Kategori arşivi: Prof Dr. Uğur Kaynak

xtuzla_deprem_izleme_istasyonu_hizmete_acildi_h4425.jpg.pagespeed.ic.AW5renu8jV

TUZLA’YA DEPREM İZLEME İSTASYONU KURULDU

Deprem riskinin yüksek olduğu Marmara Bölgesi’nde jeolojik hareketlerin daha iyi incelenebilmesi için bir deprem izleme istasyonu daha kuruldu. Tuzla’da yapımı tamamlanan istasyon, jeolojik hareketleri inceleyerek topladığı verileri merkeze iletecek.
Doğa Hareketleri Araştırma Derneği (DOHAD), İstanbul Kalkınma Ajansı ve Tuzla Belediyesi’nin işbirliğiyle deprem öncü işaretlerinin tespit edilmesi amacıyla Tuzla Postahane Mahallesi’nde Deprem İzleme İstasyonu açıldı.

 

Kaynak:  http://www.mynet.com/tv/ihlas-haber-ajansi-izle-tuzlaya-deprem-izleme-istasyonu-kuruldu-vid-2021479/

 

62845

Depremin Yeri, Zamanı ve Büyüklüğü Önceden Bilinecek

İstanbul Vali Yardımcısı Haluk Nadir ve çok sayıda akademisyenin katıldığı istasyonun açılış töreninde konuşan Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Deprem hareketlerini belirleyebilen bir kurumun hizmette olması çok önemli. Depremin akıllı haritasını Beylikdüzü’ne yerleştireceğiz” diye konuştu. Açılış sonrası ise Beylikdüzü Kültür Merkezi’nde deprem konulu bir panel gerçekleşti.

Beylikdüzü Belediyesi, Doğa Hareketleri Araştırma Derneği, İstanbul Kalkınma Ajansı ve daha birçok kuruluşun işbirliği ile düzenlenen Dr. Aysel Özgezer Deprem Öncü Hareketleri İzleme İstasyonu’nun açılışı Marmara Mahallesi 214. Sokak’ta gerçekleşti. Açılışa İstanbul Vali Yardımcısı Haluk Nadir, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Jeofizik Mühendisi Yard. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, akademisyenler, belediye başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri katıldı.

“YERİ VE ZAMANINI BELİRLEYECEĞİZ”

Jeofizik Mühendisi Yard. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, kurulan bu merkez ile önceden depremin yerini, zamanı ve şiddetini belirlemek projenin temel nedeni olduğunu belirterek, Kuzey Marmara Fay Hattı’nın Beylikdüzü açısından nasıl jeolojik hareketlerde bulunduğunu araştırabileceklerini, 100 metre derine inilerek, içerisine sismik araştırma yapan bir tesisat kurulduğunu söyledi. Gündoğdu, “Bu sistem sayesinde Kuzey Marmara Fay Hattı’nın hareketleri gözlemlenebilecek” dedi.

“AKILLI HARİTALAR YERLEŞTİRECEĞİZ”

Kurulan merkezin hayati önem taşıdığını ifade ederek başladığı konuşmasında Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’un deprem gerçeğini biliyoruz. Hem Düzce hem Gölcük depremlerini Beylikdüzü’nde yaşamış biri olarak, depremin önceden belirlenebilmesinin çok mühim olduğunu görüyorum. Eğer bilinseydi büyük önlemler alınır ve acı kayıplar olmazdı. Burada kurulan istasyon ile depremin akıllı haritasını Beylikdüzü’ne yerleştireceğiz. Değerli ölçüm cihazını buraya kazandırdıkları için derneğe teşekkür ediyoruz. Belediyelerin bu işin dışında kalması mümkün değil. İlçeler arası ortak masalalar kurarak, bölgesel tedbirler almak zorundayız” diye konuştu. İstanbul Vali Yardımcısı Haluk Nadir ise “Depreme ne kadar hazırlıklı olursak o derecede az zarar görürüz. Gereken teknik önlemleri almalıyız. Bu istasyonun kurulmasında emeği geçen tüm değerli hocalarımıza, kurumlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

PANELDE DEPREM GERÇEĞİNE VURGU

Ardından Beylikdüzü Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda “Deprem Öncü İşaretleri İzleme İstasyonu” isimli bir panel gerçekleşti. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgut UZEL, İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Burak Berk Üstündağ ve Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Uğur Kaynak, Doğa Hareketleri Araştırma Derneği’nden Özden Işık ve Fuat Agalday deprem gerçeği ve alınacak önlemler hakkında konuştu.Nilüfer Belediyesi Acil Afet Müdürlüğü ise Deprem İzleme İstasyonu’nun bölgede ilk olarak 2007’de hayata geçtiğini belirterek, deprem tehlikesini %100 tahmin etmeye çalıştıklarını belirtti.

Kaynak: http://www.canlihaber.com/depremin-yeri-zamani-ve-buyuklugu-onceden-bilinecek-45159h.htm

27_1411726713_in_Arka_Yuzu.jpg

Neden Ay’ın “yalnız” ön yüzünde Lav denizleri var?

AY DANSI

Uğur Kaynak

Artık kırk kere söylene-söylene, Güneş Sistemi oluşumuna ilgi duyan herkes, bundan 4.6 milyar yıl önce gezegenler sistemimizin bir nebula’dan yoğuşarak oluştuğunu (maalesef) kabul etmek zorunda bırakıldılar. Gerçi bu teoriyi ileri süren bilim adamlarının da kafası karışık ya!!!

 

Bir teorinin inandırıcılığı, o teoriye ilişkin kanıtların (argümanların) tartışmasız doğru, doğal olayların (fenomenlerin) ise tartışmasız destekler durumda olmasına bağlıdır. Eğer sadece bir argüman veya fenomen bile aksıyorsa, o teori de aksıyor demektir. Aksak teori olmaz!  Teori deneylerle ve gözlemlerle desteklenirse bu kez ona “doğa yasası” denilir.

 

Argüman:

Gezegenlerin manyetik alanlarının tek nedeni ergimiş bir demir çekirdektir. Güneşimizin de merkezinde demir plasması olduğunu hesaplayan makaleler var. (F.W.GIACOBBE-2003)

 

SORU: Eğer gezegenlerimiz ve güneşimiz, bir nebula’dan usul-usul soğuyarak yoğuştuysa, dört adet Terrestrial ve dört adet Jovian gezegenlerin merkezlerinde varlığı “kesin” olarak saptanan “demir çekirdekler” oraya nereden ve nasıl geldiler ve girdiler? Evrende demir içeren bir nebula mı var?  YANIT: ???

 

Argüman:

Nebula’nın açısal momentumunun, evrensel yasa uyarınca gezegenler sisteminde de korunması gerekir.

 

SORU: Ters dolanımlı (retrograte rotation) uyduların ve ters dönen (retrograte revolution) gezegenlerin bu davranışlarının nedeni nedir? Ne oldu evrensel momentumun korunumu yasasına? YANIT: ??? – SORU: Açısal momentum neden 22 kat hata veriyor? YANIT:???

 

Argüman:

Yerkabuğunda ve Ay örneklerinde Bizmuttan sonra bütün izotopları radyoaktif olan elementler, aktinidler ve transuraniklerin varlığı saptanmıştır. Evrende bunları içeren bir nebula örneği yok. Bu elementlerin, “ancak” aynı yıldızın ard arda en azından üç kez, normalde dört kez patlaması sonucunda çevre yörünge kulvarlarına ( farklı planeter nebulae aşamalarında) gönderildiğini gözlemlemekteyiz.

 

SORU: Galaksimizin, Orionis Kısa kolu üzerinde yer almaktayız. Bu kol üzerinde çok sayıda HI ve HII bulutu (Nebulası) gözlemlenmiş olup, ilkinin içerisinde atomik Hidrojen, ikincisinin içerisinde moleküler Hidrojen saptanmıştır. Bir HII nebulasının varlığı da yakınlarımızda saptanmıştır. Nerede bu Demirli, Magnezyumlu,  Silisyumlu, Sodyumlu, Potasyumlu, Oksijenli… nebula? YANIT: ???

 

Bu argümanlar ve yanıtsız sorular çoğaltılabilir. Örneğin izleyen paragraflardaki bilimsel yayım desteğine bakınız:

 

 

F. W. GIACOBBE, 2003, Maximum stellar iron core mass, PRAMANA c Indian Academy of Sciences Vol. 60, No. 3, — journal of March  physics pp. 415–422,

Chicago Research Center/American Air Liquide Inc., 5230 South East Avenue, Countryside,

Illinois 60525, USA

 

Buna ilaveten günümüzden 3.6 milyar yıl önce Güneş Sistemimizde bir takım yadsınamaz olaylar olduğunu açıklayan çok sayıda araştırma makalesi yayınlanmış bulunmaktadır. Bunlardan birkaç örnek:

 

I)

Volcanic Terrain on Mercury Credit:

MESSENGER, NASA, JHU APL, CIW

Explanation: Why are many large craters on Mercury relatively smooth inside? Recent images from the robotic MESSENGER spacecraft that flew by Mercury last October show previously uncharted regions of Mercury that have large craters with an internal smoothness similar to the maria on Earth's own Moon. Therefore, like our Moon's maria, these craters on Mercury are thought to have been flooded by lava floes that are old but not as old as the surrounding more highly cratered surface. The above image mosaic of the western limb of Mercury was created by MESSENGER as it approached the Solar System's innermost planet last October. Old and heavily textured terrain runs across much of the image bottom, while across the middle left lies comparatively smooth impact basins where small craters may appear similar at first to protruding hills. MESSENGER will buzz past Mercury again later this year before entering orbit in 2011.

 

 

II)

Alan D. BRANDON, Richard J. WALKER, Igor S. PUCHTEL, Harry BECKER, Munir HUMAYUN and Sidonie REVILLON, 2003, 186Os–187Os systematics of Gorgona Island komatiites: implications for early growth of the inner core, Earth and Planetary Science Letters Volume 206, Issues 3-4, 15 February, Pages 411-426.

 

 

III) 3.64 Milyar yıl önce Ay’da (ve diğer gezegenlerde) bir şeyler olmuş. Bu kesin. Ama bu olan şey volkanizma olamaz. Hiçbir iz bırakmadan yok olan volkanizma nerede? (NASA ‘dır. Saçmalamak hakkıdır.)

NASA: How did orange soil appear on the Moon? This mystery began when astronaut Harrison Schmidt noticed the off-color patch near Apollo 17's Taurus-Littrow landing site in 1972. Schmidt and fellow astronaut Eugene Cernan scooped up some of the unusual orange soil for detailed inspection back on Earth. Pictured above is a return sample shown greatly magnified, with its discovery location shown in the inset. The orange soil contains particles less than 0.1 millimeter across, some of the smallest particles yet found on the Moon. Lunar geologists now think that the orange soil was created during an ancient fire-fountain. Detailed chemical and dating analyses indicate that during an explosive volcanic eruption 3.64 billion years ago, small drops of molten rock cooled rapidly into the nearly spherical colored grains. The origin of some of the unusual elements found in the soil, however, remains unknown.

 

IV)

NASA: Aslında bu meteorit 1996’da bulunduğunda, Mars’ta eskiden yaşam olduğunu kanıtlayan fosiller olduğu iddiası hemen yayılmış, zamanın ABD Başkanı Bill Clinton da bu yönde bir basın açıklaması yapmıştı. Ancak daha sonra, meteorun Dünya’ya düşmesinden sonra geçen 13 bin yılda, Dünya kaynaklı organizmaların meteorda fosilleştiği iddia edilmişti. Bakteri fosillerinin 3,5 milyar yaşında olabileceği söyleniyor. NASA, bulgularla ilgili resmî açıklamasını pazartesi günü yapacak.

 

V)

SYLVIE DERENNE, FRANÇOIS ROBERT, AUDREY SKRZYPCZAK-BONDUELLE, DIDIER GOURIER, LAURENT BINET  AND JEAN-NOËL ROUZAUD, Molecular Evidence for Life in the 3,5 Billion Year Old Warrawoona Chert.

Abstract…purchase

As kerogen must be contemporaneous of the solidification of the chert, this observation should be regarded as an evidence for the presence of life on Earth, 3,5 By ago….

Bir de şu argümanlar var:

1.Yerkabuğunda saptanmış en yaşlı yaşam biçimi, 3.6 milyar yıl yaşındaki Stromatolitlerin içerisinde saptanan prokaryotlardır.

2.Demir meteoritlerin açık uzayda radyasyona maruz kalma süreleri (spallation times) 3.6 milyar yıl.

3. Demir Meteoritlerin Widmanstatten Pattern adı verilen Martensitik faz ömrü (Tavlama yaşı + Su Verme yaşı) = 1 milyar yıl. Ancak 4.6 – 1 = 3.6 yıla yine ulaşılır.

4.Gezegenler arası gaz toz’dan soğuk yapışma ile oluşmuş toprağımsı primer meteoritlerin yaşı 4.6 milyar yıl.

5.Ay’daki lav denizlerinin ergime zamanı= -3.6 milyar yıl

6.Ay Dağlarından alınan örneklerin yaşı= -4.6 milyar yıl

7.Yerkürenin kabuk oluşumunun sarmal şistozite evresinden çıkıp, levha tektoniği evresine geçme yaşı = -3.6 milyar yıl

8.Yerküre iç çekirdeğinin bundan 3.6 milyar yıl önce birden soğuyup katılaşması. (Alan D. BRANDON, and coworkers, 2002)

 

Bütün bu argümanların oluşması için tek neden var: GÜNEŞİMİZİN TO-TAURİ FAZI…

İşte o kaotik günlerde Yerküre, bir Ay yakaladı. Ancak o yakalanan Ay için “Yerküreden koparıldı” diyen görüşler de var. Bu görüş doğru olamaz. Çünkü:

1.Ay’ın ortalama element hesaplamasında yerkürenin iki-üç kat fazla titanyum’a ve on-oniki kat fazla gümüş’e sahip olduğu görüldü. Bu durumda Ay’a çok büyük bir asteroid’in çarpması söz konusu olup, bu asteroid, Bol miktarda titanyum ve gümüş içermelidir.

2.Yerküreye çarpıp yok olan fakat Yerküre’den bir Ay kopartan gök cismi, neden Yerküre’ye de bu kadar bol titanyum ve gümüş eklemedi.

3.Ya da tersine, Yerküreden Ay kadar bir kütlenin koparılması için Yerkürenin dış çekirdeğinden alınması gereken “elementer demir” neden Ay’da yok…

 

Öyleyse; “Kayalık Kabuk Bağlama Aşaması”nda, Ay başka kulvarda, Yerküre başka kulvarda soğuk presipitasyonla semirdiler.

Yapılan hesaplamalar Ay Kabuğunun eksantrik olduğunu göstermektedir. Yapılan ölçümler Ay’ın Yerküreye bakan ekvatoral yarıçapının, diğer bütün yarıçaplarından daha uzun olduğunu göstermektedir. Açıkçası Ay’ın Yerküreye bakan yüzü biraz fazlaca kabarmış bulunmaktadır.

Bunun bir tek nedeni olabilir: ROCHE ETKİSİ.

