunca yanl?? yorumlamalar?na neden olmu?tur.

Yanl?? bilinenler,

 

1.Büyük depremlerden önce kayaçlar akma gerilmesine ula??nca mikro çatlaklar?n olu?mas?,

2.Bu mikro çatlaklar?n aç?lmas? sonucunda bunlar?n içerisine inklüzyonlarda hapsedilmi? gazlar?n veya formasyon suyunun aniden doldurulmas?,

3.Yeni ak??kanlarla ve daha ziyade gazlarla dolan gerilim bölgesindeki çatlaklar yüzünden sürekli ölçülen elektriksel direncin aniden yükselmesi,

4.Ak??kanlarla dolan mikro çatlaklar yüzünden gerilim bölgesinde sürekli ölçülen sismik h?zlar?n aniden dü?mesi

 

olarak s?ralanabilir. Bu yanl?? bilinenler yüzünden jeofizik disiplini depremleri önceden kestirmede ba?ar?l? olamam??t?r.

 

GERÇEK DEPREM MEKAN?ZMASI (Odak Çözümü tan?mlamas? özellikle kullan?lmad?).

JUPITER'S IO ba?l?kl? yaz?s?nda NASA’dan Larry O'Hanlon,

 

The reason for Io's endless eruptions is simple: Jupiter and the other jovian satellites won't let it rest. Io orbits closest to Jupiter and feels the tug of the outer satellites as well. Their heavying gravities are constantly kneading the moon-sized world with tidal forces, keeping its innards Rolling and hot.

 

diye yazarak, Jüpiter’e en yak?n Galile uydusu olan IO’nun bitmez tükenmez erupsiyonlar?n?n nedeninin Jupiterin ve di?er yak?n uydular?n med yuvarlanmas? etkisi oldu?unu belirtmektedir. Yerküre de kendi uydusunun med yuvarlanmas? etkisi alt?ndad?r. Ancak Ay, hep ayn? yüzünü Yerküreye döndürerek bu med yuvarlanmas? etkisinden kurtulmu?tur. Yerkabu?unda olu?an çatlak sistemleri de bu med yuvarlanmas?n?n eseridir.

Konu ba?l??? çok itici ve iddial? olarak alg?lanabilir. Ancak bu gerçe?i ilk fark eden ki?iler, bu makale yazar? olmay?p, Çin as?ll? Amerikal? bir yerbilimci olan Fenglin Niu ve çal??ma arkada?lar?d?r.

 

Fenglin Niu is a seismologist with Rice University in Houston, Texas. He and his team performed experiments along California's San Andreas Fault, an area famous for its many earthquakes.

The team placed highly sensitive electrical devices about one kilometer below ground in two different places. The devices were able to measure even small changes in air pressure on the Earth's surface. The scientists say such changes are caused when rocks push together, forcing air out of small cracks in the rock. When this happens, seismic waves travel faster than usual through the rock.

 

Yukar?daki paragraf bir gazete haberidir. Makale bu iki paragrafl?k haberden esinlenilerek kaleme al?nm??t?r.  “Bu oldu?unda sismik dalgalar kayalar?n içerisinde normalden daha h?zl? giderler”  cümlesi mikro tansiyon çatlaklar?n?n bir yerbilimi efsanesi oldu?unun ve bu efsanenin y?k?ld???n?n kan?t?d?r. (7.SILVER,P.G., DALEY, T.M., NIU, F.,   AND   MAJER E.L., 2007). Ancak yay?n taramas? yap?ld???nda bu çal??man?n birinci isminin SILVER,R.P. oldu?u görülmektedir.

 

 

GERÇEK DEPREM MEKAN?ZMASINA GÖRE GEL??T?R?LEN JEOF?Z?KSEL DEPREM KEST?R?M?.

?ekil-8. ?hbar bölgesinin normal durumu.

 

?ekil-9. Do?al sinyallerle örtü?meyen özel zarfl? alternatif ak?m kayna?? (transmitter) ve bu zarfa sinkronize özel al?c? (receiver). Kuyulardan birinden özel zarfl? bir alternatif ak?m gönderilirken, di?erinde sürekli olarak potansiyel dü?me oran? ölçülür.

 

?ekil-10. Saç?l?ms?z cisim dalgas? sürekli üreteci ve kar?? kuyuda gönderilen sinyalin frekans?na uygun jeofonlarla sürekli kay?t al?m?. Kuyulardan birine sürekli çal??an bir sars?c? yerle?tirilirken, di?erine uygun frekansl? titre?im al?c?lar yerle?tirilerek sürekli sismik h?z kayd? al?n?r.

Tüm latis göçertilmesi kaya patlamas? demektir. Deformasyon sürecinde kayaçlar k?smî latis göçertilmesine u?rarlar. Bu i?lem s?ras?nda kayaçlar beklenilmeyecek derecede ?s?n?rlar. Olay?n k?sa aç?klamas? ?öyledir:  Kat? cisimleri tan?mlayan özellik, atom çekirdeklerinin uzayda sabit yerlere (cite) gömülü olmas?d?r. Deforme olan kat? cisimlerde Kristal Birim Hücresi (Unit Cell) içerisinde her atoma tahsis edilen yerler de?i?tirilince, özellikle de atomlar aras? uzakl?klar azalt?l?nca, atom çekirdeklerini birbirlerine ba?layan ve tam anlam? ile çelik yaylar?n dinami?ine sahip olan phonon enerjisi, çelik yay boyunun k?salt?lmas? sonucunda phonon frekans?n? yükseltir. Yüksek phonon frekans? demek ?s?nmak demektir. Ancak burada sözünü etti?imiz s?cakl?k normal (s?radan) ?s?nma sürecini a?ar. E?er deformasyonun kinetik enerjisi, phonon enerjisini a?arsa oradaki latis aniden yok edilerek phonon enerjisi ?s? enerjisi olarak aç??a ç?kar. Buna süblimasyon olay? da denilir. K?smi latis göçertilmesi olay?n?n olu?tu?u bölgedeki malzeme birkaç pikosaniye içerisinde buharla??r, ergir ve tekrar so?utularak rekristalize olur. Bu olgu inan?lmayacak k?sa sürelerde, inan?lmayacak kadar yüksek ?s? demektir.  Bu frekans yükselimi dalma batma zonlar?nda, derinlerde latis göçertilmesi sonucunda kayaçlar?n patlat?lmas?na ve sürtünmenin s?f?r oldu?u 300 km’yi a?k?n derinliklerde de dispersiyonsuz, genle?me odakl? depremlere neden olur. Akma gerilmesine ula?an fay kompartmanlar? aniden a??r? derecede ?s?nmaya ba?lay?nca kayaçlar genle?ir, çatlaklar kapan?r, çatlaklar?n içerisindeki ak??kanlar yeryüzüne f??k?rt?l?r, yükselen segment bölgesindeki fay aç?l?r, sürtünme ortadan kald?r?l?r ve fay kompartmanlar?n? olu?turan, fay?n iki yan?ndaki trilyonlarca ton kabuk parçalar?, gitmeleri gereken yeni gerilimsiz yerlerine do?ru yola ç?karak kar?nca h?z? ile yürümeye ba?lar.  

Do?u Marmara Depreminden (1999) birkaç gün önce Armutlu Yar?madas?n?n güneyinde Esenköy’den sonra yürüyerek Çal deresine ula?an bir “do?a yürüyü?ü” grubu, dü? k?r?kl??? ve ?a?k?nl?k geçirmi?lerdir. Çünkü Çal deresindeki su içmeyi planlad?klar? p?nar?n suyu neredeyse KAYNAR DERECEDE ?s?nm??t?r. 14(KAPLAN,ERDO?AN, 2009)

?ekil-11. Ana ?ok için e?ik de?er a??l?m?. Sismik monitoring. Ana ?oktan iki-üç gün önce y?rt?lma merkezi yak?n?ndaki kayaçlat a??r? derecede ?s?n?nca, sistematik çatlaklar kapan?r, sismik h?z bu nedenle aniden yükselir, ALARM!. Yamulma bilgesi genle?erek kabar?r, çatlaklar?n içerisindeki su buharla?t?r?larak, di?er argon, radon ve metan gibi gazlarla birlikte yeryüzüne f??k?rt?l?r. Bu s?rada veya daha önce, yamulma (piezoelektrik) kaynakl? elektron f??k?rt?lmas?yla alev toplar? ve/veya deprem ???klar? görülebilir. An? ?s?nman?n nedeni ise k?smî latis göçertilmesidir (Lattice quasi debris). 

?ekil-12. Ana ?ok için e?ik de?er a??l?m?. Özdirenç monitoring. Ayn? Anda; ana ?oktan iki-üç gün önce, yamulma bölgesindeki gerilim “akma gerilmesi”ne ula??nca, ortam aniden ?s?n?p genle?erek (k?smî latis göçertilmesi) kabar?r ve yükselir. Sistematik çatlaklar da kapand??? için, çatlaklar?n aras?ndaki yar? iletken buhar ve yal?tkan gazlar çatlaklar? terk eder. Böylece birbirleri ile daha s?k? temasa geçen kayaç bloklar?, daha iyi elektrik iletirler. ALARM!Tam deprem an?nda meydana gelen gaz ç?k??lar? ise, ?slak olmayan kumlu zeminlerde bile s?v?la?maya (liquefaction) neden olur.  

 

?ekil-13. Ana ?ok! Sonunda yenik dü?erek akma gerilmesinden kopma gerilmesine ula?an segmentin (fay parças?) iki yan?ndaki yamulmu? kayaçlar, kabard??? için aç?lan ve kilidi k?r?lan segment düzleminin iki yan?nda, dakikaya yakla?abilen veya a?abilen süre boyunca, aksi yönlerde göreceli olarak yürüyecek, olmalar? gereken yerlere ula??nca da gerilimleri hemen hemen s?f?rlanacakt?r. O kaotik ortamda, gerilimleri yeterince s?f?rlanamayan parçalar da artç? ?oklarla yeni yerlerine yerle?tirileceklerdir.

Art?k deprem olmaktad?r. Bu s?rada 1000 derece s?cakl?klara ula?abilen gaz f??k?rt?lmalar? yüzünden a??r yan?klarla hastanelere kald?r?lan çiftçilere rastlan?l?r. Bu gaz ç?k??lar? susuz kumlar? da s?v?la?t?r?r. Sustal? b?çak gibi k?r?l?p y?rt?l?p yeni yerine gidece?i ileri sürülen kütlelerle çal??t?r?lan deprem mekanizmas? hayal ürünüdür. Nova patlamas?n?n d???nda hiçbir güç trilyonlarca ton kayac?n atalet direncini birkaç saniyede yenerek üç be? metre dahi olsa yer de?i?tiremez. Bunu ileri sürmek dinami?in temel prensipine ayk?r?d?r. ?ndonezya’da dalan levha yola ç?k?p kar?nca h?z? ile, yani dakikada 1 metre h?zla, dokuz dakikada 10 metre dalabilmi?ti. Dolay?s? ile 660 km eninde, sekiz km kal?nl???nda, 100 km boyunda 3.3 gr/cm3 yo?unlu?undaki ?u kadar ton okyanussal kabu?u dokuz dakikada 10 metre yer de?i?tiren enerji ise 1028.4 erg olup bunun Richter kar??l??? da M=9.3 tür. Bu yava? hareket yüzünden rekor büyüklüklü depremden ölenlerin say?s? birkaç binle s?n?rl? kalabilmi?tir.

Deprem s?ras?nda deformasyon bölgesinin ?s?nma dolay?s? ile genle?ti?ini ve sistematik çatlaklar?n kapand???n? gösteren di?er bir gözlem de çok çarp?c?d?r. Tarakl? ile Alifuatpa?a aras?ndaki yüksek ormanlar?n içerisinde bir alabal?k çiftli?i vard?r. Bu çiftli?i besleyen su, bir kaya yar???ndan dört-be? de?irmen debisinde f??k?rmaktad?r. Bu çiftlik ve su ç?k???, i?letmecisinin tapulu arazisinde yer almaktad?r. ??letme müdürünün beyan?na göre, 1999 y?l?ndaki iki büyük depremden dört-be? gün kadar önce i?letmeyi besleyen su tamamen kurumu? ve depremler olu?tuktan k?sa bir süre sonra yine eski debisine ula?m??t?r. Ancak burada (KAFZ’nun Kuzey koluna uzakl?k dolay?s? ile) suda belirgin bir ?s?nma gözlenmemi?tir. Buna göre ?s?nan bölge ?s?nmadan büyük bir hacmi kabartmaktad?r. 15(P?LAVCI, MEHMET, 2009)

?ekil-14. Tekrar normal ?artlara artç?larla dönü?. K?tasal kayman?n istedi?i yeni yerlerine yerle?en fay parças? kompartmanlar?, üzerlerindeki yamulma bask?s? geçici bir süre için kalkt???ndan, fay?n yak?n çevresindeki as?l büyük kabuk kütlesi taraf?ndan h?zla so?utulacaklard?r. Segmentin kabarmas? çökecek, hamc? tekrar normale dü?ürülecek ve bu nedenle sistematik çatlaklar Ay’?n med deformasyonuna kar?? yerkabu?unu korumaya almak üzere, tekrar aç?larak deprem s?ras?nda kaybetti?i ak??kanlar? kazanacaklard?r.

 

?ekil-15. ?talya Depreminden sonra uydudan al?nan GPS deplasman görüntüsü. Deplasmanlar?n asimetrik olu?u e?im at?ml? normal faydan kaynaklanmaktad?r. Tavan bloku daha fazla yer de?i?tirmi?tir. Görüntünün bak?? aç?s? kuzeyden güneye do?ru e?imlidir.

 

?ekil-16. Deprem an?nda Yeryüzünün elastoplastik deformasyonu

Deformasyon alt?nda kalan bir segmentin elastoplastik deformasyonunu ve deprem s?ras?nda yeryüzünün ve dolay?s? ile derinliklerinin eliptik bir hac?m içerisinde kalan k?s?mda  tam anlam? ile s?v? gibi davranarak her noktas?n?n fark? mesafedeki gerilimsiz yerlerine do?ru yola ç?kmaktad?r. Büyük depremlerde inan?lmaz bir ?ekilde yeryüzünün farkl? yönlerde ve farkl? miktarlarda yüzmeye ba?lad???n? gösteren video çekimler vard?r. ?ekil-26’teki karelasyon hücrelerinin içerisinde yaz?lan rakamlar hücrelar?n ba??ms?z hareket metraj?d?r. Dikkat edilirse elips d?? çizgisinin bir metre içerisinde de, bir metre d??ar?s?nda da hareket miktar? s?f?rd?r.  Ancak bu elips, e?merkezli küçülen elipslerle dolduruldu?unda her elips diliminin hareket miktar?, d???ndakinden büyük, içindekinden küçük olacakt?r. Maksimum hareket miktar? ise y?rt?lma merkezi civar?nda olu?ur. Bu davran??? tan?mlamak için rijit kabuk elastoplastik davran?r denilebilir.

Güncel bir gazete haberi (Bilgi al?nan web sitesinde gazetenin ad? belirtilmemi?tir):

Suudi Arabistan'da 5.4 büyüklü?ünde deprem

Yetkililer, ülkenin bat?s?ndaki köylerde hissedilen ve Richter ölçe?ine göre 5,4 büyüklü?ündeki depremin can ve mal kayb?na sebep olmad???n?, ancak Medine'nin bat?s?ndaki be? köyün bo?alt?lmas?n?n uygun olaca??n? kaydetti.
Suudi Arabistan Deprem ve Yanarda? Ulusal Merkezinden yap?lan aç?klamada, depremin gün a?armadan önce meydana geldi?i belirtilirken, yerel televizyonlar, tahliye ça?r?s?na uyan birçok ki?inin evlerinden ayr?larak kurulan çad?r kamplara gitti?ini duyurdu.