Bir gök cismi, kendisinden çok büyük kütleli başka bir gökcismine, o denli yaklaşsın ki, ön yüzüne uygulanan kütleçekim ile, arka yüzüne uygulanan kütleçekim farkı, küçük gök cisminin içsel kohezyon kuvvetini aşsın.  Bu sınır değere ROCHE LİMİTİ adı verilir. ROCHE Limitine ulaşmayan fakat oldukça yaklaşan gök cismi, parçalanmadan önce büyük kütleye doğru uzamaya başlar. Eğer bu durumdayken yörüngeye oturarak yakalanma olayı gerçekleşir ve daha fazla yaklaşma durdurulursa, parçalanmaktan kurtulur. Uydu olan gökcismi, bu şekilde katılaşarak hep aynı yüzünü, ana gök cismine döndürmek zorunda kalır. İşte Ay da bu aşamalardan geçerek Yerküreye bundan 3.6 milyar yıl önce yakalanmıştır. Bu olgunun (U. Kaynak tarafından önerilen) İSPATI:

Ay’ın Yerküreye bakan yüzünde, 3.6 milyar yıl yaşında, termodinamiğin ikinci prensipine aykırı olarak bazaltik lav denizleri oluşmuşken, arka yüzünde hiç lav denizi yok. Yağmur gibi yağan asteroid bombardmanının da etkisi olmakla birlikte, görülüyor ki Ay’da oluşup katılaşan lav denizleri, ancak uzayan ve kabaran tarafta, deformasyonun sürtünme sıcaklığı sonucunda oluşmuştur. Öyleyse Ay, Dünyadan koparılmış olmayıp, sonradan yakalan bir uydudur.

BATI ANADOLU’YU KALDIRAN BÜYÜK DOM, (ANITKAYA MANTO SORGUCU), NİSAN 2014 DIŞMERKEZ DAĞILIMI İLE YAKALANDI.

 

Uğur Kaynak

 

Yerkürenin derinliklerinde, ilk 100 km’lik elastik ve elastoplastik katmana Litosfer adı verilir. Bunun ilk 30 km’lik heterojen asitik kayaçlardan oluşan kısmına, kıtasal kabuk, ilk 10 km’lik oldukça homojen bazaltik kısmına okyanussal kabuk adı verilir. Bu kısım, küresel takke biçimindeki hareketli levhalardan oluşur.

Bundan sonraki katmanlar bütün yerküre’yi çepeçevre sararlar. Bunların ilki 100-400 km arasında yer alan en düşük sismik hızlı ve sürekli katmanı  astenosfer  olup, bazik, ültrabazik, viskoelastik kızıl kayalardan oluşur.

Yerküre’nin 400 km ile 700 km arasında yer alan, 300 km kalınlıklı “sürekli” küresel katmanına üst manto denilir. Eklojitik (viskoelastik) akkor kayaçlardan oluşur.

Yerküre’nin 700 km ile2890 km arasında yer alan 2190 km kalınlıklı “sürekli” küresel katmanına manto denilir. Pirolitik (viskoelastik)akkor kayaçlardan oluşur.

Mantonun da altında 2890-5155 km’ler arasında Yerküre’nin ikinci “gerçekten akışkan” katmanı olan demir alaşımı bileşimli dış çekirdek gelir.  Merkezde ise yaklaşık 6378-5155=1223 km yarıçaplı katı Akkor halindeki demir alaşımı  iç çekirdek yer alır. Her iki çekirdek de, yaklaşık %85 Demir, %10 Nikel, %4 Kükürt, %1 diğer metallerden oluşur.

DİKKAT EDİLİRSE YERKÜRE’NİN HİÇ BİR DERİNLİĞİNDE MAGMA DİYE BİR KATMAN YOKTUR.

                Şekil-1. Yerkürenin katmanları

Ancak eğer manto içerisinde herhangi bir noktada, iç saran basınç, herhangi bir nedenle çevresine göre düşerse, o noktada zaten çok kritik değerde olan ergime sıcaklığı da, basınç düşüşüne bağlı olarak düşer. Ergime sıcaklığı düşen noktada kritik durumda olan manto (veya üst manto) malzemesi ergimeye başlar. Ergiyen malzeme yukarıya doğru (yani düşük basınç bölgesine) kaçak yapar. Bu sırada yükselen ergimiş malzeme, yeni geldiği yerdeki çevre sıcaklığından daha sıcaktır. (bunun nedeni sıcaklığın derinlikle artmasıdır. Tersi de geçerlidir.) Bu oluşuma Sıcak Manto Noktası ( Mantle Hot Point) adı verilir.

İşte şimdi elimizde minicik hacımlı, küre biçiminde, çevresine göre daha sıcak, zamanla yükselen, ergimiş pirolit’ten oluşan bir magma kütlesi  var. Bu yapıya Manto Sorgucu “Mantle Plume” adı verilir.

Manto sorguçları birkaç milyon yıl içerisinde, kendi yolunu ergiterek, kimyasal bileşimini sürekli olarak değiştirerek, yerkabuğunun altına gelip dayanır.

A)

Eğer yerkabuğu (hatta  litosfer levhası) yaklaşık 20±5 mm/yıl’ dan daha yavaş  deviniyorsa, manto sorgucu, kronolojik sırası ile,

1.Litosferik hot point (Litosferik sıcak nokta)

2.Dom (az yükseklikli Kubbe)

3.Konik Horst

4.Cone Sheets (Konik yaprak faylar)

5.Tripple Junction (Üçlü eklem)

6.Intra Plate Volkan (Kıta içi volkan)

7.Cancelled Brach (Kalkıl)

8.Rift

Aşamalarından geçebilir. İzleyen paragraflarda verilen Ege Dom’u  örneği, “Konik Yaprak Faylar” aşamasında olup, Dom’un gerçek yüksekliği yaklaşık 30-50 metre civarında olabilir.

İşte bu yüzden o yörenin neredeyse tümünde, “Afyon Şekeri” adı verilen, dünyanın en değerli mermer’leri oluşmuştur.

 

Şekil-2 Konik Yaprak fayları temsil eden konsentrik dışmerkezler ve yarıçap vektörlerini tanımlayan deprem çizgisellikleri. (Sismik Lineasyonlar.)

 

rst’u

Şekil-3. Büyük Dom’un Merkez yükseltisi. (Tıkaç) Sanal değil, gerçek.  Dışa dönük, Eğim Atımlı Normal Faylar, Konik Horst yapısına uygun doğrultu atımlı faylar, ve dereler, Merkez Tıkaç'ı tanımlamaktadır.

 

Şekil-3’te çizilen Sol Yönlü, KB-GD Doğrultu atımlı (kısacık!) Çatkuyu fayı ile, D-B Doğrultulu atımı belli olmayan Gecek fayı, Dinamik Kurallarına göre, elastik bir kabuk yüzeyinde bile olsa, çalıştırılamaz. Ya Çatkuyu Fayı, ya Gecek fayı, ya da her ikisi birden yanlış çizilmişlerdir. Bu fayların orada olması gerekmektedir. Bu faylar yok sayılamazlar. Çatkuyu fayının batıya doğru baskın eğim atımlı, Gecek fayının güneye doğru eğim atımlı olması  beklenirdi. Madem ki Çatkuyu fayında bir atım saptanmış ve haritaya alınmış, o zaman Gecek fayına herhangi bir atım vermek olası değildir. Bu nedenle haritada Gecek Fayı atımsız olarak çizilmiştir.  Ama yörenin gerçek bir domun merkez “kilit taşı” olan konik horst’u olduğu fark edilseydi, hiç duraksamadan Gecek fayına eğim atım verilmesi gerekirdi. O zaman bu çalışmada dinamik kurallarına uygun olarak Gecek fayına güney yönlü eğim atımlı normal fay tanımlaması yapabiliriz.

Diğer taraftan Beşkarış-Eyice-Ayvalı köylerini izleyen Derenin batıya bakan konveks yay çizmesi de olayın eksik kalan batı yanının tanımlı-tarifli bir duruma getirmektedir. Gazlıgöl fayının kuzey uzantısının tam olarak batıya doğru dönmesi de merkez domun kuzey kenarını tanımlamaktadır. Böylece Batıda Beşkarış Deresi, Güneyde  Beşkarış Deresi ve Gecek Fayı, Doğuda Gazlıgöl Fayı, Kuzeyda Gazlıgöl Fayı ile;

Büyük Dom’un Merkez Tıkaç’ı

kendini ele vermiş olmaktadır.

B)

Eğer litosfer levhası 20 mm/yıl’dan daha hızlıysa, bu kez de kıta ortası yürüyen volkanlar dizisi oluşur.

Yaşlıdan gence doğru örnek: Karadağ-Karacadağ-HasanDağ-Erciyes, veya, Ağrı-Tendürek-Süphan-Nemrut.

Her iki volkan dizisi de Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultuludur.

Her iki volkan dizisi de 225 km uzunlukludur.

Hemen hemen aynı tarihlerde Ağrı-Nemrut dizisi bir “Aladağ OffSet”i, Karadağ-Erciyes dizisi bir “Melendiz Dağ OffSet”i yapmışlardır.

KARADELİK-BEYAZDELİK-EINSTEIN ROSEN KÖPRÜSÜ-SOLUCAN… NEY

 

Sevgili Fatma Çetin, Selam.

Bu sorunuzun yanıtı beni en çok zorlayacak olanlardan biridir. Çünkü karadelikler hakkında pek fazla bilgim ve araştırmam yok. Bu saatten sonra da oturup karadelik çalışmayı gözüm yemedi. O nedenle torbada ne varsa onunla idare edeceğiz. Ayrıca size söz veriyorum ki; yazının içerisinde bir tek adet bile formül olmayacak ve Nükleer Fizik+Kuantum Mekaniği ağırlığında değil de, sohbet formatında olacaktır.

 

TANIMLAR

 

Karadelik

Kütlesi olan her varlığın bir kütleçekimi vardır. Bu kütleçekim bütün kütleye, yoğunluğun kontrolünde dağıtılmıştır. Eğer kütleçekimin dağıtıldığı hacım küçültülürse, birim hacıma düşen kütleçekim miktarı oransal olarak artar (Diyelim ki glüon yoğunluğu artar.) Bu oransal ilişkinin limitini hesaplarsak (Kütleçekim potansiyeli 1/r2 ile orantılı olduğundan), hacım sıfıra yaklaşırken, glüon yoğunluğu da sonsuza yaklaşır.  İşte bu yüzden galaksilerin merkezlerinde (muazzam), veya süpernova patlaması yapan süperdev yıldızların inferno kalıntılarında (çok büyük) karadelikler oluşurken, minik karadeliklerin de oluşmaması için teorik hiçbir engel yoktur. Bu yüzden Büyük Hadron Çarpıştırıcısında bilmemkaç Giga Elektron Volt’luk enerjilerle, kurşun çekirdekleri çarpıştırılırken, yöresel kapsamda da olsa, karadeliklerin oluşabileceğini ileri süren bilim adamları oldu. (Haksız da değiller. Belki de oluşmuştur!) Bu çekince , George Stewenson’un ilk buharlı lokomotifinin saatte 36 (otuzaltı) km hızla yol alacağının duyurulması üzerine, bazı bilim adamlarının “Oluşacak hava basıncı, yolcuların ölmesine neden olacaktır” diyerek ahaliyi korkutmasına benzemişti.

Karadelikler Tasmanya Canavarına rahmet okutacak kadar oburdurlar. Çevrelerinde ne bulurlarsa (Olay Ufkunu aşanları) kaçmalarına izin vermeyerek yutarlar. Işık (yani foton) da bu menüye dahildir. O yüzden varlıkları hesaplanabilir ama doğrudan gözlemlenemezler. Doğrudan gözlemlenemezler çünkü arkalarında kalan gök cisimlerini de perdeleyerek dolaylı biçimde gözlenebilirler.

 

Beyazdelik

Karadeliklerin kütle veya ışın olarak yuttuğu enerji, bütün evrenlerin ortak yasası olan “enerjinin sakınımı yasası” gereğince yok edilemez. Öyleyse bu evrenden alınıp götürülen enerji, başka bir yere gönderiliyor veya depo ediliyor demektir. Diyelim ki bu başka bir yer, bir paralel, veya bir matruşka evren olsun. O zaman bizim karadeliğin bu paralel/matruşka evrene açılan açıklığına bir ad vermek istersek, buna ancak beyazdelik diyebiliriz.  Bizim evrenimizden alınan kütle ve ışınımlar, paralel evrene ancak karanlık enerji veya aksiyon parçacık olarak fışkırtılabilirler. O zaman, olasılıkla o paralel/matruşka evrenden de bizim evrenimize kütle ve ışınım transferi yapılıyorsa, (mütekabiliyet), oradan bize gönderilenlere de karanlık enerji veya aksiyon parçacık diyebiliriz.

Kısacası Karadeliklerin diğer ağzına beyazdelik diyebiliriz. Bizim evrenimizde beyazdeliklere doğrudan rastlanılması  ve gözlenilmesi olası değil. Görünür evrenimiz, gerçek evren için harcanan enerjinin %0.4’ü kadarını kullanarak oluşmuştur. Yani (1/20)x(%5) kadar bir görünür evren enerjimiz var. Görünür evrenimizin 95 katı kadar görünmez parçacıklardan oluşan bir “aksiyon parçacık” kütlemiz (noksan bilinmeyen enerjimiz) ve onun da 20 katı kadar mutlak boşluk imalatı için harcanan uzay-zaman enerjimiz var. Bütün bunların %100’ü, bizim evrenimizin kütlesini oluşturur. Bu durumda bizim evrenimize, galaktik halo’larda veya Hiper Dev yıldızların merkezlerinde gizlenen beyazdeliklerle enerji pompalanıyor olabilir.

 

Hatta Hubble Kuralı gereği, bir balon gibi (genişleyen değil şişen) evrenimizin uzay – zaman boşluğu içerisinde, orada-burada, zırt-pırt, minik beyazdeliklerle(!) Higgs Ayar Bozonu kontrolünde minicik uzay-zaman hiçlikleri oluşturulduğu için mi evrenimiz şişmekte! Diğer bir deyişle Big-Bang hâlâ az  bir miktarda bile olsa devam etmekte.

 

Yoksa Hiper Dev yıldızları bu kadar büyüten bir kütleçekim işlevi, her yerde rastlanabilen süper devler oluştururdu. Ya da Galaksilerin hesaplanan kütleleri ile gözlenen kütleleri arasında bu kadar misli misli farklar oluşmazdı.

 

Einstein-Rosen Köprüleri

Eğer bizim evrenimizin içinde, dışında veya yanında bir iç evren, dış evren veya paralel evren varsa, bizim evrenimizle bu komşu paralel/matruşka evrenler arasında, Madde → Antimadde veya Enerji→ Karanlık Enerji, Aksiyon Parçacık gibi enerji türlerinin alış verişi için Einstein – Rosen köprüleri kullanılır. (Solucan Teorisi). Solucanlar→Madde Antimadde transformasyonu yaparken, Karadelik-Beyazdelik Çiftleri Kütle→Enerji transformasyonu yapıyorlar. Bu köprülerin konumuz olan Karadelik-Beyazdelik işlevi ile doğrudan ilişkisi yok. Kardeş işlev olarak tanıtıldı.

 

Termolüminesan (Thermoluminescence)

Termolüminesan olayının (da) konumuzla ilgisi yokmuş gibi duruyor. Ancak Howking’in Elektron’un tuzaklanması olayı ile çalışan termolüminesan’dan yararlanarak, foton’un da tuzaklanabileceğini göstermeye çalışması nedeniyle burada termolüminesan olayı ele alınmıştır. Lütfen olaya, foton da böyle tuzaklanır diyerek bakınız.

Eğer killi kumlu topraklar, fırınlarda ısıtılarak çömlek, tuğla, kiremit, seramik, porselen vs yapılırsa özellikle içerdikleri “beril” mineralinin berilyum atomlarının “p” orbitalindeki gevşek bağlı elektronlar, valans bandından yani “p” orbitalinden, iletkenlik bandına yani atomlar arası boşluğa ejekte edilirler. Bunun nedeni, “p” orbitalindeki elektronların frekansa bağlı toplam kinetik enerjisinin, “p” orbitalinin oldukça zayıf olan yörünge enerjisini (yani radyal ve dalga enerjisi bileşkesini) aşmasıdır.

Bu andan itibaren berilyum atomlarının boş kalan “p” orbitallerine artık “pozitif kuyu” (hole) adı verilir. Böyle isimlendirilmesinin nedeni ise çok ilginçtir. Atomlar arasındaki boşlukta birbirleri ile delicesine çarpışırmış gibi yapıp, zıplayıp hoplayan elektronlardan birisi, tam da “p” orbitalinin frekansına uygun bir frekansta ve yeterince hızda olup atoma doğru yaklaşınca, berilyum atomunun “s” orbitalinin koruyucu perdesini de aşıp, atomun içerisine girerek “p“ orbitaline oturup orada dolanmaya başlar. (Elektronların fiziksel olarak çarpışmasını önleyen Coulombic Barrier Enerjisi elektron çifti başına 42 Ton’dur. Bu nedenle elektron çarpışamaz ama birbirlerine sadec bir miktar yaklaşabilirler.) Dikkat edilirse elektronlar, fotonların yaptığı gibi nukleus'a değil,  sadece orbitale giriyor.  Yapay veya doğal olarak yeterince ısıtıldığı için, eksi yükten arındırılarak temizlenen “p” orbitaline sonradan gelip misafir olan elektronların, bu orbitalde kalma sürelerini, o orbitalin tuzak derinliği , fotonun frekansı, fotonun kinetik enerjisi ve elektronun giriş açısı tayin eder. Bu tuzak derinliği tabiri yüzünden, tuzaklayan orbitale kuyu adı verilmiştir. Çünkü artı yüklü bir (kuyuya benzetilen) silindirik tüpün içerisine, eksi yüklü bir parçacığı hızla gönderirseniz, o artı yüklü tüpün derinliğine vs bağlı olarak bu eksi yüklü parçacık orada deliler gibi dolanıp duracak ve “bir türlü” dışarıya kaçamayacaktır. Bunlar orbitale oturacaklar ve yaklaşık saniyede on trilyon kez açısal frakansla dolanacaklardır. Ama bir önceki cümlede kullanılan “bir türlü” edatının da bir sonu vardır. Tuzak derinliği az olan orbitallerde yakalanan elektronlar çok fazla dolanmadan, tekrar iletkenlik bandına kaçarlar.  (Tuzaklanma zamanı)

Tuzak derinliği fazla olan berilyum atomlarının bazılarının tuzak orbitalleri zaman içerisinde neredeyse yörüngeyi doyuracak kadar (sanıyorum atom başına altı adet) elektrona sahip olabilirler. Eğer binlerce yıl boyunca tuzaklarını doldurmaya çalışan bu berilyum atomlarını tekrar (yani ikinci kez) şok ısıtmaya tabi tutarsak, (Isıl temizleme), milyarlarca berilyum atomu, p orbitalinde tuzaklanmış elektronlarını aynı anda atom dışına salarlar (olayın genel adı glimli deşarjdır). Buna özelde  termolüminesan (thermoluminescence) olayı adı verilir.

Bu re-ejeksiyon olayı, bir parıltı yaparak gerçekleşir. Bu parıltının şiddeti ölçülerek seramiğin arkeolojik fırınlama yaşı (veya doğal pişirilmiş killerin volkanik yaşı) saptanır. Şimdi, bu ön bilgilerden sonra; Hawking’in Teorisi şöyle oluyor:

 

Teori

Anladığım kadarı ile, "evrenin oluşması için bir tanrı’ya gerek yoktur" diyen bu bizim Bozkırların trilink Hakanı,  termolüminesan olayındaki elektronların davranış biçimlerini (yani termolüminesan prosesi’ni) fotonlara uyguluyor. Vallahi olabilir mi, bilemedim şimdi. Örneğin, Rodolf Mössbauer da, Nötron enerji yarılımı için geliştirilen Lamb Teorisini, 14.4 keV’luk Gamma ışınlarının Nuclear Zeeman Quadrupole Shifting olayına fıstık gibi uyarlamış ve de bir buçuk milyon dolarlık Nobel ödülünü cukka yapmıştı.

Hawking, Elektron tuzaklanması ile foton tuzaklanmasını tam bir benzeşim yaparak dile getiriyor ve;

“-Eğer karadelikler tarafından yutulan fotonlar, (termolüminesan olayındaki elektronlar gibi) karadelikler içerisinde tuzaklanıyorlarsa, o zaman her fotonun bir tuzaklanma zamanı (mean trap time) kadar tuzakta dolandıktan sonra, tekrar ejekte edilmesi söz konusu olabilir” diyor. Buna da gazete haberinde “radyasyon olarak geri gelir” diye tuhaf bir saçmalıkla açıklama yapılıyor. Bu cümleyi Hawking’in kullanması olasılığı, bunamış olsa bile olanaksızdır. Çünkü radyasyon denen zımbırtının, bizzatihi foton olduğunu, biraz mürekkep yalamış gazeteciler bile bilebilir.

Eğer Hawking bu cümleyi kullanmışsa, o zaman bu teori, daha kurulmadan paldır küldür çöker. Çünkü karadeliklere giren nesne foton, çıkan nesne foton (yani radyasyon) ise, o zaman karadeliklerin, görünmez olup saklanmaları yerine, pırıl pırıl görünmeleri gerekirdi. O zaman da onlara kara delik denilemezdi.

Diğer taraftan “Karadelik Yoktur” demek, bana biraz “tecahül-i arifane-i bi-vefa” gibi geldi. Çünkü Hawking, kendisi de karadelik teorisine çok önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Kaldı ki;

- Böyle bir sav ileri süren bilim adamının, "Karadelik yoksa, neden galaksi merkezimizin arkasında kalan, bizim galaksimize (samanyoluna) ait yıldızlarımızı görememekteyiz?" Sorusunu da yanıtlaması gerekmez mi?  Yoksa oradaki yıldızları saman zannederek hapur hupur yiyen bir “galaktik ökkiz” mi var?

Günahını almayalım. Çünkü günahı çoook büyük! Belki de açıkladı da bizim haberimiz olmadı…  

Yerbilimcilerin Görevi Nedir

Biz yerbilimcilerin görevi nedir?

Uğur Kaynak

 

Görevimiz insanların kafasını karıştırmak mı? Onları bilinçlendirip, bilgilendirmek mi? Depreme karşı bilinen en önemli ve (şimdilik) tek önlem, Deprem Güvenli Yapıdır.

 

Öyleyse bizim görevimiz nedir? Deprem Güvenli yapı konusunda halkımızı bilinçlendirmek ve bilgilendirmektir. Bakın bu görevi nasıl hakkıyla yapan üniversiteler var Türkiye’de. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin bahçesinde on yıldan beri, “Deprem Güvenli Kerpiç Ev Prototipi” veya “Örneği” durup durmaktadır. Neden Riskli bölgelerdeki köylüler gidip bu harika kerpiç evi görüp incelemiyorlar! Bütün suç köylülerde. İTÜ görevini yapmış. Daha ne yapsaydı yani. Evi portatif hale getirip, bir TIR’a yükleyip köy-köy dolaştırıp, oralarda tekrardan inşa edip, köylülerimizin gözüne mi soksaydı yanee! Yok Deve’nin bale pabucu! Köylümüzde kabahat. İnsan bir uçağa atlar, gelir, begenen görür geder, beğenmeyen görmeden geder… Gitmeden önce Kumkapı’yı da ziyaret edebilir, Çiçek pasajını da, Sultanahmet Camiini de ziyaret edebilir, Eba Eyyub el Ensari hazretlerini de… Ona biz bir şey diyemeyiz!

 

Yapılan medyatik açıklamalarda rakamlara hiç önem verilmemektedir. Rakamların yerlerinin karışık olması kadar, Sevgili Yerbilimci arkadaşın da kafası karışık galiba. Güney Marmara da dâhil olmak üzere tabanındaki fayları en iyi bilinen denizlerden birisi de Marmara Denizidir. Siz Gülşen Hanım, Siz Zehra Hanım, Siz Ali Bey, Tolga Bey… olarak, yani çevreleri ile ilgili, bilgili ve kültürlü insanlar olarak sizler, Marmara Denizi’nin tabanındaki fayları, avucunuzun içindeki hayat çizgileri gibi ezbere bilirseniz, öncülerin, artçıların yerini ve büyüklüğünü “şak” diye tahmin ederseniz, o zaman Üşümezsoy'a, Görür’e, Ercan’a, Kaynak’a falan ne gerek var? O nedenle insanların kafalarını karıştırmakta yarar var! Sonra medyatik olmanın yollarından biri de, herkesin “ak” dediğine, birden bire sahneye fırlayıp “kara, kara!” diye bağırmaktan geçer. Bu söylemler,  “Marmara’nın kuzeydekileri yeterince korkuttuk. Biraz da güneydekileri korkutalım” gibi oluyor. Neredeyse kuzeydeki faylar mı daha güçlü, güneydekiler mi gibi yarışmalar düzenlenecek! Bütün bunlar deprem bilincini canlı, insanları heyecanlı tutmak adına yararlı da olabilir.  Ancaak, tekrar sormakta ve yanıtlamakta yarar var. Depremden korunmanın bilinen tek yolu nedir?

 

Deprem Güvenli Yapı!

 

2009-2013 zaman aralığından söz ediyorum. Asıl görev, kafaları karıştırmak değil, vatandaşa "deprem güvenli yapı" konusunda bilgi vermektir. Örneğin, emekli olduktan sonra, kendi adıma bu görevi yerine getirmekteyim. Suyu gözesinden kesmek adına, ben bu kavramı, her depremden sonra anlık kamu oyu oluşturmaya veya magazin dünyasına değil de, inşaat mühendislerine yönelik olarak sunmayı tercih ediyorum. Örneğin;

 

Isparta Meslek Odalarına, Üniversite mensuplarına ve Halkına, Yazılı Medya’ya

Burdur Meslek Odalarına, Üniversite mensuplarına ve Halkına, Yazılı Medya’ya

Sarıgöl Meslek Odalarına, Üniversite mensuplarına ve Halkına, Yazılı Medya’ya

Gediz Meslek Odalarına, Üniversite mensuplarına ve Halkına, Yazılı Medya’ya

Simav Meslek Odalarına, Üniversite mensuplarına ve Halkına, Yazılı Medya’ya

Çanakkale Meslek Odalarına, Üniversite Mensuplarına ve Halkına

Kuşadası TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Üyelerine (Katılım Puanlı)

Aydın TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Üyelerine (İki kez, Katılım Puanlı)

Muğla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Üyelerine (Katılım Puanlı) Konu:Termal Şok altında beton patlaması.

Ödemiş TMMOB Mimarlar Odası Üyelerine (Katılım Puanlı)

Elazığ AFAD Yetkililerine, Meslek Odalarına ve Halkına, Yerel Görsel Medya’ya

Tekirdağ Meslek Odalarına, Üniversite Mensuplarına ve Halkına

Tunceli AFAD yetkililerine ve Halkına, Yazılı Medya’ya

Bandırma 911 gönüllülerine ve halkına, İki kez Yazılı Medya’ya

İstanbul’da çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu üyelerine… Yerel Görsel Medya’ya, Yazılı Medya’ya

Düzce Üniversite Mensuplarına, Halkına, Yerel Görsel Medya’ya , Yazılı Medya’ya

Mersin Yerel Görsel Medya’ya

Marmara Ereğlisi’nde , Yazılı Medya’ya, Görsel Medya’ya

 “Deprem Güvenli Yapı konusunda” Eğitimler, konferanslar ve sunumlar vermişimdir. Lütfen bu yazdıklarımı övünç adına yazığımı sanmayınız. Görevimi nasıl yaptığımı anlatarak, genç yerbilimcilerin ne yapması gerektiğine örnek olmak istiyorum.

 

Diğer taraftan,

 

Bakırköy Afet Gönüllüleri Kadın Kolları ile, “Kadınların Evrimi” konusunda,

Kozyatağı Kriton Curi Gönüllüleri ile “Güneşteki Patlamalar ve Carrington Event!” 

Üsküdar Kızılay Kadın Kolları için “Maden Yataklarımız”,

Kültür Üniversitesi Öğretim Üyeleri ile “Türkiye’nin Kabuk Yapısı”,

Haliç Üniversitesi Yönetim Kurulu Üyelerine “Türk Boğazlarından Enerji Üretimi”,

Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi Öğretim Üyeleri ile “Tsunami”,

Görsel Medya’da” HAARP” … 

Türk Madencileri Vakfında veya  Meslek içi kurslarda “Fay Nedir?” ve  “Skutterudite, Smaltide, Schoelandite mineralleri ile ilgili olarak Türkiye’nin Geleceği”,

Sayısını hatırlayamadığı Lions Külübü davetli söyleşileri,

 

Gibi, bazen tuhaf ve deprem dışı konularda da söyleşiler yapmışlığım vardır. Laf aramızda, bazı söyleşilerimin konusunu ise unutmuş bulunmaktayım. Durum Kötü!

 

 

 

 

 

Bazı STK’lar “To-Tauri Fazı” hakkında, bazıları “Komplo Teorileri” hakkında, Bazıları Türkiye'nin Maden Yatakları hakkında… söyleşi istemektedirler. Kültürlü insanlarımızın ilgi alanları inanılmaz çeşitlilikte ve yükseklerde yer alıyor. İşin garip tarafı, ben deprem güvenli yapıyı anlatırken, bazen da yanımda betonarme’yi anlatan “o anda tanıştırıldığım” İnşaat Mühendisi Profesörler de yer almaktaydı.  

 

Çanakkale’deki seri konferansta, Ünlü İnşaat Yüksek Mühendisi Prof.Dr.Semih Tezcan, “Zemin Etüdlerinde Geotekniğin Önemi” konusunu işlerken, ben yine “Deprem Güvenli Yapı” konusunu işlemiştim. Semih hoca, sonradan yaptığımız sohbet sırasında,

-Bu nasıl iştir? İnşaat Mühendisi, yani ben Jeofiziği, Jeofizik Mühendisi Uğur Hoca İnşaatı anlatıyor! Demişti.

 

İşte “Bu nasıl iştir?” sorusunun yanıtı:

Deprem Güvenli Yapı konusunda İnşaat Mühendislerine verdiğim her seminerin sonunda, etrafım onlarca İnşaat Mühendisi ve Mimar tarafından sarılarak;

-Sen Jeofizikçisin. Ne karışıyorsun İnşaata(!) diyerek beni döveceklerine, tepkileri,

-Hocam bunları bize öğretmediler ki!!!

şeklinde olmuştur.

Burada bir yanlışlık yok mu?

 

Hem de benim, sizin, bizim çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatı ile ilgili bir yanlışlık yok mu?