Deprem nedeniyle yerde olu?an çatlaklardan gelen kötü koku sebebiyle yetkililer halka maske da??tt?.

Medine’nin bat?s?nda, K?z?ldeniz’e paralel bir fay zonundaki gerilim alt?nda kalan Arabistan otoktonunun kristalin kabu?u, deformasyon bölgesinde depremden hemen önce ?s?narak genle?mi?, çatlaklar?n? kapatm?? ve bu çal??madaki modeli do?rularcas?na çatlaklar?ndan olas?l?kla do?al gaz f??k?rtm??t?r. (?ekil-1) 

SONUÇ

Sonuçta parasal gücün denemeye ald??? San Andreas Fay Zonundaki derin kuyu pompalar?n?n terk edilen sondaj kuyular?, orada kaderine terk edilmemi?, yine parasal gücün yönlendirdi?i bir ara?t?r?c? grup gelip bu terk edilmi? kuyularda sürekli özdirenç ve sürekli sismik h?z kayd? almaya ba?lam??lard?r. Bu s?rada ?a?maz bir isabetle görülmü?tür ki bu monitoring s?ras?nda yerel hava bas?nc? de?i?imleri de, yakla??k 30 m derinlikli ve 30 m aral?kl? aç?lan sondaj kuyular?n?n aralar?nda kalan kayaç kütlelerini etkilemektedir. Bunun tek aç?klamas? var. Yükselen hava bas?nc? sistematik çatlaklara girmekte ve dolay?s? ile iletkenlik de sismik h?z da dü?mektedir. Bunun tersi de geçerlidir. Paragrafa parasal güç vurgulamas? ile ba?lamakla, San Andreas fay?n?n bir segmenti üzerinde yap?lan ara?t?rmay? küçümseme?e çal???lmamakta, parasal deste?in önemine dikkat çekilmektedir. Zira bu Arizonadaki bu çal??may? üç ayr? kurum desteklemektedir.

Fakat as?l büyük ke?if M<4 büyüklüklü iki adet deprem s?ras?nda ya?anm??t?r. Ne gariptir ki bu depremlerden iki üç saat önce elektriksel iletkenlik ve sismik h?z dramatik bir biçimde yükselmektedir. Bu durum Elastic Rebound Theory’ye ve dolay?s? onun bir argüman? olan mikro tansiyon çatlaklar? öngörüsüne ayk?r?d?r. Hava bas?nc? de?i?imlerinin yakalanmas? ile bu ayk?r? durum birlikte de?erlendirildi?inde ac? gerçek ortaya ç?km??t?r:

Biz k?rk y?ld?r yan?lm???z…

 

 

DE??N?LEN KAYNAKLAR

 

1.ROTH, F. 1993, Deformations in a Layered Crust Due to a System of Cracks: Modeling the Effect of Dike Injections or Dilatancy, J. Geophys. Res., 98(B3), 4543–4551.

 

2.BLOCH S. and HOFMANN, A.W., 1978, Magnesium metasomatism during hydrothermal alteration of new oceanic crust, Geo Science World, Geology; May 1978; v. 6; no. 5; p. 275-277.

 

3.Mc.DONNALD,G.A. and KUNO,H., 1968, The Crust of the Pasific Basin, Geophysical Monograph Series, American Geophysical Union.

 

4.KNOPOFF,L., DRAKE,C.L. and HART,P.J.,1968, The Crust and Upper Mantle of the Pasific Area, Geophysical Monograph Series, American Geophysical Union.

 

5.Mc.DONNALD,G.A., 1967, Calculations of the Thermal History of the Earth, Journal of the Geophysical Research, v. 64, n. 11 p.

 

6.MÉTIVIER,L., VIRON,O., CONRAD, C. P.,  RENAULT, S.,  DIAMENT, M. AND PATAU, G., 2009, Evidence of earthquake triggering by the solid earth tides, Earth and Planetary Science Letters, Volume 278, Issues 3-4, Pages 370-375.  

                                                                                                             

7.SILVER,P.G., DALEY, T.M., NIU, F.,   AND   MAJER E.L., 2007, Active Source Monitoring of Cross-Well Seismic Travel Time for Stress-Induced Changes, Bulletin of the Seismological Society of America, Vol. 97, No. 1B, pp. 281–293

 

8. HUENGES, E., J. ERZ?NGER, J. KUECK, B. ENGESER, AND W. KESSELS, 1997, The permeable crust; geohydraulic properties down to 9101 m depth, J. Geophys. Res. 102, 18,255–18,265.

 

9.DE FAZIO, T. L., K. AKI, AND J. ALBA,1973, Solid earth tide and observed change in the in situ seismic velocity, J. Geophys. Res. 78, 1319–1322.

 

10.KAYNAK, U., 2007, D??merkez Da??l?m?na Dayal?  Türkiye Sismotektoni?i, jeofizik bülteni, say?.54, ocak-nisan.

 

DEPREM KEST?R?M? YAPMAYAN FAKAT “DEPREM TAHM?N?” VEYA “DEPREM ÖNGÖRÜSÜ” KAVRAMLARINI ?ÇEREN ÖZEL YAYINLAR:

 

11.KAYNAK,U., 2006, Deprem Bulutlar?. Jeofizik Bülteni,Y?l.18, Say?.52.

 

12.KAYNAK,U., 2007, D??merkez Da??l?m?na Dayal? Türkiye Sismotektoni?i, Jeofizik Bülteni Y?l.19, Say?.54., Ocak-Nisan

 

13.KAYNAK, U., 2008, Tarihsel Marmara Depremlerinde Olu?an Döngüsel D??merkez Göçü ve Bu Döngüye Dayal? Bir Deprem Öngörüsü, Jeofizik Bülteni,Y?l.20 Say?.57-58-59.

 

14.KAYNAK, U., 2008, Denizde Depremi Haber Verme Projesi, Yedi Sensörlü Magdeburg Küresi, Mühendislikte Mimarl?kta ve Planlamada ÖLÇÜ, TMMOB

 

15.KAYNAK, U., 2008, Karada Depremi Önceden Belirleme Projeleri, Mühendislikte Mimarl?kta ve Planlamada ÖLÇÜ, TMMOB.

 

16.KAYNAK,U., 2009, Anadolu Elastoplastik Kabu?unun, Sismolojik, Volkanolojik, Hidrolojik, Jeomorfolojik ve Tektonik Kan?tlarla Desteklenmi? Kinematik Modeli, Jeofizik Bülteninde Yay?na Haz?r.

 

17.KAPLAN,ERDO?AN, 26. MAYIS. 2009, Ki?isel Görü?me, Gezievi yetkilisi, www.gezievi.com.tr

 

18.P?LAVCI, MEHMET, 2009, Ki?isel Görü?me, Mahdumlar Köyü Alabal?k Üretme Çiftli?i, Tarakl?, Sakarya

 

2012, Carrington Belâs? Y?l?.

 

2012, Carrington Belâs? Y?l?.

 

Prof.Dr.U?ur Kaynak

 

Ne Tekinsiz bir y?lm?? bu 2012.  Nibiru (Marduk) sald?rgan gezegenini 2012 de bekleyenler var. ?stanbul Depremini 2012 de bekleyenler var. Carrington Event’? 2012 de bekleyenler var… Bir kar??la?t?rma olu?turabilmek aç?s?ndan 1 Eylül 1859 tarihinde ?ngiliz Astronom Carrington taraf?ndan tesbit edilen ve kay?tlar? al?nan Solar Flare (güne? Alevi) sald?r?s?na ili?kin 12 adet Sürekli Magnetik Kay?t'tan biri buraya al?nd?. Bu do?al olayda telgraf tellerinin kendili?inden eridi?i ileri sürülmektedir. San?r?m, o s?rada telgraf?n tellerine ku?lar konamam??lard?. Olaya Carrington Event ad? verilmektedir.

 

?ekil-1. 2 Eylül 1859 günü ?ngiltere’de al?nan YMA de?i?im grafi?i. Olay tam anlam? ile kaotik olarak geli?mektedir.

 

Olay?n, iki adet güçlü Güne? Lekesi aras?nda olu?an bir Manyetik kuvvet çizgisi kopmas? olay? ile ilgili oldu?unu dü?ünüyorum. Güne? Lekelerinin "Manyetik Kuvvet Çizgileri" bazen onlarca Yerküre çap?nda ve binlerce Tesla gücünde olabilmektedirler. (Tesla = Magnetik Alan ?iddeti Birimi). Kuvvet Çizgileri genellikle e?merkezli, bir demet yar?m çember biçiminde olu?urlar. Bunu “Gök Ku?a??”na da benzetebiliriz. E?er Güne? yüzeyindeki bu manyetik gök ku?aklar?, çok güçlü oldu?u için çok fazla yükseklere ç?karlarsa, bu kez ortalar?ndan koparak çok büyük bir h?zla geriye çekilirler. Bu s?rada en tepedeki k?s?m ise büyük bir h?zla güne?ten uzakla??r. (Kamç?lama Olay?) Bu türden patlamalara, önüne katt??? Corona (Güne? Atmosferi) malzemesinden dolay? “Coronal Mass Ejection” (CME) veya genel anlamda “Solar Flare” ad? verilir. 

Güne? Lekesi- Sun Spots

?ekil-2.a. Güne? Alevi ve Magnetik Kuvvet alanlar?. TEKL?.

 

?ekil-2.b. Güne? Alevi ve Magnetik Kuvvet alanlar?. ÇOKLU.

 

Sansasyonel NASA haberine göre, birinci Carrington olay?ndan 153 y?l sonra, 12 Eylül 2012 tarihinde de, en az?ndan böylesi güçte bir Solar Flare Aktivitesi beklenilmekteymi?. E?er Manyetik f?rt?na, 1859’dakinden daha güçlü olursa, birkaç dakika içerisindeki bütün enerji tesislerinin iletkenlerini ergitece?inden, insanl?k da birkaç dakika içerisinde Ta? Devrine geri dönecekmi?.

 

?ekil-3. Solar Flare.

 

?ekil-4. Kabata?, Yontmata?, Cilal?ta? ve Ne?elita? Devirleri.

 

Hemen gidip Ma?ukiye’de Kale Duvarl? bir Villa sat?n al?p, Rüzgâr ve Güne? enerjisi için gereken malzemeleri depoya y??aca??m! Ah?ra da dört adet kaliteli inek almay? ihmal etmem. Böyle bir felaket söz konusu olursa, bir adet Einstein yerine, dört adet Holstein’i tercih ederim.

 

?ekil-5. Bir adet Einstein yerine dört adet Holstein

 

Güne? aktivitesinin Güne? yüzeyindeki do?al olaylar? nas?l yönlendirdi?i veya nas?l etkiledi?i tam anlam? ile çözülememi?tir. Tersine Güne?in yüzeyine bakarak içerisinde neler olabilece?ini anlamaya çal??maktay?z. "Uzun Y?llar Ortalamas?”n?n bize ö?retti?i bir ?ey var. O da Güne? lekelerinin yakla??k 11 (onbir) y?ll?k periyodla ?iddet ve bolluk de?i?imi yapt???d?r. Bu durum onbir y?l boyunca güne?in a??r? aktif olaca?? anlam?na gelmez. Çevrimin anlam?, en az?ndan Güne? Lekelerinin say?s? 5.5 (be? buçuk) y?l boyunca art?m, yakla??k 5.5 y?l boyunca azal?m gösterir diye yorumlanabilir.

?ekil-6. Güne? Lekeleri.

 

Güne?teki her patlama, f??k?rma, kabar?p çökme veya manyetik alan kopmas? gibi olaylar?n sonucunda Güne? depremleri olu?ur. Güne? depremlerinin sebep de?il sonuç oldu?una inan?r?m. Yani Güne?te deprem olduktan sonra bu deprem sonucunda ?u-?u olaylar olur denilemez. Tersine ?u, ?u olaylar olduktan sonra Güne?te deprem olur. Bu söylemden ?u garip sonuç ortaya ç?kar. Güne?te, Yerküredeki gibi elastik yamulma enerjisi biriktirilemeyece?i için, kendili?inden deprem olamaz. Ama e?er Güne?te de Yerküredeki dalma batma zonlar? misali “dikine kütle çevrimleri” oluyorsa ki kesinlikle olmas? gerekir, ancak o zaman katmanlar ve konveksiyonlar aras? ?s?l kaynakl? depremler olu?acakt?r.

?ekil-7.Sakin bir andaki Güne? Corona’s?.

2012’nin sonlar?nda beklenilen büyük Güne? Kütle F??k?rmas?n?n tarihinin nas?l tesbit edildi?ini bilemiyorum. (SME = Solar Mass Ejection, CME = Coronal Mass Ejection) Ama tahminen istatistikseldir diyebilirim. Bunu söylememin nedeni ise onbir y?ll?k güne? lekeleri çevrimine ek olarak "Solar Force Çevrimi"nin de elimizde bilgi olarak var olmas?d?r. Bu iki periyodik veriden birinci, ikinci veya üçüncü armoniklerin pik zamanlar? bulunur. O zaman da istatistiksel verilerden elde edilen olgular?n bir olas?l?k yüzdesi veya olay? temsil eden grafi?in bir Standard sapmas? falan vard?r.  Bulunan bu "pik zamanlar"?n?n da bir olas?l?k yüzdesi vard?r. Böyle bir ?ey yokmu? gibi, 2012 Eylül ay? olarak net bir tarih verilmesini sadece sansasyonel kamu oyu yaratma giri?imi olarak yorumluyorum.

 

?ekil-8. Son 30 y?ll?k Güne? Dönemlerinin ba?l? olduklar? parametreler.

Günlük I??ma: Sar?, Y?ll?k I??ma: K?rm?z?, Güne? Alevi: Ye?il, Güne? Lekesi Say?s?: Mavi, 10.7 Hz’lik Radyo Dalgalar? Ak?s?: Mor

 

?ekil-9. Son 250 y?ll?k Güne? Dönemlerinin düzenlili?i.

Bu hesaplamalar ?nsano?lu’nun, “Her ?ey yolunda giderse, daha Sevgili Güne?imiz’in 5 milyar y?l kadar ömrü var” diye gelecek kayg?s? pansuman? yapmas?na yarar. Ancak tümcenin içerisinde “her ?ey yolunda giderse” diye bir tümleç var. Demek ki her ?ey yolunda gitmeyebilir. Bu risklerin aras?nda çok güçlü SME atmalar?ndan, ufak yollu "Öksürmelere varana dek her olas?l?klar var. (Öksürme = To-Tauri Faz?). Güçlü SME atmalar?ndan belki a??r yaralar alarak da olsa kurtulabiliriz, ama Güne? Öksürmesinden kurtulma olas?l???m?z yeralt?na gömülsek de s?f?rd?r!!! Güne? öksürse de aks?rsa da, (Hidrojenini tüketmedi?i sürece) yoluna be? milyar y?l daha devam edebilir. Biz ise bu konuda oldukça k?r?lgan?z. Ne yaz?k ki Güne?in öksürme olas?l??? bilimsel bak?mdan s?f?rdan farkl?d?r. Böyle bir sondan insano?lu kendi önlemlerini alarak kurtulamaz. Daha büyük bir deste?e gereksinimi var. O destek ise sadece Evreni Yaratan Kudretten gelebilir! Güne?imizin mazisinde böyle bir sab?ka var. Bundan 3.5 milyar y?l önce böyle bir öksürme yapm??t?. Bunu ispatlayan on’dan fazla kan?t var. Üstelik bunu evrende yaln?z bir kez yapan y?ld?z örne?ine de henüz istatistiksel bazda bile rastlan?lamad?. Öksürme (To-Tauri Faz?) yapabilen y?ld?zlar genellikle bunu al??kanl?k haline getiriyorlar. Bizim Güne?imiz nas?l bunu bir kez yapmay? becerebildi dersiniz? ?imdi anlatabildim mi neden “Biz dinozor de?iliz. Soyumuzun tükenmesine izin verilmeyecektir” deyip durdu?umu.