 

Acaba bu yanlışlık yüzünden mi Doğu Marmara Depreminde 17.000 (yazıyla on yedi bin) göçük altında, 17.000 (yazıyla on yedi bin) can kaybı verdik. Yani biz meğerse depremde, Dünyanın en başarılı milleti imişiz! Nerede görülmüş bir göçük başına bir can kaybı!!!

 

Oysa benim bildiğim kadarı ile taşıyıcılarında hasar olmayan, sıva çatlağı bile oluşmayan, (sonradan tamir edilen), fakat sadece merdivenleri göçen bir apartmanda (elektrik kesilince) ondokuz can kaybımız olduğudur.

Antalya M=6 Depremi

28-11-2013 ANTALYA M=6 DEPREMİ

Uğur Kaynak

Rica: Bu çalışmada ölçümlerden ve hesaplamalardan üretilen haritalardan yararlanıldı. Tek kanıtı “Ben Dememiş miydim!” olan dayanaksız açılamalarla bir tutulmamasını umut ederim.

Antalya açıklarında deprem oldu. Bu konuda yerbilimciler açıklamalarda bulundu. Onlara teşekkür ederiz. Böylece oluşan depremin özelliklerini ve bundan sonraki beklentileri öğrenmiş oluyoruz. Ancak DOHAD diye bir sivil toplum kuruluşumuz var. Ben de orada danışmanlık yapmaktayım. Bu kuruluş depremden önce, oralarda neler olduğunun peşine düşerek önlem alınmasına gayret ediyor. Şimdilik Akdeniz’de ve Ege’de ölçüm ağımız yok. Bu depreme ilişkin sürekli veri akışını gözlemlemiştik. Ancak tahminlerimiz olabilir. (Henüz bu tahminleri incelemedim)

İzleyen paragraflarda EMSC’den ve UDIM’den alınmış haritalar üzerinde Uğur Kaynak tarafından yapılmış eklemeleri ve açıklamaları görmektesiniz. Olayı bir de gövde metin üzerinde açıklayalım:

http://u1312.hizliresim.com/1j/x/vzy11.jpg

Şekil-1   EMSC’nin Dışmerkez haritası

ŞEKİL-1. AÇIKLMASI

EMSC’nin bu haritasında makale yazarı için önemli olan şeylerden birisi, (h=64 km olarak) verilen odak derinliği, diğeri ise artçıların doğrultusudur. Magnitüdün 6.0 değil de, M=5.9 olmasının pek önemi yoktur. Özellikle artçıların doğrultusunun UDIM tarafından hesaplanan “Odak Çözümü Küresi”nin doğrultusu ile tam olarak çakışmasını önemsemekteyim. İzleyen açıklamalarda bu doğrultu ile yine (neredeyse tam olarak) çakışan ve Uğur Kaynak’tan başka hiç kimsenin dikkatini çekmeyen başka bir doğrultudan daha söz edilecek.

 

Şekil-2   UDIM’in  Toplu Dışmerkez Haritası ve Dışmerkez Kesitleri

ŞEKİL-2  AÇIKLAMASI

Bu Tümül Dışmerkez Haritasından elde edilen derinlik kesitlerinden sağdakisin, Fethiye’nin doğu bitişiğinden dalması olası” Kaş Dalma Batma Zonu”nu betimlemektedir.   Alttaki Doğu-Batı doğrultulu olan kesit ise, yaklaşık “Doğu 30.5 derece” boylamı ile “Doğu 31 derece” boylamı arasında yayılan bir Benioff-Wadati Zonunun varlığını göstermekledir. Zonun dalımı en az 45 derecedir.  Maksimum dalım derinliği 150 km’yi geçmektedir. Bu veriler tümüyle kurallara uygun olup, Kıprıs’ın güneyinden geçen Levanten DBZ varken, bu zonun varlığı, tam anlamı ile bir sürprizdir.

Şekil-3  UDIM’in Odak Çözümü

ŞEKİL-3  AÇIKLAMASI

Şekil-3’teki eklemeler UDIM’in odak çözümü haritası üzerine uygulanmıştır. Haritadaki yazılı kutuların açıklamaları: 

Ters Odak Mekanizması:

Odak Çözümü bu depremin bir Benioff-Wadati Zonu Depremi olduğunu göstermektedir. Doğrultusunun ise, Sultandağları ile paralellik göstermesinin de önemli mesajları vardır.

 

Ters Fay Doğrultusu:

Ancak biz o doğrultuyu Antalya körfezinde yer alan dışmerkez yıldızının üzerine taşıyalım.

 

Parazitik Dalma-Batma Zonu:

Batimetrik haritada göze çarpan çukurlukla düzlüğü ayıran çizgiye (doğal olarak) dalma batma işareti koyalım. Bu zon da beklenilmeyen bir sürpriz dalma batma zonu olduğu için buna “Antalya Parazitik Dalma-Batma Zonu” adını verelim. Bu zonun UDİM’in derinlik kesitine göre en azından 45 derece ile daldığını öğrendiğimize göre, 64 km derinlikli bir depremin, Zondan da yaklaşık 64 km hendek ardına doğru uzaklaşması gerekmektedir.  Haritanın ölçeğine bakıldığında bu açıklığın yaklaşık olarak 60 km olduğunu görürüz. (Demek ki yaklaşık 47 derece ile dalmaktaymış). Sonuçta bu yazılanların tümü, “Antalya Parazitik Dalma Batma Zonu”nun varlığını kanıtlamaktadır.

Batimetrik Haritaya Güvenmek

Şekil-4 Uğur Kaynak’ın 11.Nisan.2013 tarihinde www.sismikaktivite.org  sitesi forumunda yayınladığı “Dersimiz Okuma” isimli harita.

Makale Yazarı tarafından 11.Nisan.2013 tarihinde sismikaktiviteforum’da yayınlanan haritaya bakıldığında, Antalya Parazit Dalma Batma Zonu’nun deniz tabanındaki konumunun açıkça çizilmiş olduğu görülür. Haritanın amacı deniz tabanındaki levha tektoniği elemanlarının, öyle İngiliz casusu Lawrence’in cetvelle çizerek teklif ettiği; Irak-Suriye-Lübnan-Ürdün-Saudi Arabistan-Yemen-Umman-BAE-Katar-Dubai-Kuveyt sınırı gibi çizilemeyeceğidir. İşte USGS tarafından 0.5 ‘lik kurşun kalemle çizilmiş izlenimi veren şu ince çizgilerin anlamsızlığına bakınız. Ancak batimetrik harita ise deniz tabanı tektoniği hakkında harika bilgiler vermektedir.

Bu haritayı önemli hale getiren şey, M=6 Antalya depreminin tartışma götürmeyecek biçimde ispatladığı Antalya Dalma-Batma Zonu’nun, bu depremden sekiz ay, 17 gün önce aynı ölçekte ve aynı ayrıntıda çizilebilmesidir. Bu olgu, çizerin başarısından değil, batimetrinin güvenirliğinden kaynaklanmaktadır.

Bir diğer ilginç (rastlantı değil) olgu ise, Körfezde o tarihten önce oluşmuş bir depremin dış merkezinin (bakınız Şekil-4.) neredeyse üç-beş km hata ile, M=6 depremi ne çakışmasıdır. (Acaba bu deprem öncü müydü? Öyleyse öncüler ana şoktan sekiz buçuk ay önce de oluşabilir mi?)

Önemli Hatırlatma:

Bu altılık depremin, artçılarının ve olası benzerlerinin, uzun zamandan beri hazırlıkları süregelen Girit Fethiye arası Şiddetli bir anaşokla ilişkisi yoktur.

 

tc17m[1]

Hesap-Kitap Yapmak Gerekmiyor mu?

Olası Marmara Depremi hakkında hiç bir hesap yapmadan, hatta gerekçe göstermeden “Ben söylüyorsam doğrudur!” saplantısıyla halkı korkutmaya ne hakkınız var?

Doğrusu bu ya. Ben bu arkadaşlar kadar cesur değilim. O yüzden Gölcük Depreminin onuncu yıl sempozyununda yayınlanan dört makalemden birisi de bu konudaydı. Makalede hesap kitap vardır. Sonuçta Orta Marmara Depreminin 2015 ile 2030 yılları arasında oluşabileceği sonucuna çürüme eğrisi analizi ile ulaşılmıştır. Yeniden dikkatlerinize sunulur:

 

 

 

TARİHSEL MARMARA DEPREMLERİNDE OLUŞAN DÖNGÜSEL DIŞMERKEZ GÖÇÜ VE BU DÖNGÜYE DAYALI BİR DEPREM ÖNGÖRÜSÜ

A LONG-TERM PREDICTION BASED ON THE CIRCULAR EPICENTER MIGRATION OF THE HISTORICAL EARTHQUAKES OF MARMARA PENINSULA

Uğur Kaynak Ph.D.

E-Posta: ukaynak39@gmail.com

 

Anahtar Sözcükler: Doğrusal Dışmerkez Göçü, Döngüsel Dışmerkez Göçü, Döngü Sönüm Eğrisi, Kaotik Döngü, Çek-Ayır Depremleri, Eliptik Dışmerkez Kapanımları.

 

Kay Words: Lineer Epicenter Migration, Circular Epicenter Migration, Circular Decay Curve, Chaotic Circulation, Pull-Apart Earthquakes, Elliptical Epicenter Loops.

 

ÖZET

Başlıktan da görüleceği gibi bu çalışmada bir deprem öngörüsü yapılmaktadır. Bu çalışmaya öngörü denilmesinin nedeni öngörünün, kestirimde olduğu gibi belirli bir tarihi değil, bir yıllık bir zaman aralığını kapsamasıdır. Kullanılan veri tabanı, güvenilirliği uluslar arası kabul görmüş bir araştırıcının haritası üzerindeki verilerden oluşmaktadır. Bu veriler Marmara bölgesindeki tarihsel depremlerin oluş yıllarını, olası yırtılma doğrultularını, olası büyüklüklerini ve lokasyonlarını içermektedir. Bu çalışmada, bu verilerin sadece lokasyon ve tarihlerinden yararlanılmaktadır. Haritadaki tarihsel depremler, oluş tarihi bakımından sıraya dizdiğinde  (listelendiğinde) herhangi bir ipucu elde edilemezken, aynı sıralama, bu kez haritada, dışmerkez lokasyonlarının üzerinde eğrisel çizgilerle yapıldığında, kalitatif bakımdan tanımlı ve tarifli birtakım döngüler oluşmaktadır. Bu döngüler (loops)  “döngüsel (circular) dışmerkez göçü” olarak isimlendirilmiştir.  Döngülerin kapanma süreleri, bir grafik üzerine taşındığında ise, grafikte bir sönüm eğrisi karakteristiği ile karşılaşılmakta ve olay kantitatif bakımdan matematiksel bir rasyonalite kazanmaktadır. Döngü haritasında yarım kalan son döngünün kapanma süresi, sönüm eğrisinin ektrapolasyonu yardımı ile bulunarak, beklenen “Orta Marmara Depremi” için oldukça güvenilir bir öngörü elde edilmiş olmaktadır. Çalışmanın getirisi 2015 yılı olarak elde edilen öngörüdür. Bu bir öngörü, olup isabet oranının ne olacağı pek de önemli değildir. Ancak bundan daha önemlisi KAFZ (Kuzey Anadolu Fay Zonu) üzerinde 1939 Erzincan depreminden sonra doğuya doğru yönlenen dışmerkez göçünden daha düzenli bir “dışmerkez göçü”nün, KAFZ’nin üç kola ayrıldığı Marmara Bölgesinde, bu kez doğrusal değil, döngüsel olarak saptanmasıdır.

 

ABSTRACT

A long term earthquake prediction is been made in this study as seen from the title. This long term prediction covers a time interval of only one year. The data-base used in this study has been obtain from a map of reliable explorers. Included in this data are the occurance times, approximate strikings, approximate magnitudes and the locations of the historical earthquakes of the Marmara region. Only the occurance times and locations have been used in this study. No argument was raised about historical earthquakes when the data was listed on a sheet of paper. But if the same time series were carried out on the epicenter distribution map of the historical earthquakes using arc type lines around the epicenters, then some qualitatively identifiably loops can be observed to have occured. These loops are identified and named as “circular epicenter migrations”.  On the other hand when the closing times of the loops are applied on a graph, it surprisingly shows a decay curve and the phenomena thus gains a mathematical rationality. The loop closing time of the last ½ loop has been carried out by the extrapolation of the decay curve, which has made it  possible to obtain a reliable long term prediction about the expected Mid Marmara Earthquake by means of these data. The main product of this study is the BC-2015 long term prediction.  This is only a prediction and it being right on target is not an important issue. The most important aspect of this is more rural time series of the circular epicenter migration of the Marmara Region, than those of the “1939 Erzincan earthquake beginning” epicenter migration of the North Anatolian Fault Zone.

 

GİRİŞ

Daha önce de farklı istatistiksel hesaplar yapılarak “Olası Orta Marmara Depremi” hakkında oluş zamanına yönelik kestirim çalışmaları yapılmıştı.[1,2,3,4] Bu çalışmalardan birinde yıkım şiddeti ölçüt olarak ele alınmıştı.[1] Bir diğerinde tarihsel depremlerin yineleme frekansları ile büyüklükleri arasındaki bağıntıdan yola çıkılarak bir kestirim yapılmaktaydı.[2] Diğer taraftan, [3] No’lu kaynaktaki çalışmada ise, üç ayrı yöntemle kestirim yapılmakta ve bunlardan birinde tarihsel depremlerden değil de güncel depremlerin dışmerkez dağılımlarından yararlanılmaktaydı. Bütün bu çalışmalardan eşik değer olarak 2007 yılı ve süreç sonu olarak da kaynak [3] ‘de 2018, kaynak [1] de 2030, kaynak [2] de ise kesin “oluş tarihi”  verilmekteydi. Bu çalışmaların hepsi derlenerek web publishing formatında yayınlandı[4].

Bu çalışmada da, daha önceki kestirim çalışmalarına veri oluşturan tarihsel depremlerden yararlanıldı.  Önceki çalışmaların tamamında tarihsel depremlerin oluş zamanlarına dayalı olarak şiddet dağılımları, yineleme periyodları gibi özelliklerinden yararlanılırken, bu kez tarihsel depremlerin (olası) dışmerkez lokasyonlarından yararlanıldı. Bu konudaki en güvenilir çalışmalardan biri [5] bu çalışmada temel veri olarak kabul edildi. Sonuçta belki de ilk kez “döngüsel bir dışmerkez göçü” saptanmış, tanımlanmış ve oluş tarihleri arasında hemen hemen geometrik dizi oluşturan bir ilişki bulunarak değerlendirilmiştir.

 

TARTIŞMA

Hem Kamuoyunda, hem de sismoloji-sismotektonik literatüründe KAFZ’nin karakteristik bir dışmerkez göçü yaptığı yer alır. Oysa bir grafik yapıldığında, KAFZ’nin bu çizgisel göçü ilk beş yıl içerisinde yapmış olduğu ve daha sonra ileri geri çalışarak bu çizgisel dışmerkez göçünden vaz geçtiği görülür. (Şekil-1)

Şekil-1. KAFZ’nin çizgisel dış merkez göçünü 1939 – 1944 yılları arasında yaptığı fakat daha sonra döngüsel göç hareketine başladığı görülmektedir.