 

Eski K?talardan Asya Orijin’dir. Avrupa Rönesans’t?r. Afrika ise M?s?r medeniyeti demektir. Afrika da eski k?talardan oldu?u halde M?s?r’dan gayrisi sömürge demektir. Oysa yeni k?talardan olan Kuzey, Güney Amerika, Avustralya ve Okyanusya ise Koloni demektir. Bunlar?n aras?ndan USA, demokratik yap?s? ve inan?lmaz ham madde zenginlikleri sayesinde koloni valili?inden kurtularak ve kan dökerek ba??ms?zl???n? kazanm??t?r. Kanada bile hâlen Common Wealth ülkesi say?l?r.

 

Medeniyetin de, teknolojinin de, sanat?n da merkezi kuzey yar?m kürededir. Di?er taraftan Kuzey Yar?m Küre, k?talar yar?m küresi iken, Güney Yar?m Küre ise Okyanuslar yar?m küresidir. Öyleyse küresel olarak yerküreyi etkileyecek bir felaket, en çok kuzey yar?m kürede y?k?ma neden olacakt?r. Ya da tersine örne?in güney yar?m kürede olu?acak bir tsunami felaketi kuzeyde dengeleri de?i?tirmez. Sadece üzer.

 

Kapadokya böyle bir Güne? sald?r?s?n?n sonucunda in?a edilmi? bir yap?la?ma de?ildir. Zaten o ça?larda insanl???n böyle bir felaketi önceden haber almas? dü?ünülemez. Tarihsel kay?tlarda anormal bir Güne? aktivitesi yok. Buna kar??l?k Barbar ve/veya Pagan sald?r?lar her dem vard?. Ek olarak da Do?u Roma ?mparatorlu?unun H?ristiyanl??a kar?? açt???, fakat yenik dü?tü?ü sava? var. K?sa sapl? kazma ile kaz?labilecek nitelikte volkanik tüf olana?? bulan bar??ç?l kavimler, kendilerini gömmesinler de ne yaps?nlar?
 

?ekil-10. Kapadokya’n?n Carrington Event ile do?rudan ba?lant?s? yok.

 

Güne?imiz dördüncü nesil, G tipi bir normal kol y?ld?z?d?r. Bu cümlenin içerisinde Güne?in geçmi?i de, gelece?i de gizlenmi?tir. Dördüncü nesil bir y?ld?zd?r. Çünkü Atmosferinde, atom numaras? 83 olan Bizmuttan daha a??r elementler yer al?r. Son büyük nükleer sentezini 4.6 milyar y?l önce yapm??t?r. Bununla da yetinmeyip küçük bir kütle ayarlamas? daha yaparak bundan 3.6 milyar y?l önce bir kereli?ine To-Tauri Nefeslenmesi (Öksürmesi) ya?am?? ve kütlesini yakla??k olarak 1.0 MO ‘a çekmi?tir. (yani yakla??k 4.69331 x 1044 ton)

Böylece Güne?imiz, uzun ömürlü bir y?ld?za dönü?mü? ve yakla??k on milyar y?l olarak biçilen ömrünün 4.6 milyar y?l?n? ya?am?? olmaktad?r. Yine de bilim adamlar?na göre, Güne?in tekrar bir To-Tauri faz? ya?amamas? için hiçbir engel yoktur.

Güne?imiz saniyede 2 milyon ton madde yitirmektedir. Bunun nedeni proton-proton zinciri ile a??r element üretirken, aç??a muazzam miktarda ?s? ç?karmas?ndand?r. Bu ?s?n?n kar??l???d?r saniyede 2 milyon ton madde yitimi. Fakat bu madde yitimi Güne?’imizi güncel ba?lamda pek rahats?z veya güçsüz etmez. Çünkü bu (?s?l) madde yitimi, ?u anda son 4.6 milyar y?l için ana kütlenin trilyon kere trilyonda biri mertebesinde kalmaktad?r. Önemli olan as?l olgu Hidrojen tüketimidir.

?ekil-11. Dört Hidrojen Protonu, Dört Protondan Yap?lm?? Helyum Çekirde?inden daha a??rd?r. Aradaki fark E = mc²  kadard?r.

MO>1.4 Güne? kütlesi demek dengesiz bir sar? y?ld?z demektir. Buna Chandrasekhar e?ik de?eri denilmektedir. Güne?imiz 4.6 milyar y?l önceki patlamas?nda (buna “Büyük Nükleer Sentez” de denilebilir) ve 3.6 milyar y?l önceki öksürmesinde bu fazla kütleyi atarak dengeli ve uzun ömürlü bir y?ld?za dönü?mü?tür.

D??a do?ru; Adyebatik genle?me + foton bas?nc? + müon bas?nc? + nötrino bas?nc? toplam?na kar??l?k, sadece gravitatif kütle çekim gücü, güne? kütlesini bir arada tutmaktad?r. Kuantum kütle çekimi (yani, 10-13 m den küçük mesafelerde 500 ton itimi) ise, Güne?’in merkezindeki olas? göçertilmeyi önlemektedir. Bu ters yönde çal??an kuvvetlerin bir denge aray??? vard?r. Bu aray?? sonucunda Güne?in çap? her 17 günde bir k?rk kilometre artar ve azal?r. Yani güne? inan?lmaz bir genlikte nefes almaktad?r. Beklenilen Carrington Event’in nedeni bu olgudan kaynaklan?r.

??te böyle cehennem gibi bir y?ld?za kendimizi (tüm güne? sistemimizi) emanet etmi? bulunmaktay?z.

?ekil-12. Kar??la?t?rma.

Güne? bize hayat deste?i olmaktad?r. Fakat bu arada soy k?r?c? x-???nlar? ve UV ???nlar? da göndermektedir. Buna kar??l?k Yerküre ise bu soy k?r?c? ???nlara kar?? bir tak?m enerji perdeleri olu?turarak, üzerindeki fauna ve floray? korumaya çal??maktad?r. Bunlar;

1.Bow Shock etkisi,

2.Magnetopause denilen Magnetik durdurma-sapt?rma etkisi,

3.D?? Van Allen Ku?aklar?nda Hidromagnetik Elektron tuzaklanmas?,

4.?ç Van Allen Ku?aklar?nda Hidromagnetik Proton (ve ula?abilen Pozitron) tuzaklanmas?,

5.?yonosferde tek atomluk nükleer reaksiyonlarla yüklü parçac?k yava?lat?lmas?,

6.Ozon tabakas?nda UV yumu?at?lmas?,

7.Troposferdeki CO2 ile ?s? ???nlar? yutumu,

8.Bütün bunlar? a?abilen yüklü parçac?klar?n yer magnetik alan? taraf?ndan ± 80° enlemlere yöneltilerek oradan yerküreye de?arj edilmesi,

9.Atmosferin tümünün yutum etkisi.

?ekil-13. Magnetosfer

Bütün bu korunma amaçl? enerji perdelerine kar??n, Güne?te olu?abilecek SME sonucunda çok fazla miktarlarda yüklü ve yüksüz partikül sald?r?s? kar??s?nda, bu dokuz adet koruma kalkan? da pek i?e yaramamaktad?r.

Bu SME sald?r?s?n?n nedeni ise

1.Explosion

2.Solar Flare

3.Prominence

4.Protuberance

Olarak çe?itlenir.

Bunlar?n en büyük hacimli olanlar? Explosion, en h?zl? olanlar? ise Solar Flare’dir. Her ikisi de güne? lekelerinin ço?ald??? zamanlarda etkinliklerini art?r?rlar. Güne? lekeleri yerkürenin be?-on kat büyüklü?ünde magnetik alan havuzlar?d?r. Bunlar?n magnetik alan çemberleri bir explosion ile veya bir solar flare ile kopart?ld???nda, en büyük güne? rüzgâr? sald?r?lar? olu?ur. Buna Carrington Event ad? verilir.

Güne?in atmosferinin alt?nda yer alan viskoelastik plasma’dan olu?an güne? kromosferi, yakla??k 5000°K s?cakl?ktad?r. Onun alt?nda yer alan fotosfer ise yakla??k 6000°K s?cakl?ktad?r.  G tayf tipi y?ld?zlar hep bu yüzey s?cakl?klar?nda olurlar.

Güne?in plasma yüzeyinde olu?an 10 – 15 dünya büyüklü?ündeki bir magnetik alan havuzunun, özellikle magnetik alan kuvvet çizgilerinin ç?k?? yapt??? yerlerde kabarmalar ve patlamalar olu?ur. (Explosions). Bunlar?n olu?turdu?u depremler güne?i birkaç kez dolanacak P dalgalar? olu?tururlar. Güne?te S dalgas? olu?amaz.  Güne? depremleri M>15 skalas?nda olabilirler. Örne?in M=15 büyüklü?ünün anlam?, 354,813,389. adet indonezya M=9.3 depremi demektir. Plasmada elastik deformasyon enerjisi birikimi söz konusu olamayaca??ndan, Güne?te tetikleme olay?n?n ve dolay?s? ile zincirleme depremlerin olu?mas? beklenilemez. Ancak tekil patlamalara, f??k?rmalara, turbulanslara, toroidal sink ve source’lara ve kabarmalara ba?l? olarak “tekil” depremler olu?acakt?r.

 

?ekil-14. Milankowich Evreleri

“Ya?amsal aç?dan sonuçlar? neler olur” sorusunun yan?t? çok ayr?nt?l? olarak verilmelidir. Ben özetlemeye çal??aca??m. Öngörülen tarih, uzun y?llar gözlemlerinin sonucunda elde edilen bir tak?m döngülere dayand?r?lmaktad?r. Milankowich Evreleri de böyle hesaplanm??t?r. Güne?in onbir y?ll?k Güne? Lekesi Periyoduna ilaveten Solar Force Evreleri denilen uzun erimli bir sal?n?m daha vard?r. Buna dayand?r?larak Solar Force’un pik yapt??? y?l 2012-2013 olarak bulunmu?tur. Bu tarih en fazla 5-6 y?l kadar sapabilir. Ama önünde sonunda yeni bir Carrington Event bizi beklemektedir.

A) Elektrik yüklü parçac?klar kudurmu? gibi sald?r?nca, Yerkürenin D?? Van Allen Ku?aklar? Elektronlarla, ?ç Van Allen Ku?aklar? annihilasyon kaça?? az bir miktar Pozitronlarla ve a??rl?kl? olarak protonlarla hiç olmad?klar? kadar doldurulacaklard?r.

Fazlas? ise durdurulamayacak ve do?rudan troposfere dalacakt?r. Elektron bombard?man?n? pek önemsemiyorum. ?nsanlar, hayvanlar ve bitkiler için pek önemsemiyorum. San?yorum ve umut ediyorum ki elektron bombard?man? yani beta parçac???, polen ve sporlar?n ve hatta planktonlar?n d?? zarlar?ndan geçemeyeceklerdir. Belki hepimiz CRT tüplü bir televizyona 20 cm mesafeden bakan bir çocuk kadar etkilenebiliriz. Pozitronlar zaten ikinci Van Allen Ku?aklar?n? terk ettikleri anda yok olmak zorundad?rlar. Ama proton ve nötron bombard?man? önemli sa?l?k sorunlar?na ve Plankton – Spor – Pollen üçlüsünün tahribat? sonucunda, besin kaynaklar?n?n birinci zincirinde önemli azalmalara neden olabilir.

Tozla?ma yapan böcekler ise her türden zirai üretimimizde ya?amsal önem ta??maktad?rlar. Ar?c?lar?n, kovanlar? kur?un plakalarla kaplanmalar? önerilebilir. Ar?lar?n kovanda olmalar? onlar? önemli ölçüde koruyabilir. Bu arada Türkiye’de büyük bir böcek k?r?m? ya?anmaktad?r. Bunun göstergesi ise, art?k (gece ya da gündüz fark etmeksizin) yol alan motorlu araçlar?n camlar?n?n tertemiz kalmas?d?r. Bu y?l birdenbire yerli elmalar neden yok oldu dersiniz? Hey siz oradakiler! Çok kazanaca??m diye bizi zehirleyenler! Kendinizi ve çocuklar?n?z? da zehirlemektesiniz!

 B) ?yonosfer de yeni yeni yüklü parçac?k katmanlar? olu?acakt?r.

Bu A) ve B) ??klar?ndaki hidromagnetik tuzaklanmalar?n rezonans pikleri vard?r. Bunlar Audio Frequencies ‘ten ba?lay?p Kilohertz mertebesine kadar çe?itlenirler. ??te bu rezonans sal?n?mlar?n her biri, yerküreyi k?skaca alan çok güçlü geni? bantl? elektromagnetik vericiler olarak çal??acaklard?r. ??in içine Elektromagnetik dalga girince ve bunlarda RF band?nda olu?unca tehlikeli olmaya ba?larlar. Özellikle devrelerinde bobin ve kondensatör olan elektronik birimlerin hasar görmeleri kaç?n?lmaz olacakt?r. Olmayacak ?ey de?il, ama bütün bunlara kar??n bu büyük elektromagnetik bask?n?n yüksek gerilim hatlar?n? ergitecek kadar etkin olabilece?ine inanas?m yok. Korkunç bir enerji bask?s? gerekir.

Di?er taraftan Güne?in böylesi bir sald?r?dan milyon kat daha büyü?ünü yapacak güçte oldu?unu da söylemeden geçemeyece?im!

Bu sald?r?dan Kuzey Yar?m Küre daha fazla etkilenecektir diye bir ?ey söz konusu olamaz. Yerküre böyle bir sald?r?da “soyulmu? so?ana dönerek” savunmas?z durumda kalacakt?r.

Sald?r? do?rudan organizmaya de?il, metalik iletkenlere yöneliktir. Her ne kadar CME’yi f??k?rtan güç, güne?te kamç?lama yaparak kopan magnetik alan kuvvet çizgileri olsa da, yeryüzünde iletkenlere sald?ran ?ey, bunu anomali olarak alan yer manyetik alan? de?ildir. SME veya CME’nin gönderdi?i a??r? statik yük yo?unlu?udur. Haddehanelerde yumu?ak demirin yo?un yapay de?i?ken magnetik alanla ergitilmesi olay? ile benzerlik kurulmamal?d?r.

E?er nefeslenme olmaz da, genel ad? ile “Güne? Alevi” olursa, Güne? için önemsiz olan bu olay?n ?????n?, patlamadan ve yo?un x-???n? bask?s?n? 8.7 dakika sonra yakalad???m?z anda, bütün yay?n organlar? ile BODRUMLARA! SI?INAKLARA! alarm? verilmelidir. Alarmdan sonra en az 3.6 gün, ençok 4 gün kadar daha vaktimiz olacakt?r. Metabolizmam?z aç?s?ndan tam korunman?n tek çaresi toprak alt?na sinmektir.

Bodrumlara, s???naklara inemeyip, olaydan habersiz sokaklarda dola?anlarda veya yaz? yabanda çal??anlarda cilt kanseri yüzdesi art?? gösterebildi?i gibi göz hasarlar? da olu?abilir. Toprak alt?na sindi?imizde, herhangi bir ileti?im arac?m?z da art?k çal??mayacakt?r. Belki yan?m?zda getirdi?imiz elektronik cihazlara bir etkisi olmayacakt?r.