 

Marmara bölgesi, Kuzey Anadolu Fay Zonu’unun (KAFZ) batıda Türkiye topraklarını terk etmeden önce Bolu topraklarında üç kola ayrıldığı, gerdirme rejimi (dilatation stres) altında kalan bir bölgedir. Bu nedenle büyük magnitüdlü çok sayıda deprem, bu bölgede bir çizgi üzerinde değil de, bir alana yayılmış olarak yer alırlar. Güvenilir bir kaynak[5] olarak Şekil-2’de verilen tarihsel dışmerkez dağılımı haritası veri tabanı olarak alındığında, Marmara bölgesi depremlerinin dışmerkezlerinin zaman içerisinde saat yönünün aksine bir “döngüsel göç” (circular migration) yapmış olduğu görülür. Belki de bu “döngüsel göç” deyimi ilk kez bu çalışmada kullanılmaktadır. Ancak bu döngüsel göçün açısal hızı, zaman içerisinde giderek artmakta, dolanım süresi giderek kısalmakta (periyodu küçülmekte) ve olayı temsil eden grafik, asimptot değere ulaşmaktadır. Bu açısal hızlanmanın tektonik veya mekanik nedenleri şu anda en azından makalenin yazarı tarafından tam olarak bilinmemektedir. Sanki asıl hedef Orta Marmara Segmenti (OMS, Şekil-3’de gösterildi.) imiş gibi, zaman içerisinde oluşan dışmerkezlerle, OMS etrafında dolanılmakta ve odaklaşılmaktadır. Şekil-2’deki türden çalışmaların kapsamını 1509’dan daha da gerilere taşımak olasıdır. Benzer çalışmaların, yabancı araştırıcılar yerine bu ülkenin genç akademisyenlerinden gelmesini makale yazarı umut etmektedir. Şekil-5.’te ise olayın karmaşasına değinilmektedir

Şekil-2. Veri tabanı olarak alınan Tarihsel Depremlerin Lokasyon-Zaman-Segmentboyu Haritası (N.N.Ambraseys and F.C.Finkel-2003)

Şekil-3’de, 1509 depreminin dışmerkez lokasyonuna bakıldığında, Adalar Segmenti (AS, Şekil-2’deki 1766 depremi ile özdeş olan segment.) ile OMS’nin kavuştuğu ve aralarında 120 derecelik açı yaptığı noktada oluştuğu görülür. Bunun çok önemli bir anlamı vardır. Bu nokta, makale yazarı tarafından AS ile OMS arasındaki kilit noktası olarak değerlendirilmektedir. 1509 Depreminin olası dışmerkezinin bu noktada gösterilmesi bir makrosismik analiz olarak normal olmakla birlikte, bu noktada oluşması, bu günkü segment şablonuna ters düşmektedir. Aslında bu günkü tektonik şablonla 1509’daki tektonik şablon arasındaki farklar ise en çok 12 metre mertebesindedir. Bu nedenle eğer 1509 depremi tekil bir segmentte oluşsaydı, 1509 dışmerkezinin, kilit noktası üzerinde değil de OMS’nin yırtılma merkezinde (yani olasılıkla Marmara Ereğlisi’nin 15 km kadar doğusu açıklarında) oluşması beklenilirdi. Görülüyor ki, küçük kıyametin oluştuğu 1509 yılında bu kilit kırılarak AS ile OMS birlikte, yani güncel tanımlaması ile “tek parça” olarak çalışmıştır. Ancak o zaman 1509 depreminin en şiddetli duyumsandığı nokta, bu “bileşke dışmerkez” noktasına yani kilit noktasına denk gelebilir. Bu bileşke dışmerkez, sadece OMS ile AS’nin birlikte çalışması seçeneğine uygundur. Bu güne, yani OMS ile AS’nin günümüzde de birlikte çalışması seçeneğine bakarak, 1509 depreminin büyüklüğü, olasılıkla M = 7.4 ± 0.1 gibi kabul edilebilir. Oysa yıkım alanının büyüklüğüne bakılarak, tıpkı Doğu Marmara Depreminde olduğu gibi 1509 depreminde de çok sayıda segmentin eşzamanlı çalışması olasılığı vardır. Örneğin Ganos segmenti de olaya katılsaydı, o zaman olası 1509 Ambraseys dış merkezinin, daha batıda oluşması gerekirdi. Ancak bu çalışmanın araçlarından biri olan Şekil-3’deki dışmerkez lokasyonlarının çok da duyarlı olarak yerleştirilmesine gereksinim yoktur. Önemli olan bir yerlerden dönüş yapılması ve döngünün tamamlanmasıdır. Yukarıdaki paragraflarda da belirtildiği gibi, bu lokasyonun yeri ve dolayısı ile OMS+AS segmentlerinin birlikte çalışması olasılığının diğer çok önemli bir getirisi ise, “OMS’nin hiçbir zaman deprem üretmediği ve yavaş sürüklenimlerle payına düşen gerilimini söndürdüğü” savının geçersizliğini göstermesidir.

 

Bu noktadan yola çıkılarak harita üzerindeki en eski (1509) dışmerkez noktasına kalemi koyup tarih sırasını takiben eğrisel çizgiler çekildiğinde, en azından makale yazarı için beklenilmeyen bir sonuçla çizilen çizgilerin belirli bir zaman düzeni içerisinde ve saat yönünün aksine yönde döngüsel kapanımlar yaptığı görülür. “Eğer tarihsel sıralama sonucunda yeryüzünde geometrik olarak tanımlı bir rota izleniliyorsa, bu olay düzenli bir dışmerkez göçüdür” denilebilir. Ancak burada önemli olan özellik, bu dışmerkez göçünün KAFZ’daki ünlü çizgisel dışmerkez göçündeki 12 büyük depremden 5 adet sıra dışı depremle sıralamanın saptırılmasına karşılık, Marmara Bölgesinde 17 adet deprem arasında sadece bir kez, 1719 depremi ile sıra dışı davranılmasıdır. (UDİM-Büyük Depremler Tablosu.) Bundan da önemlisi literatürde ilk kez döngüsel bir dışmerkez göçünün saptanmasıdır.  Bu döngünün saat yönünün aksine olmasının,

 

ı.Orta  ve batı Anadolu’nun Paleomegnetik olarak saat yönünün aksine dönüşü7,

 

ıı.Carlsberg riftinin kuzeye, Kızıldeniz riftinin, rift ekseninin de transformlarla kaydırarak doğuya devinimi ile Arabistan otoktonunun Anadolu’ya ve İran’a uyguladığı saat yönünün aksine torklu sürtünme ve kuzeye doğru baskı,

 

ııı.Orta ve Batı Anadolu’da Arabistan torklu sürtünmesinden bağımsız olarak oluşan saat yönünün aksine bir sıcak sürüklenim (hot creep) torku[8],

 

ıv.Kuzey Yarım Küre Astenosferinde saat yönünün aksine, çok uzun periyodlu bir “döngüsel akışkan devinimi” (Coriolis etkisi devinimi olasılığı) ile ilişkisinin araştırılmaya değer olduğu, makale yazarınca düşünülmektedir. Burada önerilen döngüsel akışkan devinimi, astenosferde varlığı bilinen düşey konveksiyon devinimleri ile özdeş değildir. Herşeyden önce bu iki devinim birbirine dik düzlemlerde devinirler.

Şekil-3 ‘de “Yatay” döngüsel göç rotası verilmiştir. Bu rotanın başlangıç noktası 1509 Ambraseys dışmerkez lokasyonu, bitiş noktası (Mayıs 2009 tarihi itibarı ile) 1999 Gölcük dışmerkez lokasyonudur. Döngülerin adımları 1509, 1556, (1719)-1737, 1754, 1765, 1766, 1855, 1894, 1912, 1944, 1953, 1957, 1964, 1967, 1983, 1999 olarak sıralanırlar. Bu 17 adet depremden sadece 1719 yılı dışmerkezi, döngüyü (lupu) saptırdığından dolayı ihmal edilmiştir.

Şekil-3. Marmara Bölgesi tarihsel depremlerinin yaptığı dolanım göçünün rotası. Haritaya 1983 M=6.1 Biga Depremi makale yazarı tarafından eklenmiştir.

Tablo-1. Döngüler

Döngüler

Başı

Sonu

Süresi

Birinci Döngü

1509

1754

245

İkinci Döngü

1754

1894

140

Üçüncü Döngü

1894

1957

63

Dördüncü Döngü

1957

1967

10

Beşinci Döngü

1967

1983

16

Altıncı Döngü

1983

1999

16

Beklenen Döngü

1999

2015

16

Tablo-1’den de görüleceği gibi döngülerin süresi geometrik bir dizi gibi azalmakta ve son üç döngüde asimptot değere erişilmektedir. Bu durumda olasılıkla bundan sonraki döngü de asimptot değere yakın bir kapanım süresi alacaktır. Diğer taraftan bundan sonraki döngü süresinin artıma geçmesi olasılığı da sıfırdan farklıdır. O zaman bu olayı Nefes Alan Salınım olarak adlandırmak gerekir. Günümüzden sonraki döngü süresi yardımcı bir grafik üzerinde uygulanan eğrisel ekstrapolasyon metodu ile saptanmış olup, Şekil-4’ de bu grafik gösterilmiştir. Gelecekteki yedinci döngüye ait tam tur süresi, bu grafikten asimptot değer için 16 yıl olarak alınmış ve Tablo-1’de “Beklenen Döngü” olarak yer almıştır. Eğer gerçekten nefes alan döngü söz konusu olup da en küçük aralık 10 yıl ise bu kez son döngü en azından otuz yıldan büyük olmalıdır. Ancak bu olasılık önemli bir seçenek olduğu halde da erken bir riskin varlığını belirtmek zorunluluk olarak kabul edilmiştir.

Bu döngülerin artık OMS’de odaklandığı görülmektedir. Bu nedenle bitiş döngüsüne de son iki döngüde tekrarlanan odaklanma periyodu olarak en son dolanım süresi olan 16 yıl verilmiştir. Bu fenomenin işlevini Orta Marmara Depremi ile tamamlayacağını gösteren bir eğilimle karşı karşıyayız. Bu durumda bu makalenin yazımından sonra, Marmara Bölgesinde oluşacak ilk M>6.7 depreminin oluş zamanı için 1999 + 16 = 2015 yılı önerilebilir. Çünkü olay, asimptot değere ulaşmış bulunmaktadır.  Asimptot değer göz önüne alınmadığında ise bundan önceki araştırmalarda[1, 3, 4] olduğu gibi yaklaşık eşik değer yine 1999 + 8 (yarı lup değeri) = 2007 yılına ulaşılacaktır. O zaman da “dead line” adı verilebilecek son oluş tarihi ise önceki çalışmalarda[1, 3, 4] 2018 yılı iken, bu kez 2015 yılı olur. Nefes alan döngü seçeneğinin son oluş tarihi ise grafik artımı için yaklaşık olarak + 15 tarihi verildiğinde 2030 yılı olacaktır.

Oysa OMS’nin orta noktası (yani yırtılma merkezi olarak teklif ettiğimiz Marmara Ereğlisi’nin 15 km kadar doğusunun açıkları), bu son turun, zaman olarak yarı yolundadır. Bu noktanın OMS’nin orta noktası olması demek, OMS’nin tek başına çalışması demektir. Bunun yerine döngünün dönüş noktası 1509 Ambraseys dışmerkezinin üzerine bindirildiğinde ise, bu kez OMS ile AS birlikte çalışacaklar demektir. Her iki seçenekte de hesaplama şartlarından birini oluşturan geri dönüş noktasının yeri pek az fark edeceğinden, hesaplamada değişiklik olmaz. Bu nedenle Şekil-3‘de kırmızı çizgi ile gösterilen son tur, OMS’den geri döndürülerek, örneğin 1999-Düzce-Kaynaşlı depreminin gerilim transfer ettiği kabul edilen Gerede Segmentine yönlendirilebilir. Böylece bu doğal olay işlevini tamamlamış ve Marmara Bölgesini şimdilik terk etmiş olur. Diğer taraftan, beklenilen Orta Marmara Depreminin oluşmasından sonra, Marmara Bölgesinde oluşacak ilk depremin Gemlik’te, İnegöl’de, Keles’te, Nilüfer’de veya Manyas’ta olmasının, artık bu hesaplamanın doğruluğu bakımından bir sakıncası yoktur. (Bu beldeler, çok fazla miktarlarda dışmerkez depremcik birikimi ile karakterize oldukları ve öne çıktıkları için burada isimleri örnekleme olarak alınmıştır.) Son lupun geri dönüş periyodu değişmez. Yalnız şekli değişir. Dolayısı ile son lup Gerede’ye değil de Gemlik’e veya diğerlerine de yönlendirilebilir. O zaman da Marmara’da dairesel dışmerkez göçü devam ediyor demektir.

Şekil-4. Son döngü süresinin hesaplanmasında kullanılan eğrisel Regresyon Grafiği. Son döngü 7 numaralı döngü olup buna ait döngü süresi eğri asimptot olduğunda 16 yıl olarak alınmıştır. Eğer bu döngü nefes alan türden çalışırsa yani bir parabol çizerse bu kez son aralık en azından 30 yıl olarak alınmalıdır.

Diğer taraftan eğer Marmara bölgesinde tarihsel dönemlerden magnitüdleri yaklaşık 5 ‘ten büyük depremlerin dışmerkez dağılımları aynı harita üzerine bindirildiğinde, bu kez yine belirgin geniş döngüler elde edilmesine karşın olayın uzun erimde kaotik davrandığı ve küçük parazitik lupların ortaya çıktığı gözlenmektedir.

Şekil-5. Olay uzun erimde de döngüsel karakteristiğe sahip olmakla birlikte kaotik olmaktadır.

 

ÖN KOŞUL

Bu çalışmaya bir “geçerlilik” ön koşulu tanımlayarak başlamak gerekirdi. Ancak olayın ayrıntılarını tanımlamadan bu ön koşulu tanımlamak anlamsız olacağından, adeta son koşul olarak bu paragraf buraya alınmıştır.

Marmara Bölgesindeki üç’e saçaklanmış olan KAFZ kolları dışında oluşacak herhangi bir büyük depremi göz ardı ederek, bundan sonra Marmara Bölgesinde oluşacak ilk M>6.7 ’lik deprem, eğer OMS’de veya OMS+AS’de oluşursa, o zaman bu çalışma daha anlamlı ve dolayısı ile geçerli olacaktır. Diğer bir deyişle, oluşacak ilk M>6.7 ‘lik deprem, Marmara bölgesindeki KAFZ kollarından bir diğerinde oluştuğunda da, bu çalışmada işlevci (operatör) olarak ele alınan döngüler devam edeceğinden, olayın mekanizması aynı düzenle yani “saat yönünün aksine döngü” olarak çalışmaya devam edecek, fakat OMS veya AS atlanıldığından, (by-pass edildiğinden), 2015 öngörüsü OMS için anlamsız olacak ve bu tarih, bu kez bir ileri atlamış lokasyona atfedilecektir.

 

SONUÇ

Bu çalışmada elde edilen ve Şekil-3’de verilen döngü haritasına bilimsel önyargılardan arınmış olarak bakıldığında, az bir miktarda spekülasyona razı olmak adına, bir takım sıra dışı ipuçları da elde edilebilir. Kaldı ki bu çalışmanın başlığının kavramında bile bir miktar spekülasyon olmak durumundadır. Örneğin:

 

1.Şekil-3’deki döngü çizgilerinin standart sapmasının en az olduğu çizgi çizildiğinde, ağırlık merkezi Marmara Denizinin hemen hemen ortasına denk gelen bir elips elde edilir.