Ancak bir iki saat sonra tekrar aç?k havaya ç?kt???m?zda, enerji ?ebekesinin ve elektrik-elektronik ayg?tlar?n ne durumda olduklar?n? görece?iz.

Di?er taraftan aç?kta kalan elektriksel ve elektronik sistemlerimizi koruman?n tek yolu onlar? faraday kafesleri ile ?öntlemekten geçer! Paranoyak olmaya gerek yok. Akl? ba??nda olanlar ?imdiden aluminyum pencere perdeleri aramaya ba?las?n derim.

?ekil-15. SOHO’dan uydusundan müthi? bir CME.

İKLİMSEL DEĞİŞİMİN VAN GÖLÜNE ETKİLERİ

 

20-22.Haziran.1995, Van Gölü Yükseliminin Düşük Hız Kanalı Bağlantısı ve Problemin Çözümü, Van Gölü'nün Seviyesinin Yükselmesi Nedenleri, Etkileri, ve Çözüm Yolları Sempozyumu, Van Valiliği – Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü. Sempozyum kitabında yayınlanan yazının güncellenmesi.

İKLİMSEL DEĞİŞİMİN VAN GÖLÜNE ETKİLERİ

Uğur KAYNAK* Ph.D.

1.GİRİŞ.

Van Gölü’nde özellikle 1993 – 1996 yılları boyunca iklim koşullarından bağımsız olarak meydana gelen su düzeyi yükseliminin açıklaması, Van Gölü suyunun bileşiminde saklıdır. Bilindiği gibi Van Gölü’nün suyu sodalıdır. (Ek-1) Suda eriyik halinde bulunan iyonlar, volkanomagmatik yeraltısuyu kökenlidir [1]. Van Gölüne dolaylı olarak iyonik su basan kaynaklar, büyük bir olasılıkla Van Gölü kuzey sahiline yakın dizilmiş Tendürek, Süphan ve Nemrut “kıta ortası çizgisel volkanları”dır.

Özellikle Nemrut’un aktivitesinin varlığı, krater gölündeki suyun sıcaklığından da anlaşılmaktadır. M.T.A.E. Genel Müdürlüğünün, Alman Heidelberg üniversitesi öğretim üyelerinin de katılımı ile yaptırdığı araştırmalara göre, Nemrut krater gölünün ve Nemrut’un kuzeyindeki birçok kaplıcanın (özellikle Germav ılıcasının) kimyasal bileşimleri ile Van Gölü sularının kimyasal bileşimi birbirine çok benzemektedir [1]. Oysa Van Gölü’ne dökülen akarsuların kimyasal bileşimleri ile Van Gölü sularının kimyasal bileşiminde oldukça göze çarpan farklılıklar vardır.

 

2.TARTIŞMA.

1995 yılı itibarı ile bu konudaki en önemli gözlem, Kuzey Anadolu Fay Zonu  (KAFZ) üzerindeki Van, Gerede, Bolu-Yeniçağa, Adapazarı-Sapanca  ve Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) üzerindeki Elazığ-Hazar göllerinde aynı anda meydana gelen yükselmelerdir. Aralarında yüzlerce km. uzaklık olan bu göllerin ortak özellikleri, litosfer kalınlığınca derinlere uzanan transform faylar üzerinde bulunmaları ve az ya da çok sodalı olmalarıdır. 1993-1996 yılları boyunca ortak yazgıları ise yaklaşık 2 m.’nin üzerinde su seviyesi yükselmeleridir. Türkiye'deki beş adet tektonik göl yükselirken, diğer göllerde seviye düşmeleri gözlenmiştir. Bu seviye düşümleri yıllarca etkilerini sürdürmüşlerdir. Diğer taraftan KAFZ'nun uzantısı üzerindeki Urmiye gölü su düzeyi seviyesi yükselirken, büyük fayların tam üzerinde olmayan ve aynı iklimsel koşullara sahip olan Gökçe gölü su düzeyi alçalmıştır. Bu yükselimlerin yağışlardan bağımsız olduğunun en önemli kanıtı, Hazar Denizi su düzeyinin bu dönemde yükselmesi, buna karşılık hemen bitişiğindeki Aral Gölü’nün kurumasıdır. Hazar Denizi’nin iklimsel olmayan salınımları, Karaboğaz barajının açılıp kapanması ile de kontrol edilememiştir. Van Gölü’nün yükselmesi ile ilgili bildiri sunan veya yayın yapan bütün bilim adamları ve teknik elemanlar, Van Gölü’ndeki mevsimlik değişimin normalinde 50 cm. kadar olduğunu belirtmişler, buna karşılık meydana gelen 2 m.’den fazla su düzeyi yükselimini iklimsel şartlara bağlamışlardır. (Bakınız; Van Gölü'nün Seviyesinin Yükselmesi Nedenleri, Etkileri, ve Çözüm Yolları Sempozyumu, Proceeding, Van Valiliği – Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü.) Halbuki 1993 -1996 yıllarındaki yükselim, mevsimlik salınımları da içererek, fakat ondan bağımsız olarak ilerlemiştir. Dolayısı ile geriye bir tek açıklama kalmaktadır:

 İklimsel olaylardan bağımsız olarak yükselip alçalan tektonik göllerin tabanlarında, su bütçesi fazlasını açıklayan “çok derin” su kaynakları bulunmaktadır. Zaten bu yüzden bu türden göllere tektonik göl adı verilir.

Van Gölü'nün seviyesi yükseldikçe kendi tabanına yaptığı basınç da yükselmekte, yani tabanından göle basılan suyu engelleyen basınç da giderek artmakta ve bu basınç, daha az suyun göl tabanından “yeryüzüne” çıkmasına neden olmaktadır. Sonuçta dipten beslenen göller Toriçelli Kuralına göre piezometrik seviyede dengeye ulaşırlar. Bu durumda, yüzeyde meydana gelen "buharlaşma" ile bu "yeraltı pompajı + akarsu katılımı + göl yüzeyine doğrudan yağış + siltasyon" dengelenmektedir. Bu denkleme Su Bütçesi denilir. Olayın ayrıntısı ise, Van Gölü tabanından alınan sedimanların incelenmesi ile elde edilir [2]. Van Gölü'nün oluştuğu günlerdeki volkanik patlamalardan ve yöre akarsularının doğal bir bentle önünün belki de bir kaç ayrı yerden kesilmesinden sonra [3], suyun yükselmesi önceleri çok hızlı, daha sonra ise giderek yavaşlayan bir biçimde sürmüş ve göl düzeyi miyosenden beri sürekli salınımlar yaparak en az +1580 m. ve en çok +1720 m. kotları arasında değişmiştir [2]. Van Gölü’nün geçmişteki taraçalarından yapılan kot hesapları relatif olup bu günkü çanağın yüksekliği cinsindendir. Örneğin +1580 m. kotu, yükselen kabukta, zorunlu olarak alçalan piezometrik düzey olarak yorumlanabilir. Aksi takdirde Van Gölü’nün yaklaşık olarak 7,000 yıl önce en düşük bariyer kotuna sahip olduğu kabul edilmelidir. Göl düzeyini kontrol eden parametrelerden, çanağın o günkü kotu, doğal barajın yüksekliği ve iklim şartları bu taraçaları doğrudan etkilemişlerdir.

Şekil-1. Tüp Biçimli Göl tabanı fıskiyeleri (Tube Like Lacustrine) Borular doğal olup kalsit veya silis çimentolu kumdan oluşmuşlardır. (Tasasım-U.K.)

 

Bu gözlem Van Gölü'nün yükselen sularının basıncı ile dengelenen çok sayıda göl tabanı kaynağının varlığını kanıtlar. (Tube like lacustrine) [4]. Van Gölü çevresinde yaşayanlar, yazın gölde yüzerlerken, açıklardaki yüzeyde kabaran tatlı su kaynaklarından su içtiklerini sürekli olarak söylerler. Bu kaynakların bazıları yerkabuğu salınımları dolayısı ile  Van Gölü’nden su almakta veya geri vermekte, bazıları tatlı su çıkarmakta ve bazıları da içerdikleri K+ ve Li+ katyonları [5] dolayısı ile çok derinlerden gelmektedirler. Eğer analiz yapılsaydı olasılıkla Osmium ve İrridium gibi manto sorgucu iz elementlerine de rastlanılabilirdi.  Diğer taraftan bu dengenin yeraltısuyu tarafında ise, suyun yükseliş debisini kontrol eden tek enerji kaynağı solfatar (kükürtlü) safhaya bile ulaşmamış ve hâlâ aktif olan Nemrut, solfatar safhadaki Süphan ve Tendürek volkan bacalarının ve tali kollarının içerisindeki buhar basıncıdır. Bu buhar basıncı, bu volkanların fırınını ateşleyen ve yeryüzüne birkaç km. yaklaşmış olan yan (periferik) magma ceplerinin hâlâ akışkan durumda olan magma taşımakta olduklarını gösterir. Van Gölü’nün tabanındaki, ya da yöredeki Zilan vadisi kaplıcaları gibi sıcak suların geldikleri yerlerdeki sıcaklıklar ve derinlikler sırası ile "buhar kaybettikten sonra kuvars", "kuvars" ve "kalsedon" için, JTG (Jeotermik Gradient) olmak üzere,

 

T1 = 153.8931 C°  d1 = 3847.327 m. (1/JTG = 25 m için.)

T2 = 162.5960 C°  d2 = 4064.901 m. (1/JTG = 25 m için.)

T3 = 138.9834 C°  d3 = 3474.586 m. (1/JTG = 25 m için.)

 olarak hesaplanır. [6].

 

Şekil-1. Manto Sorgucu ve yaş sırasına göre dizilen Volkanlar.

 

Manto sorguçları yan kayaçlarla etkileşerek yükselmekte ve magmalaşırken kabuğa doğru büyük miktarda kuru buhar, kükürtdioksit ve karbondioksit gibi uçucular ve akışkanlar salmakta, ve bunlar sorgucun içindeki magmanın yükselme hızından daha büyük bir hızla yükselmektedir. (Şekil-1.) Dolayısı ile yaklaşık 4000 m., periferik magma cepleri için uygun bir derinlik olup, bu cepler, yaklaşık -17 km. ila -20 km. arasında  salınım yapan düşük hız kanalının etkisinde kalabilmektedir.

LAMBERT ve WYLLIE’ye [1969] göre, üst mantoda bol miktarda su bulunmaktadır. Basınç düştüğünde kristal latisi tarafından bu su interstitial su olarak molekül dışına çıkmaya zorlanılırken, basınç yükseldiğinde tekrar latis içerisine alınmaktadır. Bu olayın meydana geldiği zon üzerinde anlaşmaya varılmış ve sismik olarak düşük hız kanalı denilen derinlikte karar verilmiştir.[7]

Diğer taraftan bu volkanik aktiviteyi yöre halkı, ~3.5 Richter magnitüdlü (sadece volkanların eteklerindeki köylerde hissedilen) depremlerle sürekli olarak yaşamaktadır. Bu depremlerin etkisi, Güneş ve Ay’ın med-cezir etkisi, yöredeki kalınlaşan kabuğun izostatik etkisi ve en önemlisi düşük hız kanalı aktivitesindeki salınımların etkisi ile Van Gölü yeraltısuyu kaynaklarının debisi sürekli olarak değişmektedir. Cumhuriyet Ansiklopedisine göre Van Gölü 1841 ve 1870 yıllarında bu günkü gibi yükselmiş ve en yüksek düzeyine 1877 yılında ulaşmıştır.[8]. Diğer taraftan Doğu Anadolu Kaplıcaları ile ilgili çalışmalarda, Van Gölü’nün 1950 yıllarında da yavaş bir yükseliminden söz edilmektedir.[9].

Bütün gök cisimlerinin iç kesimlerinde, iki karşıt güç çatışma halindedir. Bunlardan gravitasyon enerjisi; hidrostatik basınç, sıkışma ve dolayısı ile sıcaklık doğururken, sıcaklık; adyebatik basınç ve  genleşme meydana getirir. Aşağıda verilen

 

F = b0 dT/dz – C0 dP/dz > 0………………………………………………………………(1)

 

bağıntısı, bir rezervuarın ısıl dengede olup olmadığının hesaplanmasında kullanılmaktadır.[10]. Bağıntıda,

b0      : sabit basınç altında termal genleşme katsayısı n/n/°C

dT/dz : sıcaklığın derinlikle değişimi °C/m

C0      : sabit sıcaklıkta sıkışabilirlik n/n/bar

dP/dz : basıncın derinlikle değişimi bar/m

olarak alınır.

Görüldüğü gibi birinci ve ikinci terimler birbirlerinin sebep ve sonuçları olup, aralarında her zaman bir faz farkı olduğu için enerjik rezervuarlarda “F” her zaman pozitif olacak ve sistem bu yüzden bir denge arayışına girerek, kendisine özgü bir rezonans frekansla şişmanlayıp zayıflamaya başlayacak, yani salınıma geçecektir. Gözlemsel olarak yerkabuğu için bu frekansın tersi olan periyod, yaklaşık 45 yıl değerindedir. Bu rakam, Van Gölü Varv’larının sayımına sınıflandırılmasına dayandırılmaktadır.

Bağıntı (1)'de tanımlanan bu iki enerji türü, sürekli olarak birbirlerine karşı savaşırlar. Sıkışan cisim ısınır. Isınan cisim genleşir. Ancak bu paradoks nefes alarak dengeyi arama şeklinde sonuçlanır. Bu çatışma gök cisimlerinin varlığının temel  nedenlerinden biri olacak kadar büyük önem taşır. Güneşin bu çatışma yüzünden her 17 günde bir, yaklaşık 40 km.'lik bir yarıçap salınımı yaptığı bilinmektedir. Yerkürenin veya başka gök cisimlerinin de böyle adyebatik salınımlar yapması doğaldır. Yerkürenin düşük hız kanalı da da böyle bir salınım (Nefeslenme) yapmakta ve bu salınımda en önemli rolü, içerdiği bol miktardaki kuru buhar üstlenmektedir. Örneğin eklojit magmasından oluşmuş düşük hız kanalının "3 Omfasit + 1 Granat + 1 Kuvars + nH2O" olarak verilen bileşimi de bu olguyu desteklemektedir. Ayrıca yerkabuğu içerisinde Amfibolit = kuvars eklojit + su buharı [11] diferansiyasyonu sürgit devam etmekte ve buradan da dehidratasyon yolu ile kimyasal diferansiyasyon oluşmakta ve kayaçların bünye suyu artırılmış olmaktadır. Bu olayın Okyanusların su miktarına sürgit katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

Ayrıca bu olayın, ortamın elastik parametreleri ile de doğrudan ilişkisi vardır. Sismik P dalga hızının kabuk ve üst mantodaki davranış grafiği Şekil-2'de verilmiştir. Ancak yerkabuğunun alt katmanı ve manto mükemmel derecede homojen katmanlardan oluştuğu halde, bu hız grafiği beklenilen biçimde davranmaz. Periyodik olarak kritik durumdaki magma ceplerinde faz geçişi yapıldığında, bir miktar kristal suyu çevreye salınmakta ve ödünç verilen suyun bir miktarı periyodik olarak tekrar geri alınmaktadır. Bu hareketi kolaylaştıran ve suyun yeryüzüne kaçak yapmasını sağlayan sistemler vardır. Bunlar kıtasal kabuk derinliklerine kadar inebilen faylar, kıtasal kabuklardaki volkanik bağlantılar, konveksiyon döngülerinin bükülen köşeleri ve hepsinden önemlisi okyanus tabanı rift vadileridir. Burada önemle belirtmek gerekir ki Yerkürenin derinliklerinde magma diye, ya da magma denilebilecek bir katman yoktur. Çoğu bilimsel çevrelerde bile çelikten çok daha sert KOR KAYA’lara yanlışlıkla magma denilmektedir.

 

Şekil-2. Yerküre’nin Soğuma Eğrisi.

 

Transform faylar üzerinde oluşmuş iyonize göller de kabuğun nefeslenmesi ile ilişkili olup, bu nefeslenme ile birlikte yükselip alçalmaktadırlar. Düşük hız kanalı adyebatik salınım periyodu düzensiz olup, Van Gölü varvlarında (yıllık değişim gösteren ince siltasyon katmanlarında) yapılan 18O/16O analizlerine göre yaklaşık 45 yıllık bir uzun yıllar ortalamasına sahiptir.[2]. 

 

Şekil-3. Van ve çevresindeki Diri Faylar ve Aktif-Uykuda-Sönmüş Volkanlar

 

Bu durumda Van Gölü’nün, su düzeyini bir yılda 2.5 m yükseltebilmesi için yaklaşık 50 m³/sn debili bir yeraltısuyu pompajı gerekmektedir. Böyle bir su çıkışı ise ancak güçlü ve derinlere işleyen bir fay çatlağının ya da fay zonunun, çeşitli yerlerinden çıkan çok sayıda güçlü kaynakların birlikte çalışması ile oluşabilir. Bu görüş doğru olduğunda KAFZ'nin doğu uzantısını oluşturan Tutak-Çaldıran-Muradiye ötelenmiş faylarının genel doğrultusuna paralel ve daha güneyden (Nemrut volkanının altından), Van Gölü tabanından geçen, tam olarak bilinen KAFZ çizgisel doğrultusunda bulunan, bir KAFZ eski uzantısının varlığını kabul etmek gerekir. (Şekil-3. Kırmızı kesikli çizgi.)

Bu sav, KAFZ'nin batı ucundaki üçe ayrılma ve bir çek-ayır sübsidansına eşlik etme karakteristiğine de uygundur. Böylece Van Gölü’nün güneyinde yer alan Tatvan Baseninin, bir çek-ayır sübsidans alanı olduğu ileri sürülebilir. Tatvan çek-ayır sübsidans tabanının her iki yanındaki olası normal faylar, doğu Anadolu bölgesinin bir sıkışma alanı olmasına rağmen, dipten gelen yerel bir yükselmeye (manto sorgucuna) yanıt olarak meydana gelmiş olmalıdır. Gerilim rejimi altındaki normal faylar bir deprem oluncaya kadar açılmaktadır. Bu durumda Tatvan Baseni kenar fayları da, açılma rejimi altında oldukları için merkezden geçen ana transforma ilaveten düşük hız kanalındaki su salımı veya su istemi olayına izin vermekte ve Van Gölü su düzeyi de bu salınım olayına katılmaktadır.

 Diğer taraftan göle katılan akarsuların debisi, göle düşen yağış, göl tabanındaki siltasyon ve buharlaşma olayları da doğrudan göl seviyesinde etkili olmaktadır. Ancak güvenilir ölçümlere dayandırılan su bütçesi hesaplamalarına göre bu durumda Van Gölü’nün, daha az buharlaşma yapabileceği daha küçük bir alana sahip oluncaya kadar göl seviyesini düşürmesi gerekirdi. Halbuki bu alçalmayı önleyen ve doğrudan ölçülemeyen bir su bütçesi fazlası olduğu kabul edilmektedir. Böylece, bu su bütçesi fazlasının göl tabanındaki kaynaklardan sağlandığı açıkça görülür.

Bunun en önemli kanıtlarından birisi de izostatik denge olayıdır. İyi bilinmekte ve ölçülmektedir ki, hızlı delta birikimi, hızlı volkanik koni oluşumu veya yapay olarak hızlı baraj gölü yükselimi, ilk birkaç yıl boyunca yaklaşık en çok 4.5 Richter magnitüdlü yerel depremlere neden olmakta ve sonuçta yerkabuğu bu aşırı yükleme bölgesinde bel vererek ilave kütle ile orantılı bir miktarda çökmektedir. Örnek olarak Keban Baraj Gölü, ilkin 1/3 oranında doldurulduğunda bile, baraj göl tabanına 10 milyar tonluk ek bir yük getirmiş ve 7-8 yıl süreli deprem fırtınası ile kabuk oturması olayının örneğini vermiştir. Halbuki Van Gölü, özellikle 1993-1996 yıllarında Van Gölü tabanına, fazladan 9 milyar ton yük bindirdiği halde, yöre halkını rahatsız edecek (yani en azından M>3.5 Richter) depremlere veya deprem fırtınasına maruz kalmamıştır. Diğer yükleme örneklerine bakıldığında, bu deprem aktivitesinin ya da fırtınasının hemen başlaması gerekmekteydi. Bu sıra dışı durum ise Van Gölü’ne ilave olan 9 milyar ton suyun, zaten orada olduğu, sadece derinlerden yeryüzüne çıkarak yer değiştirdiği ve izostatik bir anomali oluşturmadığı şeklinde açıklanabilir. Böylece yörede gravitatif bir anomali oluşmamış ve Van civarındaki yerkabuğu, depremleri kullanarak yeni bir izostatik denge arayışına gerek duymamıştır. [12]

 

Görüldüğü gibi Van, hem kabuk kalınlığınca kesip geçen dört adet transform fay, hem uykuda olan volkanlar ve hem de seviyesi değişebilen büyük bir gölün depremsellik etkisi altındadır. Bu şartlar altında Van çevresinde aktif olarak bilinen Tutak, Çaldıran, Hamur ve Muradiye faylarına ilaveten Tatvan çukurluğundan geçen KAFZ kalıntısı ve onun Hakkari’ye doğru uzantısı olan faylar da depremsellikte etkili olmaktadır. Bu faylar, yaklaşık ençok M = 7.2 ± 0.1 büyüklüğünde deprem potansiyeline sahiptir. Bu fayların Van kent merkezine uzaklığı da duyumsanacak depremin şiddeti üzerinde etkili olurken, kentin kurulduğu alüvyal düzlüğün deprem büyütmesi de duyumsanacak şiddetin artımında etkili olacaktır.

 

———–

*: Prof.Dr. Kocaeli Üniversitesi Müh.Fak. Jeofizik Müh. Bölümünden emekli, Halen Anadolu Çevre Korumacıları Asamblesi Gn. Başkanı.

 

3.YARARLANILAN KAYNAKLAR.

[1].Degens,E.T. and Kurtman,F. [Editors], 1978, The Geology of Lake Van, M.T.A. Ankara, n.169.

[2].Kempe,S. and Degens,E.T.,1978, Lake Van Varve Record: The Past 10,420 Years., M.T.A. n.169. pp.56-63, Ankara.

[3].Wong,H.K. and Finckh,P., 1978, Shallow Structures in Lake Van, p.25, M.T.A. n.169. Ankara.

[4].Valeton, Ida, 1987, A Morphological and Petrological Study of the Terraces Around Lake Van, Turkey. [Fig.3], The Geology of Lake Van., M.T.A.169.

[5].Kempe,S., Khoo,F. and Gürleyik,Y., 1987, Hydrology of Lake Van and its Drainage Area, p.42, M.T.A. n.69, Ankara.

[6].Fournier,R.O., White,D.E. and Truesdell, A.H., 1970, Geochemical Indicators of Subsurface Temperature, Part-1., Basic Assumptions: U.S.A. Geol.Survey. Jour. Research., 2, 3, p.259-262.

[7].Garland,G.D., 1971, Introduction to Geophysics, Mantle Core and Crust., p.365, W.B.Saunders Co.

[8].Cumhuriyet Ansiklopedisi, 1972, Van Gölü, n.11, p.3281. Arkın Kitapevi, İstanbul.

[9].Çağlar,K.Ö., 1950, Türkiye Maden Suları ve Kaplıcaları, M.T.A. n.107, p.777.

[10].Reiss,L.H., 1980, The Resevoir Engineering Aspects of Fractured Formations, p.32, Gulf Pub.Co. 75737 PARIS cedex 15.

[11].Boillot, G., 1981, Geology of the Continental Margins, p.87, Longman Group.

[12].Boillot, G., 1981, Geology of the Continental Margins, p.10, [Fig-1.7.], Longman Group.

 

4.EK AÇIKLAMALAR.

Van Gölü Suyu Analizi.

Raporu hazırlayan: Kerim Ömer ÇAĞLAR

Analizi yapan    : K.Ö.ÇAĞLAR

Analiz tarihi    : 4.Eylül.1950

Spesifik tartı   : +15° de 1.2077

Temperatür       : +18°

Bir Litre Suda.

Katyonlar.                  Miligram

________________________   _________

Potasyum         K          :   18.3

Sodyum           Na         : 7710.6

Kalsiyum         Ca         :   10.7

Magnezyum        Mg         :   82.68

Demir            Fe         :    0.072

Aluminyum        Al         :    2.0

Anyonlar.                   Miligram

Klorür            Cl        : 5428.5

İyodür            I         :    4.37

Nitrat            NO3       :    8.4

Sülfat            SO4       : 2353.3

Karbonat          CO3       : 1551.0

Hidropospat       HPO4      :      -

Hidrokarbonat     HCO3      : 5465.6

Metasilikat Asiti H2SiO3    :  199.8

Radyoaktivite               :    3.26 Eman

Reaksiyon [pH]              :   10.2

Türk Bo?azlar?ndan Enerji Üretimi

http://www.docstoc.com/docs/108625466/V-Yeni-ve-Yenilenebilir-Enerji-Kaynaklari-Sempozyumu 

Lütfen Bildiri Metninin verilen link'ten okuyunuz veya indiriniz.

 

 

 

TÜRK BOĞAZLARINDAN ENERJİ ÜRETİMİ

THE ENEGY PRODUCTION FROM TURKISH STRAITS

 

 

Uğur Kaynak Ph.D.

Adres: İnönü Caddesi, Akasya Sokak, Baltacı sitesi A-Blok D.2, Sahra-i Cedit Kadıköy – İstanbul

E-Pota: ukaynak39@gmail.com

Anahtar Sözcükler: Enerji, Tuna debisi, Fırat debisi, Dip akıntısı, Türbin.

Key Words: Energy, Flow of Dannube, Flow of Euphrates,  Deep currents, Turbine.

 



 

öZET

Çalışmada Türkiye’nin enerji açığı problemine çözüm getirecek bir proje sunulmaktadır. Projenin en önemli özelliği ise çevre dostu olmasıdır. Küresel ısınma riskinin gündemde olduğu bu günlerde böyle çevreci enerji üretimlerinin hem ülke hem de bütün dünya yararına olduğu bir gerçektir. Sunulan proje; sessiz, görünmez, temiz, emisyonsuz, kurulumu ucuz, bakımı ucuz, yakıt gideri sıfır, kurulu gücü büyük, sürdürülebilirliği neredeyse sonsuz… gibi özellikler taşımaktadır. Gücünü Türk boğazlarının çift yönlü yüzey ve dip akıntılarından almaktadır. Deniz trafiğini ve hatta denizaltı trafiğini bile engellemeden kurulabilir. Sistem, boğaz tabanına yüzer vinçlerle indirilen ve hemen devreye alınan paralel bağlı yüzlerce türbinden oluşur. Yüksek gücü boğaz debisinin bir kesitte değil, yüzlerce kez ardışık kesitlerde kullanıma alınması ile oluşmaktadır. Yaklaşık olarak üst akıntının kapasitesi 300 km³/yıl ve 10 knots hız, alt akıntı ise 125 km³/yıl ve 2 knots hız olarak belirlenmiştir. Üst akıntıda mevsimlere bağlı olarak 30-40 Fırat debisi söz konusudur. Üst akıntı için farklı, alt akıntı için farklı türden türbinler gerekmektedir. Türbinler birkaç boyda üretilebilirler. Boğazların tabanındaki uygun yerlere vinçlerle indirilecek çok sayıdaki hafif türbinlerden oluşacak bir sistem düşünülmektedir. Arızalanan türbin vinçle yerinden alınarak şantiyeye gönderilirken yedek türbin aynı günde yerine indirilerek devreye alınabilecektir. İşin en önemli tarafı ise İspanya ve Fas’ın Gibraltar Boğazında gel-git akıntıları ile çalışacak enerji üretim tesislerinin fizibilitelerini tamamlamış olmalarıdır. Diğer taraftan Fransa ve İngiltere ise uygun körfezlerine “Türbin Tarlaları” kurarak gel-git akıntılarından enerji elde etmeye başlamıştır. Türk boğazlarında ise kısır gel-git akıntıları yerine, eşine az rastlanılan sürekli bir çift akıntı vardır.

 

ABSTRACT

A Project is been presented in this study for the solution of the energy deficit problem of Turkey. The most important property of the project is its protecting of environment. In that of global warming up days it is a reality that such as environmentalist energy productions are benefit of domestic and global manner. This project has the properties such as silence, non-visible, clear, emission free, low priced establishment and low priced maintenance, zero fuel needing, high power and endless renewable capacity. It takes its power from bidirectional surface and deep currents of the Turkish Straits. It can be establish, free of the surface or deep navigation. The system builds by hundreds of parallel bounded and instantly working turbines sink by the floating cranes. The high performance of the system is originated from hundreds of the respective intersection of the straits flow. The upper (surface) current has approximately 300 km³/year capacity with 10 knots velocity and the lower current has approximately 125 km³/year capacity with 2 knots velocity. The upper current has a volume from 30 to 40 times of the Euphrates flow, variable depended on seasons. The turbines can be product in a few different types. The upper and the lower currents need different types of turbines. While the turbines going out of the order, it can be lift up by the floating crane and the spare turbine sinks instantly and gets it work. The most important part of the issue is the taking under feasibility of the energy production establishments from the Gibraltar Strait by Spain and Morocco. On the other hand the France and UK begun to product of energy from the tidal currents of the proper bays. Instead of the unproductive tidal currents the Turkish Straits have rare, continuous and powerful tidal free twin currents.

 

 

GİRİŞ

Akıntıdan elektrik enerjisi üretimi hakkında internet ortamında yayın taraması yapıldığında, yüzlerce çalışma ile karşılaşılır. Bu çalışmaların hemen tümü, artık bu konunun fizibilitesini değil, uygulama alanlarını, türbin seçeneklerini, imalat aşamalarını kapsamaktadır. Burada sadece  [1] numaralı referanstan yola çıkılarak “Kaynaklar” bölümünde örneklemeler yapılmıştır.

 

Referans yerine, bu seagen rotorunun (Belfast) denize indirilmek için son hazırlığının yapıldığı fotograf yeterli görülmüştür. Bu fotograf aynı zamanda ne kadar geç kaldığımızın da resmidir. Çünkü batılılar bu konularda bilimsel çalışmalar yapmaya 1920 yıllarında başlamışlardır. [18]

 

İRDELEME

Bir hayal olduğu fakat biraz da kafaları karıştıracağı bilindiği halde, Türkiye’nin enerji açığına; çevre dostu, ucuz ve güçlü bir çözüm getirebilecek bir proje sunulmaktadır. (İlk web yayın 31.01.2002 ‘de www.yapiworld.com ‘da yapıldı) Bu çalışmanın “Su akar Türk Bakar” devrinin kapanışına katkı koyacağı umut edilmektedir. (Şekil-1)

Uyuyan Türkiye!

Yeni bulunan milyarlarca ton linyit yatakları her ne kadar MTA için büyük bir başarı hamlesi olsa da Türkiye ekosistemi ve dünya için bir karabasan daha ilavesi demektir (Şekil-2). Bir tanesi yetmezmiş gibi daha 46 tanesi de yoldadır. “Ne yapalım? Enerji açığımız var” denilemez. Çünkü yeterli kapasitede alternatif enerji kaynaklarımız var.