Şekil-6. Marmara denizindeki Güncel Depremsellik.  Çek-ayır depremlerinin doğrultu atımlı faylarla yapmış olduğu “kuralına uygun” 60° lik açılar dikkat çekmektedir. (Harita: Sayısal Grafik. Ayrıntılar U.Kaynak.)

2.Doğu Marmara Depreminin artçılarının işlevlerinin bitmesinden sonra oluşan “Marmara Denizi Dışmerkez Haritası”ndaki dışmerkez kalabalığı, (Şekil-6) aynı şekilde çizgisel olarak tanımlandığında da aynı gizemli elips elde edilir.

 

3.Bu depremcikleri birleştiren doğru parçalarının ana fay doğrultusu ile 60° – 120° lik açılar yapmakta olduğu görülür. Bu doğru parçaları sanki çok büyük boyutlu çek ayır tansiyon çatlakları üzerinde oluşuyormuş gibi davranmaktadır. Dikkat edilirse bu depremciklerin yerleştikleri doğru parçaları da, ana fay yön değiştirdiğinde, bu 60° – 120° lik açıyı bozmamak üzere dönmektedirler. Bu nedenle bu depremciklere çek – ayır depremleri adı verilmiştir.

 

4.Çek ayır depremlerinin oluşturduğu doğru parçalarının yaklaşık orta noktaları ana faya denk gelmektedir. Ancak ana fayların üzerinde olmayan çek ayır depremcikleri de vardır. Bunların orta noktaları da potansiyel fay çizgiselliklerinin yerlerini belirtmekte olduklarından, bu orta noktalar, noktalı hatlarla belirlenerek olası doğrultu atımlı faylar da sadece depremciklere güvenerek tanımlanmış olmaktadır.

 

5. 557 ve 1343 yılı depremlerinin göz ardı edildiği çalışmalar vardır. Tarihsel dışmerkez dağılımına bakılarak “OMS hiçbir zaman çalışmamıştır. OMS ilk oluştuğu günden beri bir Yavaş Sürüklenim Segmentidir” denilebilir. Yukarıdaki paragraflarda sözü edilen düşünsel odaklanma ise, “OMS’nin etrafında dolanan dışmerkezler hiçbir zaman merkeze (OMS’ye) ulaşamayacaklardır” görüntüsü vermektedir. Oysa yadsınamayacak biçimde 1509 depreminin öngörülen dışmerkezi AS ile OMS’nin birlikte çalışması durumunda bu noktada yer alabilir. Dolayısı ile 1509 depreminin belgelerle kaydedilmiş makrosismik lokasyonu, şiddeti ve önceki paragrafta önerilen büyüklüğü, bu önermeyi çürütür. Savunulan görüşe destek olarak döngü sürelerinin bir geometrik dizi biçiminde sönmesi de merkezde (yani OMS’de) buluşmayı öngörüyor gibidir. Kaldı ki Şekil-5’e bakıldığında, tüm Marmara Bölgesinde İzmit Körfezinden sonra yedi adet depremle, en kalabalık M>5 dışmerkezi OMS üzerinde veya yakın civarında oluşmuştur.   

 

6.Diğer taraftan bu döngü, OMS’ni neredeyse merkez olarak aldığına göre, sanki döngü işlevine 1509 yılında başlayıp (belki de) 2015 (veya 2030) yılında tamamlamak üzere, zaman içerisinde bir çürüme eğrisi (decay curve – Şekil-4) çizmektedir. Bir çürüme eğrisinin yaklaşık değerlerden oluşan geometrik dizisi, matematiksel bir anlam ifade eden rasyonel bir operatör olup, ileri doğru projeksiyonlar yapmaya da elverişlidir.

 

Marmara Bölgesinde oluşan dışmerkez göçü döngülerinin, işlevini Orta Marmara Depremi ile tamamlayacağını kabul ettiğimizde, Şekil-3’de kesikli çizilen son döngünün kapanma süresi, son depreme eklenerek, 1999 + 16 = 2015 yılı OMS’nin olası çalışma yılı olarak bulunur. Bu tarih birinci risk tarihidir. Nefes alan Döngü seçeneğinde ise bu tarih ikinci risk olarak 2030 tarihini belirtir. Yaşamsal açıdan bakıldığında, bu kadar düzenli ve tanımlı bir doğal olay yakalamak, yöntemin güvenilirliğini artıracağından, depremini bekleyen “Marmara Bölgesi” için bu sonuç, büyük bir avantaj haline dönüştürülebilmelidir. Bilimsel açıdan bakıldığında ise bu çalışmada elde edilen deprem öngörüsünün pek önemli olmadığı, dayandığı doğal olayların tanımlı ve tarifli olduğu halde, öngördüğü tarih olarak başarısız da olabileceği, fakat buna karşılık bu çalışmada saptanan “döngüsel dışmerkez göçü”nün bilimsel kavram bakımından daha önemli olduğu görülür.

 

 

TEŞEKKÜR

Yazar, makaleyi dikkatle okuyup yapıcı eleştiriler getiren oğlu Op.Dr.Burak Kaynak’a, Gürkan Andaç’a, Mehmet Dirisu’ya  ve İrfan Aydınoğlu’na teşekkür eder. Çok uzun ve mutlu yaşasınlar.

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1.Ahmet, Ö.,ERCAN,2003, Marmara Denizi’nde Deprem Beklentisi, Gazete Beşiktaş, Bilim Köşesi, Yıl: 4, Haziran, S.: 39

[2].Cenk YALTIRAK, Kısa bir haberden alıntı,  www.sismikhaber.org

3.Uğur KAYNAK, 2003, Deprem En Erken 2007’de, Aktüel Dergisi, 18-24 Haziran.

[4].Uğur KAYNAK, 2004, İstanbul’da Deprem Kaç Saniye Sonra Olacak, www.yapiworld.com 25.03.2004

5.AMBRASEYS, N.N., FINKEL,F.C.,2003,Türkiye ve Komşu Bölgelerde Sismik Etkinlikler. Tübitak Popüler Bilim Yayınları.

6.B.U. Kandilli-UDİM-Büyük Depremler Tablosu.

7.Naci ORBAY, Ahmet,M.,IŞIKARA, Demir KOLÇAK, Oğuz GÜNDOĞDU, Zuhal DÜZGİT, 1985. Dokurcun-Taşkesti yöresinde Sismomağnetik etkinin saptanması. Jeofizik, 25.Yıl Özel Sayısı, 116-125.

8.Uğur KAYNAK, 2007, Dışmerkez Dağılımına Dayalı Türkiye Sismotektoniği, Jeofizik Bülteni, Sayı.54, Ocak-Nisan

9.PINAR, N. and LAHN, E., 1952, Türkiye Depremleri İzahlı Katalogu, İmar ve İskân Bakanlığı, İmar Reisliği yayın no.36, seri.6.

10.ERGİN, K., GÜÇLÜ, U. ve UZ, Z., 1967, Türkiye ve Civarının Deprem Katalogu,    İTÜ.,Maden Fakültesi Yayını.

11.ERGİN, K., GÜÇLÜ, U. ve AKSOY, G., 1971, Türkiye ve Dolaylarının Deprem Katalogu, İTÜ., Maden Fakültesi, Arz Fiziği Enstitüsü Yayını.

12.SOYSAL, H., SİPAHİOĞLU, S., KOLÇAK, D. ve ALTINOK, Y., 1981, Türkiye ve Civarının Deprem Katalogu, TÜBİTAK proje no. TBAG 341.

13.AMBRASEYS, N.N., 1970, Some Characteristic Features of the North Anatolian Fault Zone, Tectonophysics, 9, 143-165.

Bu makaleyi Amerika’da yayınlamak için,  Journal of Civil Engineering and Architecture tarafından bana yapılan teklif ilişikte sunulmuştur:

Dear Dr. Kaynak.

From Knowledge to WisdomJournal of Civil Engineering and Architecture, USAISSN 1934-7359 Dear Dr. KAYNAK U., This is Journal of Civil Engineering and Architecture(ISSN1934-7359), a professional journal published across the United States by David Publishing Company, Chicago, IL, USA.

We have learned your excellent paper A LONG-TERM PREDICTION BASED ON THE CIRCULAR EPICENTER MIGRATION OF THE HISTORICAL EQ’S OF MARMARA PENINSULA in International Eartquake Symposium Kocaeli 2009.We are very interested in your paper and would like to publish your paper in the Journal of Civil Engineering and Architecture . If you  have the idea of making our journal a vehicle for your research interests, please send electronic version of your papers or books to us through email attachment in MS word format. Attachment is the sample of the journal.  Hope to keep in touch by email and can publish some papers or books from you and your friends in USA . As an American academic publishing group, we wish to become your friends if necessary. If you are interested in our journal, we also want to invite some people to be our reviewers or become our editoral board members. You can send your CV to us. Expect to get your reply soon.  Best Regards, Vivian

Editorial Office Journal of Civil Engineering and ArchitectureDavid Publishing Company civil@davidpublishing.com  civil98@hotmail.com    Call For PaperDescriptionThe Journal of Civil Engineering and Architecture is an international, scholarly and peer-reviewed journal (print and online) published monthly by David Publishing Company, USA which was founded in 2001. It reports the latest and most creative research results in all the fields of engineering science and applications, including roads and bridges, buildings, structures, slopes, foundations, experiments and tests of structures or site, etc, in the forms of accounts, articles, notes and communications. The Journal seeks to bridge and integrate the intellectual, methodological, and substantive diversity of civil engineering scholarship, and to encourage a vigorous dialogue between civil engineering scholars and practitioners. It aims to promote the theory and practice of civil engineering science and technology, innovation, engineering and management. The Journal welcomes contributions which promote the exchange of ideas and rational discourse between practicing educators and civil engineering researchers all over the world. A broad outline of the journal’s scope includes: peer reviewed original research articles, case and technical reports, reviews and analyses papers, short communications and notes to the editor, in interdisciplinary information on the practice and status of research in civil engineering science and technology, both natural and man made. Thus high quality research papers or reviews dealing with any aspect of civil engineering are welcomed. Papers may be theoretical, interpretative or experimental. The journal is published in English and Traditional Chinese. The e-journal provides free and open access to all of its content on our website. Accepted papers will immediately appear online followed by printed in hard copy.Journal of Civil Engineering and Architecture is collected and indexed by the Library of U.S Congress, on whose official website (http://catalog.loc.gov) an on-line inquiry can be triggered with their publication numbers, ISSN1934-7359 respectively, as key words in “Basic Search” column. In addition, The journal is retrieved by some renowned databases:★Database of EBSCO, Massachusetts, USA★Chinese Database of CEPS, American Federal Computer Library Center (OCLC), USA★Chinese Scientific Journals Database, VIP Corporation, Chongqing, China★Cambridge Science Abstracts (CSA)★Summon Serials SolutionsInformation for Authors 1. The manuscript should be original, and has not been published previously. Do not submit material that is currently being considered by another journal.2. Manuscripts may be 3000-8000 words or longer if approved by the editor, including an abstract, texts, tables, footnotes, appendixes, and references. The title should be on page 1 and not exceed 15 words, and should be followed by an abstract of 100-200 words.3-5 keywords or key phrases are required.3. The manuscript should be in MS Word format, submitted as an email attachment to our email address.4. Authors of the articles being accepted are required to sign the Transfer of Copyright Peer review Policy The Journal of Civil Engineering and Architecture is a refereed journal. All research articles in this journal undergo rigorous peer review, based on initial editor screening and anonymous refereeing by at least two anonymous referees.Editorial ProceduresAll papers considered appropriate for this journal are reviewed anonymously by at least two outside reviewers. The review process usually takes two to three weeks. Papers are accepted for publication subject to no substantive, stylistic editing. The Editor reserves the right to make any necessary changes in the papers, or request the author to do so, or reject the paper submitted. A copy of the edited paper along with the first proofs will be sent to the author for proofreading. They should be corrected and returned to the Editor within seven days. Once the final version of the paper has been accepted, authors are requested not to make further changes to the text.Submission of ManuscriptAll manuscripts submitted will be considered for publication. Manuscripts should be sent online or as an email attachment to: civil@davidpublishing.com, civil98@hotmail.comWelcome visit our website at http://www.davidpublishing.comAddress of Headquarter: David Publishing Company, 1840 Industrial Drive, Suite 160, Libertyville, IL 60048 USA   TEL: 001-847-281-9826             FAX: 001-847-281-9855 Address of China Branch: P. O. Box 71613008, Wuhan, Hubei Province, P. R. China.  Postal Code:  430071TEL: 027-87741602             Email:civil@davidpublishing.com,civil98@hotmail.com

27_1369769691_hiclik.jpg

Hiçlik Evreni

Değerli hocam,

Anlamakta zorluk çektiğim Higgs bozonu ile ilgili bir sorum var.

“Bir kurama göre, Higgs bozonu (spin-0) parçacık kütlelerinin kökenini açıklamaktadır. Higgs mekanizması olarak bilinen bir süreçle Higgs bozonu ve diğer Standart Model fermiyonları SU(2) ayar simetrisinin kendiliğinden simetri kırılması ile kütle kazandığı söylenmektedir…”

Sorum şu : Higgs bozonunun bulunduğu söyleniyor. Öyleyse, bilim adamları bir gün bu parçacığı yönetebilecek teknolojiyi bularak cisimlerin kütlelerini değiştirebilecek mi? Belki de öz-kütlesi sıfır olan araçlar yaratabilecek ve ışık hızına ulaşabilecek mi?

Saygılarımla. Gürkan Andaç.

 

 

 

 

 

Selam.

Laf aramızda, ben de anlamakta zorluk çekmekteyim. Hatta bırakın zorluk çekmeyi, hiç anlayamamaktayım. Ama bu yüzden de hiç üzülmüyorum. Çünkü ünlü bir kosmogonist;

-Kim evreni anlıyorum derse, sadece kendini kandırır.

Demişti. Benzer biçimde Einstein, Stanford Üniversitesinde teorik fizik dersinde tahtayı formüllerle, bağıntılarla doldurunca, arka sıralardaki tembeller homurdanmaya başlamışlar. Bunun üzerine Einstein onlara dönerek;

-Hiç yakınmayın. Hiç biriniz benim matematikten çektiğimi çekemezsiniz!

Demiş…

Yanlış değerlendiriyor olabilirim. İzleyen paragraflarda söyleyeceklerim, bir yerlerde okuduklarımdan “çıkarılmış” fikirler olup, bir yerlerde “doğrudan” okuduğum şeyler değildir. O nedenle söyleyeceklerim yalınız beni bağlar. Bu yüzden, evren’in yaradılışı konusunda (son provası yapılmış bir kitap da yazmış olmama karşın) kendime güvenmiyorum. Siz de bana güvenmeyin!