 

Şekil-1. İstanbul Boğazı Akıntıları

 

Bilindiği gibi Tuna, Dinyepr, Dinyestr, Volga, Çoruh, Yeşilırmak, Kızılırmak, Sakarya gibi nehirlerle, Harşit, Kilyos gibi ırmaklar ve adı bilinmeyen yüzlerce coşkun çayla beslenen Karadeniz, bulunduğu iklim kuşağının verdiği düşük buharlaşma avantajı yüzünden su bütçesinde fazlalık vermektedir.

 

Şekil-2.Hem Ülke hem de Dünya adına zararlı bir girişim.

 

Buna karşılık Cebelitarık (Gibraltar) Boğazı ile Atlas Okyanusuna bağlı olan Akdeniz, yaklaşık olarak her Med zamanında Atlas Okyanusundan 80 km³ (seksen milyar metre küp) su almakta, fakat buharlaşmasını karşıladığı için bu kez 13.5 gün sonra, 79.5 km³ miktarını Cezir zamanı geri vermektedir. Bu salınımın bazen İskenderun körfezinde deniz çekilmesi ve tekrar deniz basması olarak görülen harmonik  karın noktası girişimleri vardır (Şekil-3). Buna ilaveten günlük gel-git’ler de yaşanılır.

 

Şekil-3.Akdeniz Armonisi

 

Akdeniz’in doğusu, bağlantılı olarak Ege ve Marmara denizleri, su bütçesi açığını, Cebelitarık yerine daha yakın olan Türk Boğazları’ndan karşılamaktadır. Ayrıca tıpkı Cebelitarık Boğazında da Türk Boğazlarında olduğu gibi ters yönlü alt ve üst akıntılar vardır. Su talebi ise çok tuzlu Akdeniz akıntısı altta, az tuzlu Atlas Okyanusu veya Karadeniz akıntısı üstte olmak üzere karşılanır. Akıntıların debileri birbirine eşit olmayıp hep Akdeniz lehine gelişir.

 

Bu akıntıların birbirine karışmaması mucizesi bir çay bardağında da geçerli olup “Kandilli Çay” adını alır. Çocuklara sürpriz olarak yapılırdı. Bunun için çay bardağına ilkin 1/3 oranında kaynar su dökülür. Bu suya alabildiği kadar, örneğin üç çay kaşığı şeker ilave edilerek tamamen eriyinceye kadar karıştırılır. Daha sonra 1/3 oranında bu kez bir kaşık şeker eritilmiş koyu çay, bardağın kenarından akıtılarak yavaşça ilave edilir. En sonra üzerine şekersiz su yavaşça bardağın kenarından akıtılarak konulur. Böylece bir bardakta üç farklı renk meydana gelirdi. Çay ve suyun sırası arzuya bağlı olarak değiştirilebilir. Buna Kandilli çay denilirdi! Aralarında konsentrasyon farkı olan akışkanlar, bir çay bardağının içinde de, bir gezegenin içinde de katmanlaşırlar. Bu katmanlaşma kimyasal bileşime bakılmaksızın sadece yoğunluğun kontrolünde gerçekleşir. Eğer malzeme başlangıçta karışık durumda ise, bu kez konveksiyon döngüsü etkinleşerek yine sonuçta katmanlaşmaya ulaşılır.

 

Diğer taraftan 1964 yılında İstanbul Üniversitesine misafir öğretim üyesi olarak Amerikadan gelen Prof.Dr.FLEMING’in, “hâlâ bilimsel düzeyini takdir ettiğim” Oceanography isimli dersinde öğrendiğimiz gibi, bu akıntıların birbirine karışmadan nasıl aktığı, o zaman bize Okyanus Kinematiği ile ilgili olarak öğretilenlerin en az karmaşık, ya da en basit olanı idi. (Şekil-3) Yani bu basit katmanlaşma olgusu 1964 yılında bütün ayrıntıları ile bilindiğine göre, okyanus bilgini kişilerin din değiştirmesini gerektiren bir mucize olmayıp, araştırma gemisinin zengin Arap ülkelerince finanse edilmesi ve Kızıldeniz’de (biraz da balık görüntüleri çekilmekle birlikte) asıl hedef, tabandaki rift dolayısı ile halen oluşumu devam eden manganez yumruları ve reaktif sedimanter bakır – kurşun – çinko çamur yatakları araştırmalarının yapılmasıydı.

 

İstanbul ve Çanakkale Boğazlarımızdan, gözümüzün önünde, ilkbaharda yaklaşık 47.5 (kırkyedi buçuk) Fırat Irmağı debisinde bir su kütlesi, “hem de iki yönlü olarak” akıp giderken, biz de “Ah güzel İstanbul” şarkısını söyleyerek bakacak mıyız? Özel ya da resmi, Ülke olarak böylesi verimli ve modern bir projeyi yapabilir miyiz bilmiyorum. Ama en azından böyle bir ulusal kurtuluş olasılığı olduğunu bilelim. Türkiye gibi, Doğal Gaza ve Kömüre dayalı Termik Santraller Ülkesi olma yolunda (sanki zorunluymuşuz gibi) ilerleyen bir ülkenin, birden bire bütün sera gazı üretimini yarı yarıya azaltması, hem Türkiye hem de Yerküre açısından yaşamsal bir kazançtır.

 

Prototiplerinin ön projesi sunulan bir hidroelektrik akıntı santralları dizisi, hem İstanbul Boğazında hem de Çanakkale Boğazında en azından üç basamaklı sayıdaki farklı lokasyonlarda kurulabilir.

 

GENEL BAKIŞ

Marmara denizi, su seviyesi olarak Karadeniz’den 40 santimetre daha alçak olduğundan; nehir sularıyla sürekli beslenen Karadeniz’in suları Marmara’ya ve Marmara’dan da Ege’ye boşalır. Akıntı; Kuzeydoğu-Güneybatı genel doğrultusunda boğaz içerisinde yarım dönüşler yaparak ilerler.

 

Şekil-4. Türk boğazlarının daraltılmış, ölçeksiz düşünsel kesiti.

 

Boğaz’da iki ana akıntı vardır: Birincisi yüzey akıntısıdır, ikincisi ise yüzeyden 15 metre kadar aşağıda başlayan ve derinliğin izin verdiği ölçüde 45 metre derinliğe kadar etkili olabilen dip akıntısıdır. Yüzey akıntısı genelde Karadeniz’den Marmara’ya doğru iken, dip akıntısı bunun tam tersine, Marmara’dan Karadeniz’e doğrudur. (Şekil-4)

  • Rakam vermek gerekirse, yüzey akıntısı ile Marmara’ya taşınan suyun aşağı yukarı yılda 300 kilometre küp olduğu, buna karşılık dip akıntısı ile Karadeniz’e taşınan suyun yaklaşık olarak yılda 125 kilometre küp olduğu tahmin edilmektedir. Hız bakımından da incelenirse, dip akıntısı ancak 1-2 Knots Hıza kadar çıkarken yüzey akıntısı 10 Knots’a çıktığı görülür.

Şekil-5. Tuna debisine bağlı olarak Boğazların debisi

 

  • 300 km³ /yıl = 300.000.000.000 m³/yıl
  • 300.000.000.000 m³/yıl / 365.4 gün =821.018.062,4 m³/gün
  • 821.018.062,4 m³/gün ÷ 86400 sn =9.502,5238 m³/sn
  •  
  • Boğaz maksimum, Fırat minimum debide iken, 9502,5238 m³/sn ÷ 200 m³/sn = 47,51 Fırat
  •  
  • Boğazlar minimum, Fırat maksimum debide ise, 9502,5238 m³/sn ÷   4.000 m³/sn = 2,37563 Fırat
  •  
  •  

Şekil-6. Hidrolik kollu salyangoz pompalı model

 

Yapılan gözlemler sonucunda Tuna’nın maksimum debiye ulaştığı Nisan sonlarından yaklaşık iki ay sonra Boğaz yüzey akıntısı da maksimuma ulaşmaktadır. (Şekil-5.) Doğal olarak diğer büyük ırmaklar da aynı aylarda olaya katkıda bulunmaktadır. Buna karşılık dip akıntıları bu debi salınımlarına dolaylı, fakat Karadeniz’in seviyesine doğrudan bağımlı davranırlar.

 

Yeryüzünde bilinen Tidal Energy Kaynakları

 

Cook Inlet in Alaska

Pentland Firth in Scotland

Dee estuary in Wales England

Pembrokeshire in Wales

River Severn between Wales and England

Solway estuary (Morecambe Bay) in

Humber estuary in England

Mersey river in England

Channel Islands in the English Channel, off the French coast

Cook Strait in New Zealand

Strait of Gibraltar

Bosporus in Turkey

Bass Strait in Australia

Torres Strait in Australia

Strait of Malacca between Indonesia and Singapore

 

 

Şekil-7. Yatay akslı, kuruda çalışan çan türbin.

 

Şekil-8. Düşey Akslı, kuruda çalışan çan türbin

 

Bay of Fundy in Canada.

East River in New York City

Vancouver Island in Canada

Strait of Magellan south of mainland Chile

Golden Gate in the San Francisco Bay

Piscataqua River in New Hampshire

 

İstanbul Boğazı bu listeye yanlışlıkla fakat öneminden dolayı alınmıştır. Çünkü Türk Boğazlarındaki akıntıların Gel-Git ile bir ilişkisi yoktur.

 

Şekil-9. Fransa tarafından Biskay Körfezine kurulan Türbin Tarlası

Şekil-10. Silindirik türbin

 

SONUÇ

Bu yukarıdaki türbin önerileri (Şekil-6, 7, 8, 9, 10) sadece beyin jimnastiği bakımından işe yararlar.  Bunlar bir kesitte çalışıldığında hesaplanmıştır. Oysa yaklaşık 130 km uzunluktaki Türk Boğazlarının istenildiği takdirde üç basamaklı kesitlerine aynı türbin sayısının kurulumu ARDIŞIK OLARAK yapılabilir.

Asıl kurulum projesi ise ucuz, basit ve portatif “kılıflı yatay türbin” tipi santrallerdir. Boğazlarda en ufak bir görüntü kirliliği oluşturmadan, navigasyonu ve stratejik savunma sistemini hiç etkilemeden, hiç kimse görmeden, hiç kimse duymadan, balıkları bile rahatsız etmeyecek türden türbin tiplemeleri vardır. Bu sessiz ve derinde çalışan türbinler ise Türkiye’nin Kurulu Gücünü tek başına karşılayacak ve hatta dışarıya enerji satacak kapasitededir! 

Şekil-4’e kesit diyelim. Her kesite yaklaşık on adet türbin yerleştirildiğini farzedelim. Doğal olarak bu sayı ters akıntılar yüzünden her kesitte eşit olamayacağı ve ayrıntılı akıntı analizi gerektireceği için hesaplama düşüm’e göre yapılmıştır.

 

Basit bir hesapla,

H = düşüm

V = Hız

A = İstanbul ve Çanakkale Boğazları, ortalama üst akıntı kesit alanı

Q = Debi

P =  % 82 verim altında Güç (kW)

 

V = 10 knots = 16 km/saat

A = 2000 m x 16 m = 32000 m²

Q = 142221 m³/sn

 

%81 verim için,

P = 7.95 x H(Karadeniz’den Ege’ye) x Q

P = 7.95 x 0.8 m x 142221 m³/sn (kW)

P = 904520 kW

 

100 ayrı kesitte

P = 90452000 kW

P = 90.4 GW

Ancak bu hesaplama Karadeniz’den Ege’ye yaklaşık 80 cm’lik düşümün tümünden yararlanıldığı durumu belirtir. Burada bu düşümün yarısından yararlanıldığın varsayılırsa, o zaman

P(1/2) = 45 GW

olacaktır.

 

Türkiye’nin 2007 yılı yaklaşık kurulu gücü

P(2007) = 45 GW

Olarak verilmektedir.

 

Görüldüğü gibi yaklaşık her 1200 metrede bir kesit hesabıyla 100 ayrı kesitte türbinlerin yerleştirildiği varsayıldığında Türkiye’nin kurulu gücüne eşit bir güç söz konusu olmaktadır. Bu rakam düşük akıntılı kesitlerden dolayı azalabilir veya yüksek akıntılı kesitlerden dolayı artabilir. Bu hesaplama buraya olayın önemini vurgulamak için alınmıştır. Kesin kapasite hesaplamasının Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Komutanlığından elde edilecek verilerle yapılması daha güvenilir olacaktır. Ancak burada belirtmek gerekir ki her 25 metrede bir kesit kurulumu yapılmaması için bir neden de yoktur. O kadar da olamaz denilmemesi için bu seçenekler ele alınmamıştır. 

 

Birkaç tip olan Dalgıç Hidroelektrik santraller, hem İstanbul Boğazının çok sayıda lokasyonuna, hem de Çanakkale Boğazının çok sayıda lokasyonuna uygulandığında, Türkiye’deki kurulu güçten daha fazla enerji üretimi sağlayacaktır. Ayrıca kademeli olarak türbin sayısı artırılabilir. Türk boğazları için en uygun tip olarak kılıflanmış yatay türbinler düşünülebilir. Diğer taraftan Türk Boğazlarına özgü Ar-Ge çalışmalarına acilen başlanılmalıdır.

 

Güç; göz kamaştıracak kadar büyük. Sürdürülebilirlik; denizler var oldukça sürer. Kurulum maliyeti bir hidroelektrik barajdan çok daha düşük. Çevre sorunu yok.

Artık Arapların sonunda tükenecek fosil yakıtlarına imrenmemeliyiz. İspanya çoktan Cebelitarık Projesini başlatmış bulunmaktadır. İngiltere ve Fransa ise şu anda Biskay Körfezinde, Manş Denizinde ve Kuzey denizinde gel-git’e açık ve sığ körfezlerdeki kısır gel-git tsunamileri üzerine türbin tarlaları kurmaya başladılar.

 

Diğer önemli bir gelişme de Nehirlerde gerçekleşmektedir. Batıda, nehirlerin yüksek akıntılı yerlerine uygun boyutlandırılmış düşey veya yatay şaftlı türbinler tasarlanmaktadır. Bu türbinlerden kimisi akıntının yön değiştirmesine bağlı olarak yön değiştirebilmektedir. Çoruh gibi coşkun akan bir ırmak üzerine sayısız çevre sorunları oluşturacak çok pahalı ve kısa ömürlü hidroelektrik barajlar yapmaktansa, Çoruh’a özgü, hiçbir sanat yapısına gereksinimi olmayan  “nehir elektrojen grupları”nın devreye alınması gerekirdi. Yazık oluyor ülkemizin ekosistemine.

 

 

KAYNAKLAR

1. Kirke, B., Developments in ducted water current turbines, tidal paper 25-04-06 1, 2005.

2. Baker, A.C., Tidal Power. Peter Peregrinus Ltd, 1991.

3. Garman, P., Water current turbines: a fieldworker's guide. IT Publications, London, 1986.

4. Hilton, D.J., A vertical axis water turbine for extracting energy from rivers and tidal currents. Proc. 1st Internat Conf on Technology for Development, IE Aust/ADAB et al, Canberra, 24-28 Nov. pp.138-141. 1980.

5. Pearce, F., Catching the Tide. New Scientist, 20 June, pp.38-41. 1998

6. Fraenkel, P.L., Clutterbuck, P., Stjernstrom, B. and Bard, J. SEAFLOW: preparing for the

world's first pilot project for the exploitation of marine currents at a commercial scale. Proc. 3rd

European Wave Energy Conf. Patras, Sept-Oct 1998.