Evreni yaratan kudret, önce hiçliği yaratmıştı. Ama başlangıçta neredeyse bu günkü evrenin %80 boyutuna ışık hızının bile trilyonlarca katı bir hızla ulaşan bu hiçlik, sıfır anlık bir süre için oluşuyor ve yok oluyordu. Yokluktan yaratılmış hiçlik, yok oluyordu. Evreni yaratan kudret, bu hiçliğin yok olmasını önlemek için, onu zaman denilen sihir’e bağladı. Böylece hiçlik yine yok oluyordu ama kısa bir süre sonra yeniden yaratılıyordu. Bu kısa süre, hiçbir varlığın veya yokluğun, trilyonlarca kez parçalasa bile erişemeyeceği kadar kısa tutulmuştu. Olay şöyle ifade edilebilir; tplanck = 10-43 sn.

Düzen böyle kurulmuş ve hiçlik evreni 10-43 sn’lik atmalarla yaşamaya başlamıştı. Bu hiçlik evreni, Big-Bang’den beri (Hubble Sabitinin kontrolünde) (hızı giderek yavaşlasa da) sürgit genişlemektedir. Bunun bir tek anlamı var:

Şu anda da içinde yer aldığımız hiçlik evrenine, orada burada yeni yeni minik hiçlik uzayları eklenmektedir. Demek ki Big-Bang, halen az bir miktarda da olsa varlığını sürdürmekte ve giderek azalan oranlarda hiçlik evreni yaratmaya devam etmektedir.

Bu aşamada hiçlik evreninin yapısını, var olan teorilerden de (Big-Bang’den de) Standard model’den de destek alarak “bir miktar spekülatif de olsa” kurgulamak zorundayım:

Bütün atom altı parçacıklardan da daha küçük dalgacıklara sahip, içinde saf enerjiden başka hiçbir şey olmayan sicimcikler yaratılmış olsun. Bu sicimlerin frekansı bütün diğer varlıkların frekansından daha yüksek olsun. Bütün diğer varlıklar bu sicimlerden oluşsunlar. Ha, bu arada kafamız rahat olsun diye sicimlerin neden yapıldığını da söyleyelim:

Sicimler, hiç bir şeyden yapılmışlardır.

Kafamız rahat olsun derken, bu durum biz ölümlülerde bir miktar hayal kırıklığına ve hatta psikolojik çöküntüye neden olabilir. O yüzden bu sicimlerin saf enerjiden yapılmış olduklarını da kabul edebiliriz. İyi de, bu yeni öneri bizleri rahatlatacağına, bakış açısına göre daha da gerebilir. Şöyle ki;

Bu saf enerjiden oluşan sicimlerin her birinin, evrenin bütün doğa yasalarını ve hatta daha fazlasını (yani tanrısal bilgiyi) bildiklerine değin elimizde kuvvetli kanıtlar var. Örneğin bu sicimler hangi basınç altında, hangi sıcaklıkta (yani frekansta) hangi atom altı parçacığa dönüşmeleri gerektiğini bilmektedirler. Üstelik o dönüştükleri atom altı parçacıkların bilgi düzeyi de, tüm evreni kapsayacak düzeyde olmaktadır. Yaptığım kurgunun en garip yanı, bütün evreni üstün bir akıl ve zeka ile donatmam olabilir.

İşte bu elastik sicimler titreşmedikleri zaman, mutlak hiçlik uzayını, titreştikleri zaman ise atom altı parçacıkları, leptonları, hadronları, ayar bozonlarını ve haberci bozonları oluşturmaktadır.

Bu son cümle bile bildiğimiz fizik kurallarına aykırıdır. Örneğin titreşmeyen yani sıfır enerjili sicimlerin nasıl olup da (bir) Planck zamanı sonra tekrar titreşmeyen sicimler oluşturmaya hakları var? Gibi… Demem o ki, titreşmeyen yani enerjisiz ve dolayısı ile kütlesiz bir ortamda zaman nasıl var olur? Belki de şöyle dememiz gerekiyor. Sorun yok. Çünkü zaman geçmiyor. Zaman lineer değil. Yani evren 10-43sn boyunca var olmuyor. Sıfır zaman için var olup, 10-43 saniye “boyunca” yok oluyor. “Sonra” tekrar var oluyor. Yani evren atmalarla yaşıyor. Açıklayalım derken daha beter batıyoruz. Anlaşılamayan kavramlar var. Bu anlaşılmaz kavramlar;

“boyunca” ,

“sonra” ve

tekrar

sözcüklerinin derinliklerinde GİZ’lidir.

İşte bu elastoplastik sicimlerin oluşturdukları üç boyutlu Kartezyen yapıya uzay kafesi, (frame) , uzayın atmalarla var oluşuna ise uzay-zaman diyoruz. Uzay-zaman elastoplastik özellikleri yüzünden biçim değiştirebiliyor, (space-time vortex), sürüklenebiliyor (frame drug) ve/veya buruşabiliyor (frame torque).

 

Artık elimizde, DNA’sında (bizim hiç bir şey bilmediğimiz) evrenbilim yasalarının yazılı olduğu bir uzay-zaman var. Gelin bu uzay zamanı kullanarak bir adet parçacık yapalım: (Okuyan da yaratılışın sırrını çözdüğümü sanır!)

Bu parçacık doğaldır ki foton olacaktır. Çünkü standart modele göre iki adet kuark ve iki adet leptonla bütün bu evreni oluşturmak olasıdır. Ancak kuarklar ve leptonlar öncelikle “ışınım baskın evren” aşamasında foton-foton çarpışmaları sonucunda oluşturulmuşlardı. Bu nedenle önce bir foton imal etmemiz anlamlı olacaktır.

Diyelim ki;

Küresel (dönel küremsi)  zarfa sahip bir koherent sicim yumağı, foton,

Oblate spheroide (basık dönel küremsi) zarfa sahip sicim yumağı, pozitron,

Prolate spheroide (uzamış dönel küremsi) zarfa sahip sicim yumağı, elektron

oluştursun. Ve bunların içerisi boş olsun (Nothing inside).

Titreşmeyen sicimlerden belirli miktarda alıp, sarıp sarmalayıp, belirli bir frekansta titreşen küresel bir yumak yapalım. Buna koherent dalga denilir. Bu koherent dalganın içerisindeki saf enerjiden yapılmış bütün titreşen sicimler, uzay kafesinin titreşmeyen hiçlik sicimlerine bağlı olup, onların uzantısıdır. İşte size duraylı bir foton. Ama bu durum hiç ona göre değil. Onun naturasında Higgs bozon’unun etkisi ile uzay-zaman içerisinde limit hızla hareket etmek vardır. İşte geldik Higgs bozonuna: Yani hiçlik evreninin kuvvet uygulayan habercisine…

Hiçlik evreninin kuvvet uygulayıcısına Higgs Bozonu adı verilir. Peter Higgs parçacıklara kütle kazandırmak için bir mekanizma kurgulamıştı. Madem ki böyle bir işlem var, öyleyse bunun da bir bozonu olsun denilmişti. Ama bu bozonu yakalamak yıllarca mümkün olamayınca, sanırım Peter Higgs şaka ile “Nerede Bu Allahın Cezası Bozon?” demiş, fakat sonradan bu söyleme izafeten diğer bilim adamları tarafından Higgs bozonuna “Tanrı Parçacığı” adı verilmiştir.

Madem ki kuvvet uyguluyor. Öyleyse bir alan oluşturuyor demektir. Ben alanların bozonları değil, bozonların alanları oluşturduğunu düşünüyorum.

Olaya açıklık getirmek adına,

Elektrik alanın haberci bozonuna “Elektron”

Magnetik alanın haberci bozonuna “Bohr Magneton”

Elekromagnetik alanın haberci bozonuna “Foton”

Kütle çekim alanının haberci bozonuna “Graviton”

Güçlü etkileşim alanının haberci bozonuna “ Sekiz adet Glüon”

Zayıf Etkileşim alanının haberci bozonlarına “W+ -=weak ve Z0=zero”

Uzay-zamanın haberci bozonuna “Higgs bozonu”

Adı verilir.

Bunların arasındaki enerji alış verişlerinin hareket denklemlerine değin binlerce makale ve yüzlerce muhteşem kitap yayınlanmış bulunmaktadır. Benim burada sizlerle paylaştığım kavramlar, “büyüklere masallar” formatından ileriye gidemez.

Uzay-zaman alanının kuvvet habercisi, fotonu harekete geçirirken hiçbir dirençle karşılaşmaz. Bu nedenle foton bu davranışında kütlesizmiş gibi yaparak, hiçlik evreni içerisinde limit hızla hareket eder. Ancak bu hareket eğilmiş-bükülmüş buruşmuş kırışmış uzay-zaman içerisinde, Öklid geometrisinde “doğrusal yol” denilen bir yolu almak ister (translasyon hareketi). Bu özelliği ise Einstein’i rahatsız etmiş ve biraz kurcalayınca bu yaramazın arada bir sanki kütlesi varmış gibi davrandığını ispatlamıştır. Foton, ışık hızından daha hızlı yol alamaz. Zira uzay zaman kafesinin yapısı bu hıza dayanamayıp çözülebilir. Ses duvarı gibi, ışık duvarının da aşılması söz konusudur/veya değildir. Bu yüzden fotonun da bir kütlesi vardır. Bu kütleyi ona Higgs Bozonu kotarır. İş yapmadan yol alan tek kütle, fotonun kütlesi olup, durmadan genişleyen uzayda hızını sabit tutmak için, giderek hızlanmak zorunda olan foton, yine bunun için enerji harcamaz. Bu italik yazılı cümle, normal ve aklı başında bir fizikçinin saçını başını yoldurmak için yeterlidir. Fotonun diğer özelliklerini sıralamak konumuzun dışına taşmak olacaktır. Fakat sadece şunu söyleyebiliriz. Foton neredeyse hiçbir doğa yasasına aldırmaz. Fotonun bir kütlesinin var olduğu tek durum, büyük bir gök cisminin yanından geçerken, yani onun kütle çekim alanına girince, ölçülebilecek kadar ortaya çıkar. Örneğin bir yıldızın yanından geçerken kütle çekim yasasına uyar yolundan sapar. (Gravitatif Lens Olayı). Bu durum bile onun sadece ve sadece bir dalga paketi olduğunu yadsıyamaz.

Foton sadece ve sadece bir dalga paketi olup, bazen bir kütlesi vardır. Bu kütle onun momentumunu, hızını,ataletini, girginliğini ve geri tepmesini de kontrol eder.

Elastik enerji yaylarından oluşmuş bir hiçlik uzay-zamanı içerisindeki bütün varlıklar, bizzat hiçlik uzayı tarafından imal edilmişlerdir. Büklümlerin yani parçacıkların sicimlerinin bir ucu hep uzay – zaman hiçliğinin titreşmeyen sicimlerine bağlıdır. Lastikten yapılmış gibi davranan bu iplikçikler, kendi büklümlerinin, (yani bütün baryonik parçacıkların) kendi kafes yapılarının içerisinde içerisinde hareket etmesine, bu bağlılık yüzünden direnç gösterirler. Bu dirence kütle denilir.

 

Ateş yerine enerji diyerek, Efesli Heraklitos’un dediğini tekrarlayalım:

Evren enerjiden oluşmuştur. Enerji olmasaydı hareket olamazdı.

Modern deyişle,

1)Evren, İçi boş yaycıklardan oluşur.

2)Evrende, titreşen içi boş yaycıklar kütleyi, titreşmeyen içi boş yaycıklar boş uzayı oluştururlar.

3)Evrende başka da bir şey yoktur.

 

Tekrar Sevgili Gürkan Andaç’ın sorusuna gelelim:

Sorum şu : Higgs bozonunun bulunduğu söyleniyor. Öyleyse, bilim adamları bir gün bu parçacığı yönetebilecek teknolojiyi bularak cisimlerin kütlelerini değiştirebilecek mi? Belki de öz-kütlesi sıfır olan araçlar yaratabilecek ve ışık hızına ulaşabilecek mi?

YANIT:

Kozmoloji ve çekirdek fiziği dünyası, içerisinde hiçbir nane olmadığını bildikleri bütün atom altı parçacıklara bir kütle kazandırabilmek için onlarca yıl çabalayıp, sonunda bir yakıştırma ürünü olan Higgs Bozonu’na sarıldılar. Nükleer Fizik dünyasında (nötrino’nun keşfi dışında) çalışan kural burada da işledi. Kural olarak birileri bir teori kuruyor, bunun matematik bağıntıları tıkır tıkır işlemeye başlıyor, ama ortada bu olayın kahramanı olacak parçacık yok! Haydaa, bütün millet bu varlığı öngörülmüş parçacığı bulmaya çalışıyor. Sonunda birileri bu parçacığın varlığını ispatlıyor ve büyük bir olasılıkla da NOBEL’i alıyor.

Higgs Bozonunda da bu kural bozulmayacak. Sonunda CERN’in, NOBEL’i bu nedenle alacağına inanıyorum.

Ama siz ne diyorsunuz? Aslında Higgs Bozonundan yararlanalım demiyorsunuz. Tersine, bunca yıllık çalışmaların üzerine bir sünger çekelim. Kütlesiz davranan araçlar geliştirelim. Işık hızına çıkalım. Yani Higgs Bozonu’nu belirli bir araç için iptal edelim diyorsunuz. Yerküreden uzaya kolayca kaçabilmek için Antigrav konverter yap. Işık hızına yaklaşmak için Antimass veya Antihiggs konverter yap. Bas git bu dünyadan diyorsunuz. Kim bilir? Belki de bu adımdan sonraki çılgın bilim adamlarından biri veya bir grubu, bu konu üzerinde de gizliden gizliye çalışmaya başlamıştır. Nedir bu bozonlardan çektiğimiz Allah Aşkına?

Bizim makro evrende sıkı sıkıya bağlı olduğumuz doğa yasalarının bazılarının mikro evrende iptal edildiği saptanmış ve ispatlanmıştır. Örneğin evrende geri tepmesiz çarpışmaların olabileceği(!) ispatlanmış ve bundan yararlanan aletler geliştirilmiş durumdadır. (Örnek:Mössbauer Olayı) Belki de bir gün mikro evrende Higgs bozonunun iptal edildiği(!) bir fenomen yakalanır. Ama önemli olan, bu nükleer veya astrofiziksel buluşun kontrol altına alabilmesi ve toplum yararına olmasıdır…

 

 

 

28.05.2013

Uğur Kaynak.

 

 

7.8 İRAN DEPREMİ

 

 

 

 

Gönderim Zamanı: 12-Ekim-2010 Saat 13:08

Açıkçası ucuz atlatılmış bir deprem olarak değerlendirilmelidir." yazarak paylaşmıştınız.
Gönderim Zamanı: 18 Eylül 2010 tarihli Afganistan'da oluşan bir deprem bilgilendirmenizde ise
"Pamir Virgasyonu. Bu konuda söylenecek çok şey var.
Bu açıklamalardan biri de en sade şekliyle şöyle olabilir:
Pamir Virgasyonu Kıtasal kabuk ortamında iki farklı sistemin birbirleri ile birleştikleri ve kaotik bir sürecin hâkim olduğu yerin adıdır. Pamir Platosu depremsellik bakımından çok ilginç bir yerdir. Daha çoklukla denizlerde veya sahillerde rastlanılan dalma batma zonlarından iki adedi, birbirlerine ters konumlu olarak burada yer alırlar. Bu dalma batma zonlarının bitiştiği yerde ise bir tabakalanma ters dönüşü oluşur. Buna virgasyon denilir." bilgilendirmeniz bulunmaktadır. Yazdıklarım kısa alıntılardır.
USGS
MAP  5.2   2010/10/06 17:49:44    29.750    69.555   10.0   PAKISTAN
MAP  4.6   2010/10/07 01:21:27    28.842    65.943   10.0   PAKISTAN
depremleri olmuştur.
Ayrıca
USGS
MAP  5.0   2010/10/07 01:40:05    39.132    70.262   14.4   TAJIKISTAN
MAP  4.9   2010/10/09 10:15:16    39.282    70.229   15.1   TAJIKISTAN
MAP  5.0   2010/10/09 10:58:12    38.785    72.882     9.8   TAJIKISTAN
depremleri de oluşmuştur.

Hocam, Gönderim Zamanı: 2 Ocak 2010 tarihli bir sorum üzerine "HARİKA" betimlemesiyle Paleotethys Eklem Yeri, Neotethys Eklem Yeri Kuzey ve Güney kanadı olarak çizdiğiniz ve bizlerle paylaşmış olduğunuz bir haritanız vardı. Bu değerli bilgilendirmelerinizi yeniden anımsamış oldum.

Yukarıda alıntıladığım depremlerle ilgili olarak da değerli görüş ve bilgilerinizi lütfen bizlerle paylaşır mısınız?

Sevgi ve saygılarımla. Fatma Çetin.

Selam.

Bu yörede tektonik birlikler o kadar çok sayıda ki birbirlerini etkilememeleri olası değil. İşte gözümüzün önünde, önce 1999 Gucerat depremi ile Hint Okyanusundan içeri giren gerilim boşalması, geçtiğimiz yıllar içerisinde Keşmir depremi, Pakistan depremi ve Quetta depremleri ile kuzeye doğru göç etmişti. Bu göç de farklı tektonik birimlerin içerisinde yol almıştı.

Şimdi bu son Tacikistan depremleri de Tren raylarını takip eder gibi, yoldan çıkmadan yeni bir tektonik birime atlamış olarak iş başında. Büyük Makaslamanın hemen doğusunda oluştu. Makaslama ise yeryüzünün en büyük iki doğrultu atımlı fayı arasındaki kesişmeden oluşmakta. Bu faylar,

1.Altındağ – Nansan – Gök Irmak Fayı

2.Karanlık Dağ – Çaydam – Sarı Irmak Fayı

adlarını alırlar. Şimdi belki de episantrlar bu fayların üzerinde doğuya doğru yürüyeceklerdir. 

 

Büyük Kesişim yeri kırmızı çemberle gösterildi.

Düzenleyen ugur kaynak – 13-Ekim-2010 Saat 13:27

Uğur Kaynak

 

 

 

Gönderim Zamanı: 14-Nisan-2010 Saat 10:38

Sayın Uğur hocam,

EMSC
Magnitude     Mw 6.9
Region     SOUTHERN QINGHAI, CHINA
    
Date time     2010-04-13 at 23:49:40.5 UTC
Location     33.23 N ; 96.65 E
Depth     33 km

USGS
Magnitude    6.9
Date-Time   
    * Tuesday, April 13, 2010 at 23:49:37 UTC
    * Wednesday, April 14, 2010 at 07:49:37 AM at epicenter
    * Time of Earthquake in other Time Zones

Location    33.271°N, 96.629°E
Depth    10 km (6.2 miles) set by location program
Region    SOUTHERN QINGHAI, CHINA
Distances    240 km (150 miles) NNW of Qamdo, Xizang (Tibet)
375 km (235 miles) SSE of Golmud, Qinghai, China
520 km (325 miles) SSE of Da Qaidam, Qinghai, China
1905 km (1190 miles) WSW of BEIJING, Beijing, China
Location Uncertainty    horizontal +/- 6.6 km (4.1 miles); depth fixed by location program
Parameters    NST= 73, Nph= 73, Dmin=654.4 km, Rmss=1 sec, Gp= 50°,
M-type=teleseismic moment magnitude (Mw), Version=7

Oluşan bu deprem hakkında lütfen değerli görüş ve bilgilerinizi paylaşır mısınız?

Sevgi ve saygılarımla. Fatma Çetin.
 

Gönderim Zamanı: 14-Nisan-2010 Saat 12:09

Hindistan’ın Çin’e ettikleri.

 

EMSC ve USGS son Çin depreminin büyüklüğünü M=6.9 belirlemişler. Fakat Çin Jeofizik Araştırmalar Dairesi depremin büyüklüğünü M=7.1, derinliğini de 30 küsur km olarak hesaplamış. Önemli değil. Yöntemler ve kullanılan sinyaller farklı olunca sonuçlar da farklı çıkabiliyor.

Deprem Tibet’te oldu. Bir kasabanın 200-300 km güneyinde oluştu. Eğer deprem dışmerkezine yakın köyler varsa oralarda etkin yıkım oluşmuştur.

Beklenilen bir depremdi. Ben bile buradan depremin nerede olduğunu biliyorsam, Çinliler haydi haydi biliyorlardı.

Tibet platosu kimin eseri?

Hindistan’ın. Hindistan kuzeye doğru devinimini halen sürdürüyor. Bu devinim çok uzak bir dönme kutbunun kontrolünde yapıldığından, Hindistan Tibeti zorlarken hafiften batıya doğru da kayma yapıyor. Bu nedenle Hindistanla Tibet arasında sıkıştırmanın yanal bileşenini dengeleyen, yanal atımlı, kimi transform, kimi transcurrent ama hepsi de transpressional faylar oluşuyor. Bu durumda Himalaya’lar yükseliyor. (Everestin yüksekliğinin azalması tepesindeki buzların erimesindendir.)

Hafiften batıya doğru dönerek kuzeye doğru bastıran Hindistan yüzünden oluşan Tibet Faylarının hepsi de sol yönlü (olmak zorunda).

Diğer taraftan bu sol yönlü faylar Hindistan’a yaklaştıkça düşey bileşen de kazanmaktalar. Ya da diğer bir söylemle Hindistan’dan uzaklaştıkça düşey bileşenleri azalmaktadır.

Bu falyadan en güneydeki Rawalpindi–Katmandu Fayı olup dalma bileşeni sol yanal atımdan daha fazla olup, Himalayalar’ın da güneyinde yer alır. Hindistan ince ve sert kabuğu, işte bu fayın dalımı ile Tibet’in altına doğru saplandığından, önündeki Tibet kabuğunu sıkıştırıp, kırıştırıp kabartarak yeryüzünün en muhteşem dağ sırasını oluşturmuştur.

Kuzeye doğru ikinci fay hemen Himalayalar’ın ardındaki derin vadiden geçer. Burada iki farklı nehir oluşup Himalaya Dağ sırasının arka yüzündeki kar sularını denizlere boşaltır. Bunlardan biri batıya doğru akan İndus Nehri, diğeri doğuya doğru akan Zang-Po nehridir. Yani garip bir şekilde aynı vadinin içerisinde, vadinin ortalarında bir yerlerde doğup birbirlerine sırtlarını dönerek biri batıya diğeri doğuya akar. Bu vadinin tabanından geçen ikinci fayda eğim atım (düşey bileşen) doğrultu atımdan daha da azalır. Buna İndus-ZangPo Fayı denilir.

Üçüncü fay Tarım Havzasının da kuzeyinden geçer. Bilinen en uzun doğrultu atımlı faydır. Düşey bileşeni neredeyse sıfırlanmıştır. Uzay imajlarından takip edildiği kadarı ile yaklaşık 3800 km kadar hiç kesintisiz fakat cetvelle çizilmiş gibi keser geçer. Buna AltinTag-KaranlikTag- HoangHo-Nansan Fayı adı verilir. (Yani Altındağ-Karanlıkdağ-GökIrmak-Nansan) Genellikle ıssız dağları kesip geçtiğinden, buradaki segmentlerden birinde oluşacak M=8.5’lik bir depremde bile can kaybı olmayabilir.

 

 

Dördüncü doğrultu atımlı fay ise Bu üçüncü fay'ın batıdan doğuya doğru ilerlerken ortalarından ayrılıp güney doğuya doğru çok büyük bir yay çizerek Güney Çin Denizine ulaşır.  Bu fay da diğer büyük nehir yatağını sürer. Buna KaranlikTag-Chaidam-TzeungToo adı verilir. (Yani KaranlıkDağ-Çaydam-Sarı Irmak. “Sarı Irmak’ın Çincesini Çöng-Tu diye okuyunuz). 14.04.2010 M=7.1 depremi, işte bu dördüncü çapraz fayın ortalarında bir yerde oluştu

Neden beklenen bir depremdi derseniz.

Depremin oluştuğu fay sürpriz değil. Diri bir fay. Üstelik de uzun yıllardan beri semirip durmakta. O nedenle sürpriz değil.

Bundan sonra Öncelikle diğer iki komşu sistemde hareketlenmeler olacak ve beklenen başka depremler oluşacaktır. İlk aşamada büyük bir olasılıkla ve öncelikle yine bu fayın güney doğu uzantısında şiddetli bir deprem olabilir.

Bu dördüncü fay ile üçüncü fay arasında yer alan Yunnan-ÇöngTu kesişiminde ve/veya üçüncü fayın doğu, Nansan uzantısında bir şiddetli deprem olabilir.

Düzenleyen ugur kaynak – 14-Nisan-2010 Saat 12:19

Uğur Kaynak

 

 

 

Gönderim Zamanı: 2 Ocak 2010 Saat 00:54

 

Sayın Uğur hocam,
Aşağıya EMSC'den alıntılamış olduğum,
Magnitude      mb 5.5
Region     BHUTAN
Date time     2009-12-31 at 09:57:31.0 UTC
Location     27.30 N ; 91.44 E
Depth     15 km
Distances     127 km NW Guwahati (pop 899,094 ; local time 15:27 2009-12-31)
85 km NW Tangla (pop 17,724 ; local time 15:27 2009-12-31)
25 km E Mongar (pop 2,969 ; local time 15:57 2009-12-31)
depremi için yine EMSC bilgilendirmesinde
1897-06-12    91.0    26.0    8.3      ASSAM, INDIA
1923-09-09    91.5    25.5    7.1     MEGHALAYA, INDIA REGION
yazılmıştır. Bu depreme de Gönderim Zamanı: 13-Aralık-2009 Saat 14:30 olan yanıtınızdaki gibi "İşte size bir adet gereksiz deprem. " olarak mı bakmalıyız? Bu deprem hakkında lütfen değerli görüş ve bilgilerinizi paylaşır mısınız?
Hocam bir de yine EMSC'den alıntılamış olduğum,
Magnitude      mb 5.0
Region     YUNNAN, CHINA
Date time     2010-01-01 at 02:08:23.0 UTC
Location     26.41 N ; 99.91 E
Depth     10 km
Distances     83 km NW Dali (pop 134,040 ; local time 10:08 2010-01-01)
225 km NW Lucheng (pop 97,911 ; local time 10:08 2010-01-01)
depremi hakkında da değerli görüş ve bilgilerinizi lütfen paylaşır mısınız?

Sevgi ve saygılarımla. Fatma Çetin.

 

Gönderim Zamanı: 2 Ocak 2010 Saat 14:49

Sayın Uğur hocam,
EMSC den alıntılamış olduğum
Magnitude     mb 5.3
Region     TAJIKISTAN
Date time     2010-01-02 at 02:15:07.7 UTC
Location     38.21 N ; 71.44 E
Depth     10 km

Magnitude     mb 4.9
Region     CASPIAN SEA, OFFSHR TURKMENISTAN
Date time     2010-01-01 at 02:34:56.5 UTC
Location     40.81 N ; 52 E
Depth     49 km

depremleri ve geçtiğimiz yılda oluşan

Magnitude      mb 5.2
Region     KYRGYZSTAN
Date time     2009-12-22 at 05:54:35.0 UTC
Location     41.84 N ; 73.27 E
Depth     2 km
Distances     140 km NE Andijon (pop 318,419 ; local time 10:54 2009-12-22)
28 km E Toktogul (pop 19,336 ; local time 11:54 2009-12-22)
depremi için de lütfen değerli görüş ve bilgilerinizi paylaşır mısınız?

Sevgi ve saygılarımla.

 

Gönderim Zamanı: 2 Ocak 2010 Saat 21:07

Bu kadar kesin lokasyonlarla bir eklem yerinin aktive edildiğini ilk kez görüyorum.

 

Paleotethys Eklem Yeri TOPYEKUN çalışmaya başladı. Muhteşem!!! Himalayalarda bu eklem yeri Indus-ZangPo hattını  sürer.  Bu hat gelip sonunda Yunnan Çöng-Tu Kesişmesine (Transcurrent) bağlanır. İşte nasıl bağlandığı da bu haritadaki interpolasyon eğrisinden görülmektedir.

 Hindistanda oluşan büyük tarihsel depremleri bu sistemin dışında değerlendirmek gerekir. Fakat Bhutan Depremi de bi ek yerini temsil etmektedir.

 


Düzenleyen ugur kaynak – 2 Ocak 2010 Saat 21:16

Uğur Kaynak

 

 

Gönderim Zamanı: 2 Ocak 2010 Saat 22:52

Sayın Uğur hocam,

Harita açıklamalı değerli bilgilendirmeniz için sağ olunuz, çok teşekkür ederim. Peki hocam, bu topyekun çalışmanın bir değerlendirmesi yapılabilir mi? Gerçekten etkileyici ama bir o kadar da düşündürücü olması mı gerekir?

Sevgi ve saygılarımla.

 

Gönderim Zamanı: Dün Saat 21:07

 

 

Hindistanda oluşan büyük tarihsel depremleri bu sistemin dışında değerlendirmek gerekir. Fakat Bhutan Depremi de bu ek yerini temsil etmektedir.

DİKKATTTTT!!!!!!!

DEVAMI AŞAĞIDA… İKİNCİ BİR HARİTA VAR EK BİLGİLERLE DONANMIŞ…

Düzenleyen ugur kaynak – 3 Ocak 2010 Saat 10:48

Uğur Kaynak

 

Gönderim Zamanı: 3 Ocak 2010 Saat 10:47

Görüldüğü gibi bütün iri yarı depremler KİMMERİYEN eklem yerlerinde oluşmuştur. Buna Yalnız ve Güzel Ülkemiz de dahildir.

 Doğaldır ki bu transpressyondan sonra, Batı ve Doğu Türkelinde ters atım bileşeni olan yanal bileşen dengeleme fayları çalışacaktır. Ne zaman çalışacağını Allah bilir! (Bu son cümle Sayın Şengör Hoca'dan alınmıştır.) 


Düzenleyen ugur kaynak – 3 Ocak 2010 Saat 10:53

 

GÜNCEL DEĞERLENDİRME

Son M = 7.8 İran Depreminin oluştuğu tektonik yapı izleyen haritada görülmektedir. İlginçtir ki Bizim Ankara – İzmir Eklem yerimizin güneyinde Fakat Ege denizinde yer alan ve ada yayları ile betimlenen “Neotethys geri çekilen dalma batma zonları”, yaşlıdan gence doğru;

 

Mikonos

Naksos

Los

Thyra

Girit

 

Beşlisini aynen öykünen beş adet geri çekilen dalma batma zonu da, bu İran depreminin hemen bitişik güneyinde yer almaktadır. Tıpkı bizim Gediz Depreminin de bitişik güneyinde beş adet geri çekilen yayın varlığı gibi…

 

Geri çekilen bu beşli dalma batma zonunun en yaşlısında, yani kuzeyinde oluşan bu depremlere ben naçizane “Fosil Deprem” diyorum.