7. Fraenkel, P.L. Tidal currents: a major new source of power for the millennium. Sustainable

Development International No.1, pp.107-112. ICG Publishing, 1999 .

8. Fraenkel, P.L. Marine currents: a promising large clean energy source. Proc. I.Mech Eng

Conf. “Power Generation by Renewables,” London, 15-16 May, 2000.

9. Fraenkel, P.L. (2002). Power from marine currents. Proc. Inst. Mech. Eng, J.Power and

Energy 216(A1), p.1-14, 2002.

10. Coiro, D. Dept of Aeronautical Eng, University of Naples. Pers. Comm, 2001, 2003.

tidal paper 25-04-06 12

11. Van Breugel, H., and Schaap, P. New developments in the field of simple and sustainable energy generation. Sustainable Developments International, 1, p.113-115. ICG Publishing, 1999.

12. Swenson, J. Tidal power project: report on the evaluation of an axial flow, lift type turbine.

Centre for Energy research, Northern Territory University, 1999.

13. Gorban, A.N., Gorlov, A.M. and Silantyev, V.M. Limits of the turbine efficiency for free

fluid flow. J. Energy Res. Technology, Vol.123, p.311-317, 2001.

14. Salter, S.H. Proposal for a large, vertical-axis tidal-stream generator with ring-cam hydraulics. Proc 3rd European Wave Energy Conf, Patras, Greece, 30 Sept-2 Oct, 1998.

Accessed 25 April 2002.

15. Darrieus, G.J.M. Turbine having its rotating shaft transverse to the flow of the current. US

Patent No. 1,835,018, 1931.

16. Ponta, F. and Dutt, G.S. An improved vertical axis water-current turbine incorporating a channelling device. Renewable Energy 20, p.223-241, 2000.

17. Gardner, F., Teamwork Technology, Antwerp, Netherlands, pers comm, 8 Sept. 1999.

 

18. Betz, A. 1920, Das Maximum der theoretisch möglichen Ausnützung des Windes durch Windmotoren. Zeitscrift für das gesamte Turbinenwesen, Heft 26, Sept.26, 1920.

 

 

KISA ÖZGEÇMİŞ

 

Evli ve iki doktor babası olan Uğur Kaynak 1939 yılında Elazığ’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini aynı kentte tamamladıktan sonra 1965 yılında İstanbul Üniversitesi Jeofizik Lisans Bölümünü ve 1978 yılında Yüksek Mühendislik intibaklarını tamamladı. Uygulamalı çalışma hayatı boyunca Linyit Yeraltı Üretim Mühendisliği, Petrol Jeolojisi-Yapı kontur haritaları üretimi ve Frequency – Time Domain Induced Polarization, S.P., Magnetik… gibi yöntemlerle maden jeofiziği yaptı. Kuantum Fiziği’nin ve Kuantum Mekaniği’nin Yerküre’nin İç Çekirdeğine uygulanması konusundaki doktorasını Fırat Üniversitesinde tamamladı. Jeofizik bölümlerindeki öğretim üyeliği sürecinde ise 11 farklı konuda ders verdi. 1995 yılından sonra Levha Tektoniği ve Deprem Güvenli Yapının jeofizik Bileşeni konularına eğildi. 1999 yılından itibaren Levha Tektoniği ve Sismotektonik konularında çalışmalar yaptı. 2000 yılında Kocaeli Üniversitesinden Profesör olarak Emekli olduktan sonra bilimsel yayın, kitap yazımı, Windows altında jeofiziksel yazılım üretimi ve özel sektör çalışmalarına ağırlık verdi. 2009 yılı Mayıs ayı itibarı ile toplam 147 adet yazılı yayını ve konferans formatında 22 adet farklı konuda sunu’mu vardır.

 

 

Varv Araştırmaları

 

VARV ARAŞTIRMALARI

Uğur Kaynak

TMMOB JFMO İstanbul ŞB. Y.K.Üyesi.

64.Ada, Kamelya-2 Sitesi, Blok.5, Daire.3, Ataşehir-İstanbul


 


Özet. Varv çalışmalarından elde edilen verilerin, diğer verilerle eşgüdümü sonucunda geçmişe doğru öngörüler yapmak olasıdır. Bunların arasında iklimsel değişimlerin izlenmesi çok büyük önem taşır. Geçmişten gelen verilerlin yardımı ile geleceğe doğru oldukça güvenilir uzanımlar da yapıla gelmektedir. Bu çalışmanın amacı da içinde yaşanılan iklimsel değişimlerin birer iklimsel salınım hareketinin mi yoksa bir küresel ısınma eğiliminin mi görüntüsü olduğunun saptanmasına yardım etmektir. Bu çalışmada varv işlevi ile El Nino – La Nina işlevinin paralellik gösterdiği ve yaklaşık 43±2 yıllık bir baskın global salınıma sahip oldukları vurgulanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Varv, El Nino, İklimsel Değişimler.

 

Abstract. The retro projections to the past can be made by means of the correlation between the varve studies and the others. The monitoring of the climatic variations has big importance among these. Now, by the aid of the data coming from past, it is possible to make reliable projections to the future. The target of this study is to detect whether if the living climatic variations are the results of some climatic oscillations or the scope of the global warming era trend. It is emphasized in this study that there is a relation between the varv processes and El Nino – La Nina Processes and both of them have  a dominant 43±2 years of period.     


Key Words: Varv, El Nino, Climatic Variations.


 

1.GİRİŞ

Varv deyimi ilk kez İsveçli yerbilimciler tarafından kullanılmıştır. Tatlı su göllerinde oluşan incecik killi kumlu sedimanları kapsar. Denizler, varv oluşumuna uygun değillerdir. Yaklaşık bir milimetre ile yüz milimetre arasında kalınlıkları olan, ardışık, paralel, bir miktar taşlaşmış, her yıl için farklı renkleri tekrarlayan, çok ince daneli katmanlardır. Göllerdeki varv’lara denk gelen buzul katmanları, ağaç katmanları, mercan katmanları veya mağara tabanı katmanları tesbit edilmiş ve bunlar varv’larla eşleştirilerek inanılmaz güvenilirlikte geçmişe doğru bakan, sanki ansiklopedik takvimler elde edilmiştir.

Her gölün bir beslenme havzası vardır. Bu havzaya kendi yüzeyi de dâhildir. Varv araştırmalarının temeli, yıllık sedimantasyonların teker teker saptanmasına ve bunların fizikokimyasal özelliklerinin analiz edilerek yorumlanmasına dayanmaktadır. Böylece geriye doğru, tartışılamayacak netlikte (yani neredeyse bir yıl hata ile) göl yüzeyinin düşey hareketleri, sıcaklık, yağış, oksijen değişimi, karbondioksit değişimi, nem oranı, kuraklık, bitki örtüsü değişimi / gelişimi, volkanizma, depremsellik gibi çok değerli bilgiler elde edilebilmektedir. Bu bilgiler normalde onbeşbin yıllık istifler üzerinde çalışılarak elde edilebilmektedir. Seyrek olarak yetmişbin yıllık varv istiflerine de rastlanılmaktadır.

Yeryüzünde varv araştırmaları için en uygun ortamlar İsveç-Finlandiya sınırında ve Finlandiya tarafında yer alan binlerce göl ve Kanada Hudson Körfezi çevresinde yer alan binlerce göldür. Türkiye’de ise sadece Heidelberg Üniversitesi – M.T.A. işbirliği ile, Van Gölünde böyle bir araştırma yapılmıştır (Degens,E.T. and Kurtman,F. [Editors], 1978, The Geology of Lake Van, M.T.A. Ankara, n.169.) [1]. Bütün bu global  varv çalışmalardan elde edilen iklimsel sonuçların birbirleri ile büyük bir uyum içerisinde oldukları görülmektedir. Bunun aksi bir durum beklenilemez. Çünkü bu göller aynı gezegenin yüzeyinde yer almaktadırlar.

Diğer taraftan varv çalışmalarından bağımsız olarak yapılan El Nino – La Nina İklimsel ve çevresel çalışmalarının en geniş kapsamlılarından birisi de (Neander, Jonh, 2006, El Nino – Its Far-Reaching Environmental Effects On Army Tactical Decision Aids, U.S.Army Topographic Engineering Center, CETEC-TD-AM, Alexandria, VA 22315-3864)[12] çalışmasında yapılmış bulunmaktadır. Makalemizdeki çalışmada ise, bu iki kapsamlı çalışmanın işteşlikleri, aykırılıkları ve ortak etkileşimleri tartışılacaktır. Bu türden çalışmalar Yerfiziği disiplininin kapsamı içerisinde kalmakla birlikte, Türk Yerfizikçileri ortamında, bu türden konuların sahipsiz bırakılması sonucunda, Türkiye’de olayı diğer disiplinler haklı olarak sahiplenmektedirler.

 

2.ÇALIŞMA

Bu çalışmada Van Gölünde yapılan araştırmaların sonuçları ile, El Nino-La Nina Döngülerinin sonuçları karşılaştırılarak  değerlendirilecektir. Diğer taraftan Milankowich Evrelerinden de yararlanılacaltır. Van Gölü varv’larında çok yönlü araştırmalar yapılmıştır. Bunların sonuçları, Degens, E.T. ve Kurtman,F.’nin Editörlüğünü yaptığı 1978 M.T.A. basımı “The Geology of Lake Van” başlıklı kitapta toplanmıştır. Bu proje kitabındaki değerli makaleler arasında özellikle (Kempe, S. And Degens, E.T.,1978, Lake Van Varve Record: The Past 10,420 Years., M.T.A. n.169. pp.56-63, Ankara.)2 makalesi bu çalışmanın dayandığı temeli oluşturmaktadır.

Makalenin adından da görüldüğü gibi Van Gölü Varv’ları üzerinde yapılan çalışmalar 10,420 yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu zaman dilimi de yeryüzünde yapılan diğer varv çalışmaları ile etkileşimli bir çalışma ortamı oluşturmaktadır.

Tuzlu ortamlarda ince daneli malzemeler dalgacıklarla yuvarlanmakta ve topaklanabilmektedirler. Bu nedenle tuzlu su ortamı varv oluşumuna uygun değildir. Yıllık varv döngüleri hem dane boyutları ile hem de renkleri ile ayırt edilebilmektedir. Varv’ların içeriklerinin nasıl ve ne amaçla kullanılabileceğine orada çalışan yerbilimciler karar verebilirler. Bir varv determinasyonu yapmak için, bir adet deneyimli yerbilimci de yeterli değildir. Çok disiplinli bir çalışma yapmak gerekmektedir. Çünkü aynı varv serisi; iz elementler bakımından anorganik kimyacı, biyolojik aktivite bakımından organik kimyacı, fauna bakımından insektolog, flora bakımından mikropaleontolog ve polen bilimci, izotopik yapı bakımından nükleer fizikçi, elektriksel ve magnetik özellikler bakımından jeofizikçi, litolojik bakımdan petrograf, tüfitlerin incelenmesi bakımından volkanolog, mikrometeorit tozu bakımından astrofizikçi,…, tarafından incelemeye alınmalı ve bütün bu çok disiplinli çalışma grubu, kendi mesleklerinin en ayrıntılı sanat noktalarına ulaşmış kimselerden oluşmalıdır.

Şekil-1 Milimetre boyutlu Varv’lar.

Şekil-1’de karbonatlı ve okr’lu bir varv serisi, milimetrik varvlara örnek olarak verilmiştir. Şakil-2’de ise desimetre boyutlu bir slate varv serisi görülmektedir.

 

Şekil-2.Santimetre ve yer yer desimetre boyutlu Varv’lar

 

Varv’ların yıllık katmanlarının ayırt edilmesinde laminatların (ince yapraklanmaların) yol gösterici olmalarının yanında, ilkbahar siltasyonları ve sonbahar kil çökelleri de, hem doku, hem de renk bakımından rol oynar. 

 

Şekil-3.Varv Stoklama

Ağaçların yıllık katmanları ile veya toktağan buzul takkelerinden alınan sondaj karot örneklerinden elde edilen verilerle sadece gölsel varvlar değil, bütün yeryüzünü kapsayan veriler birbirleri ile denkleştirilmekte ve deneştirilmektedir.

 

Şekil-4.Ağaç Katmanları, Mağara tabanı sedimanları, Mercan resifleri ve Toktağan buz sondajları ile Varv denkleştirme.

 

3.EL NINO-LA NINA DÖNGÜLERİ

El Nino – La Nina iklimsel döngüleri ile varv iklimsel döngülerinin sebep ve sonuçları, mekanizma bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bu çalışmada her ikisine de “iklimsel döngü” son ek sıfatı özellikle takılmıştır. Bu ortak özelliğin vurguladığı yeni bir olgu (fenomen) ise, bu çalışmanın sonuç bölümünde açıklıkla ortaya konulacaktır.

 

Çalışmanın konusu, bu ortak olguyu değerlendirmek olduğundan, hem Varv Determinasyonu Tekniğine, hem de El Nino-La Nina Değerlendirme Tekniğine fazlaca girilmeyecektir. Konumuz gereği, El Nino-La Nina Olgusuna, Yeni Küresel Tektonik “Global New Tectonic” penceresinden bakılacaktır.

 

Ferit Erden[13], Uygulamalı Gravite kitabında,

Ay Med ………………………..= 35.6 cm.

Ay Cezir ………………………= 17.8 cm.

Ay Maksimum genlik ……..= 53.4 cm.

Güneş Med…………………..= 16.4 cm.

Güneş Cezir………………….=   8.2 cm.

Güneş Maksimum genlik..=  24.6 cm.

Toplam 78 cm. olarak hesaplanmış ve çok yakın değerler ölçülerek hesaplar-ın güvenilirliği onaylanmıştır.

Jeofizikçiler Gravite yöntemi ile uygulamalar yaparken Med-Cezir düzgünlemesini,

Ay       Pertürbasyonu = gA = 0.165 mgal.

Güneş Pertürbasyonu = gG = 0.076 mgal.

Değerlerini kullanarak yaparlar.

Ay ve Güneş Med’i sırasında, Kabarma (Rising – Wobble), Büzüşme (Contraction) değerlerini ve pertürbasyon düzgünleme değerlerini vermektedir. Bunun yanında Bütün gök cisimleri için geçerli olan adyebatik global yarıçap salınımının ise, (Expansion) yaklaşık 65 cm kadar olduğu sanılmaktadır. Bunu kontrol eden en önemli parametre ise Conrad süreksizliğindeki (LVC = Low Velocity Channel) rezervuarın durumudur:

F = β0 dT/dz – C0 dP/dz > 0…………….(1)

olması durumunda (ki normalde durum böyledir) rezervuar enerjiktir. Burada,

β0 = Sabit basınç altında termal genleşme katsayısı (v/v/°C)

dT/dz = Sıcaklığın derinlikle değişimi (°C/m)

C0 = Sabit sıcaklıkta sıkışabilirlik (v/v/bar)

dP/dz = Basıncın derinlikle değişimi (bar/m) olarak alınır.

Diğer bir kabarma – büzüşme etkisi ise merkezkaç kuvvetinin enlem’e bağlı üstsel dağılımından kaynaklanmaktadır. Buna göre ekvatoral enlemlerde kabarma, kutupsal enlemlerde ise büzüşme söz konusudur.

Şekil-5. Ekvatora yakın ve paralel riftlerin Yüzeydeki ısıl anomalileri.

 

İşte bu ekvatoral enlemlerdeki kabarmanın en fazla etkisini gösterdiği oluşumlar ise ekvatora yakın ve ekvatora paralel okyanus tabanı riftleridir.

Şekil-5’te bu riflerden en önemlileri görülmektedir. Bunlardan en etkin olanı Nazka-Cocos levhaları arasında yer alan Galapagos Riftidir. Bu riftin özelliği tam ekvator üzerinde ve tam ona paralel olması, doğuya doru devinen okyanussal levhalar arasında yer alması ve tam karşısında yaklaşık 120 derecelik köşe ve dolayısı ile, Equador (Quito) hizasında rift’e  kamalama yapan bir kıtaya çarpmasıdır. Özellikle bu çarpmanın ve Bağıntı-(3)’te verilen periyodik salınımlarla Galapagos rifti açılıp kapanmaktadır. Aynı düzensiz açılım olgusu Arabistan levhasını kuzeye bastıran Carlsberg Batı kolu için de geçerlidir. Önemle belirtmek gerekir ki rift açılıp kapanırken okyanussal kanatlar yürüyüp duraksamaktadır. (Merkouriev, S. A. And Sotchevanova, N. A., 2003)[14]

El Nino’nun şiddetli pik yaptığı yıllarda Galapagos riftinin yaklaşık 6 metre kadar genişlediği ölçülmüştür. Bu genişleme miktarı da yaklaşık 65 cm’lik yarıçapsal salınıma tam olarak uygun bir değerdir.

Son 300 yılı kapsamak üzere, El Nino – La Nina Döngülerinin tümünü tek grafik altında görmek, bu konuda yapılacak bilimsel çalışmalara yapılabilecek en önemli katkı olmuştur. Bu grafik sayesinde varv çalışmaları ile elde edilen hatasız çakışma, çok güvenilir ve doğru bir saptama yapıldığını göstermektedir. (Şekil-6).

Şekil-6. Son 300 Yıllık El Nino – La Nina Evreleri. En şiddetliler ele alındığında, iki El-Nino Pik’i arasında ortalama 43 yıl aralık olmaktadır. Çubukların kalınlıkları, etkinlik süresi ile orantılıdır. Çok yakın iki pik, tek pik olarak alınmıştır.

 

4.VAN GÖLÜ VARV’LARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Havzalar, çevrelerinde bir su bölümü çizgisi oluşur. Bu çizginin göl’e bakan kısmındaki yüzeysel su akıntısı göle doğru, çizginin diğer tarafındakiler ise başka göllere veya bir denize doğru akarlar. Bazen hiçbir denizle bağlantısı olmayan kapalı havzalar da oluşabilir. Genellikle kapalı havzaların ortasında bir göl yer alır. Dipten denize boşaltım yapan havzalara kapalı havza denilemez.

Bilindiği gibi göllerde su düzeyi ile doğrudan ilişkili araştırmaların temelinde “su bütçesi” çalışmaları yer alır. Buna göre su bütçesi,

GY + HY + TP + YD + DD + S = B + Yd + Dd + Sz …………………………………………(2)

Olarak yazılabilir. Burada,

GY = Göl Yüzeyine Yağış

 HY = Havzaya yağıştan gelebilen Akarsu Katılımı

 TP = Lakustrine (Göl tabanı pompajı)

 YD = Yapay (+) Drenaj

 DD = Doğal (+) Drenaj

 S = Siltasyon

 B = Göl Yüzeyi Buharlaşması

 Yd = Yapay (-) Drenaj

 Dd = Doğal (-) Drenaj

 Sz = Toplam Sızma

olarak yerlerine konulur. Çanak şeklindeki hazneye sahip bir göl’ün, yüzeyindeki buharlaşmayı kontrol etmesinin tek yolu, göl’ün düzeyini düşürerek oluşturduğu daha küçük buharlaşma yüzeyidir. Bunun tersi durum da geçerlidir.

1992-1994 Van Gölü yükselmesi sırasında yöresel DSİ ölçümlerinden yapılan güvenilir su bütçesi çalışmalarına göre, değil yükselme, aksine düzey düşürerek buharlaşmanın kısılması gerekmekteydi! Ne yazık ki Van Valiliği, Van Belediyesi, 100 Yıl Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün birlikte düzenlediği, Van’da yapılan sempozyumda, bu makalenin yazarı dışındaki bütün bilim adamları, Van Gölü su düzeyi yükselmesinin nedenlerini “İklimsel” olarak sunmuşlardır. Bunun üzerine Van Valisi ve Belediye Başkanı, kibar bir üslupla sempozyuma itiraz ederek terk etmişlerdir. Makale yazarı ise tezinde Van Gölü düzey yükseliminin nedenlerini volkanotektonik olarak açıklamıştır. Bu makaleye alınan son 300 Yıllık El Nino – La Nina döngüleri grafiği (Şekil-6) ise, 1992-1994 yıllarındaki El Nino’nun, çok şiddetli’nin de üzerinde “extreme” olduğunu göstermektedir.

Van Gölü varv’larında da çok disiplinli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada, o araştırmalardan yalınızca birisi değerlendirilecektir. Varv araştırmalarında kural olarak Oksijen izotopu ölçümleri yapılır. Van gölü varv’larında da yapılmıştır. Bu ölçüm, yağış yoğunluğu ile doğrudan ilişkilidir.

Bağıntı (2)  eşitliğinin sağ tarafındaki en büyük gider payı buharlaşmanındır. Buharlaşmanın fazla olduğu yıllarda kuraklık da söz konusudur. Her ne kadar kurak geçen mevsimlerde yıllık varv kalınlıkları azalmaktaysa da bunun en önemli kanıtı izotop analizlerinden geçer. Eğer her varv için birer O18/O16 oranı ölçülürse, bu kez buharlaşmanın sıcak bir mevsim dolayısı ile fazla olduğu gibi yağışın da az gerçekleştiği anlamı çıkar. O18 izotopunun atom ağırlığı doğal olarak O16 izotopundan daha fazladır. Kurak mevsimlerde hem taze O16 girdisi azalacağı hem de O16 buharlaşması O18 e oranla daha fazla olacağından, varv’da O18 zenginleşecektir. Bu yöntem daha garantili olduğundan varv kalınlığına göre daha fazla güvenilmektedir. Buna göre Van gölünde en baskın kurak devir (ya da yağışlı devir) periyodu 

T(varv) =43 ± 2 yıl…………………………(3)

olarak bulunmuştur[2].

Diğer taraftan son 300 yıllık El Nino – La Nina kolon grafiğine bakıldığında

T(El Nino-La Nina)= 43 Yıl…………………..(4)

olduğu görülür. Grafikten hata miktarı çıkarmak olasıdır ama, hiç duraksamadan hata miktarı ±2 yıl olarak kabul edildiğinde,

 

T(varv) = T(El Nino-La Nina) …………………(5)

 

olacaktır.

 

5.SİTLER ARASI SU

Şekil-7’de %50 Fayalit %50 Fosterit’ten oluşan bir Olivin kristalinin içerisinde misafir olarak yer alan su molekülünün pozisyonu tanımlanmaktadır. Olivin minerali manto malzemesinin temel yapıtaşıdır. Burada “yapıtaşı” tümcesi simgesel olarak kullanılmıştır. Olivin taş değil, bir mineraldir. Baskın mineral olarak Olivinden (yani peridot’tan) oluşan taşın adı ise peridotit’tir.

Su buharının basınç – sıcaklık dengesi, yaklaşık 17 km – 20 km derinliklerde (LVC= Low Velocity Channel), su buharının durumunu kritik hale getirir. Eğer bu derinliklerde saran basınç biraz alçalırsa, Kayaç molekülünün içerisindeki su molekülleri kayaç atomlarının arasındaki boşluklara (iletkenlik bandına) basılır. (Ejekte edilir). Aksine, eğer saran basınç biraz artarsa, bu kez kayaç molekülü içerisindeki su molekülü, formasyon suyu olarak kayacın çatlak sistemlerindeki mikroskopik boşluklara ve molekül yapısına takviye olarak basılır. (İnjekte edilir). Bu injeksiyon – ejeksiyon döngüsünün sonucunda Yerkürenin nefes alması etkinleşir. Bu olay yüzünden su yüzdesi yüksek katmanlarda saran basınçta değişimler oluşur. Diğer taraftan bu olayın görünen ve geniş halk kitlelerince bilinen yüzü, El Nino ve La Nina olarak adlandırılır. Bu konuda internet ortamında neredeyse yüzlerce araştırmaya ulaşmak olasıdır.

 

Şekil-7. İletkenlik bandındaki Sitler arası su, Taş Yapan Molekül pozisyonunda.

 

El Nino zamanlarında intersititial (atomlar arası) su, formasyon suyu olarak çatlak sistemlerine injekte edilir. Bu dönemde Yerkürenin yarıçapı yaklaşık olarak 65 cm kadar artırılır. Bu yarıçap artımının Ay veya Güneş Med – Cezir Etkisiyle hiçbir ilişkisi yoktur. Bu olay düşman kardeşler olarak adlandırılabilecek, birbirine tümden zıt yönde çalışan iki adet doğa yasasının birbirleri ile yaptıkları evrensel çatışmanın eseridir. Bu kuvvetlerden biri kütle çekim kuvveti, diğeri ise adyebatik genleşme kuvvetidir. Bunlar,

-Sıkışan Cisim Isınır

-Isınan Cisim Genleşir

Diye tanımlanabilirler. Aslında bu düşman kardeşler sayesinde çok büyük gök cisimlerinin kütle çekim kuvvetinin (gravite ivmesinin) etkisi ile kendi merkezlerine göçmeleri önlenir. Bu gücün de yetmediği büyük kütleli yıldızların infernolarının kendi üzerlerine göçmesini ise, parçacık aralıkları 10-15 metre’den daha küçük olduğunda tersine çalışan “kuantum kütle itimi” önler. Olayın aksi tarafında da genleşip uzaya dağılma riski, bu kütle çekim etkisi ile dengelenir. Yani bu karşılıklı savaşım sonucunda Yıldızlar varlıklarını koruyabilirler. Tahmin edileceği gibi bu iki zıt kuvvet çalışırken hep bir denge arayışı içerisinde birbirlerini tartarlar. Bu yüzden iç katmanları sıcak olan gök cisimleri adeta nefes alırlar. Örneğin, Güneşimiz her 17 dünya gününde bir, yaklaşık olarak 40 km kadar şişmanlayıp 8.5 dünya günü sonra tekrar zayıflar. Yerküre ise yaklaşık olarak her 43 yılda bir şişmanlar. Ancak bu büyük periyodun aralarında daha küçük genlikli parazit çap değişimleri de olur. İşte bu çap değişimlerinin sonucunda El Nino ve La Nina devreleri oluşur. Bu olayın sonucu olarak Van gölünün 1992 de yükselen, 1995 de tekrar alçalan suları, olasılıkla 2035 yılında tekrar yükselecektir. Bu yüzden çatlaklarla bloklandırılan Yerkabuğu kayaları, ara yüzeylerine bastırılan su sayesinde beklenildiğinden daha kolayca birbirleri üzerinde kaydırılabilirler. Bu yüzden Ay Med Yuvarlanması (Tidal Wobble) depremsiz olarak atlatılır.

 

6.SONUÇ

Milankowich evrelerine Solar Force evrelerinin de girişimi sonucunda 83,000 yıllık bir iklimsel salınım periyodu bulunmuştur. Bu periyodun içerisinde de parazitik salınımlar saptanmıştır. Görüldüğü gibi uzun erimde yaşanılması kaçınılmaz olan Küresel Isınma – Küresel Soğuma (Buzul Devri) evreleri yaşanılmıştır ve yaşanılacaktır. Son 110,000 yıldan beri Küresel Isınma Evresini yaşamaktayız. Yani tartışmaya gerek olmayacak kadar netlikle, (-)110,000 ile (-)10,000 yıllar arası varlığını sürdüren Würm  Buzul Çağından beri,  bir Küresel Isınma evresini yaşamaktayız. Bu arada parazitik mini buzul çağları da hızla gelip geçmiştir. Fakat her yavaş Küresel Isınma evresinden sonra, hızlı bir Küresel soğuma evresi gelmektedir. (Bkz.Şekil-8. Stages of glaciation)

Şekil-8. Milankowich Evreleri

 

Mutlu olmalıyız ki “Varv” + “El Nino-La Nina” girişimsel periyodu olan 43±2 yıllık evre ile, “Milankowich” + “Solar Force” girişimsel periyodu olan 83,000 yıllık evre’nin birinci armoniğini aramak veya oluşmasını beklemek anlamsız olmaktadır. Öyleyse bizlerin yaşadığımız kurak veya yağışlı dönemler, içinde sürüklendiğimiz küresel ısınma evresinin içerisinde yer alan iklimsel salınımlardır. Bu iklimsel salınımlar şiddetli veya zayıf olarak hisedilse de, bu olgudan bağımsız olarak, bu salınımlara aldırmaksızın küresel ısınma, işlevini daha birkaç bin yıl boyunca sürdürecektir.

Levha tektoniğini bilmesi gerekmeyen bilim adamları, Okyanus akıntılarının yönlerinin veya şiddetlerinin değişebileceği uyarısını yapmaktadırlar. Bilinmelidir ki böyle bir olasılık ancak global levha tektoniği biçeminin aniden değişmesine bağlıdır. Böyle bir şeyin olması için, örneğin Akdeniz’in tümden kapatılması gerekmektedir ki yakın gelecekte söz konusu değildir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

1.Degens,E.T. and Kurtman,F. [Editors], 1978, The Geology of Lake Van, M.T.A. Ankara, n.169.

 

2.Kempe,S. and Degens,E.T.,1978, Lake Van Varve Record: The Past 10,420 Years., M.T.A. n.169. pp.56-63, Ankara.

 

3.Wong,H.K. and Finckh,P., 1978, Shallow Structures in Lake Van, p.25, M.T.A. n.169. Ankara.

 

4.Valeton, Ida, 1987, A Morphological and Petrological Study of the Terraces Around Lake Van, Turkey. [Fig.3], The Geology of Lake Van., M.T.A.169.

 

5.Kempe,S., Khoo,F. and Gürleyik,Y., 1987, Hydrology of Lake Van and its Drainage Area, p.42, M.T.A. n.69, Ankara.

 

6.Fournier,R.O., White,D.E. and Truesdell, A.H., 1970, Geochemical Indicators of Subsurface Temperature, Part-1., Basic Assumptions: U.S.A. Geol.Survey. Jour. Research., 2, 3, p.259-262.

 

7.Garland,G.D., 1971, Introduction to Geophysics, Mantle Core and Crust., p.365, W.B.Saunders Co.

 

8.Cumhuriyet Ansiklopedisi, 1972, Van Gölü, n.11, p.3281. Arkın Kitapevi, İstanbul.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9.Çağlar,K.Ö., 1950, Türkiye Maden Suları ve Kaplıcaları, M.T.A. n.107, p.777.

 

10.Reiss,L.H., 1980, The Resevoir Engineering Aspects of Fractured Formations, p.32, Gulf Pub.Co. 75737 PARIS cedex 15.

 

11.Kaynak, U.,1995, Van Gölü Yükseliminin Düşük Hız Kanalı Bağlantısı ve Problemin Çözümü, Van Gölü'nün Seviyesinin Yükselmesi Nedenleri, Etkileri, ve Çözüm Yolları Sempozyumu, Van Valiliği – Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü.

 

12.Neander, Jonh, 2006, El Nino – Its Far-Reaching Environmental Effects On Army Tactical Decision Aids, U.S.Army Topographic Engineering Center, CETEC-TD-AM , Alexandria, VA 22315-3864

 

13.Erden, F., 1979, Uygulamalı Gravite MTA Yayınları, Seri No: 21, Ankara

 

14.Merkouriev, S. A. And Sotchevanova, N. A., 2003, Structure And Revolution Of The Carlsberg Ridge: Evidence For Non-Stationary Spreading On Old And Modern Spreading Centres, Current Science, Vol.85, No.3.