Kategori arşivi: Sağlık

1420635010749 (1)

Kusursuz bir cildin 4 sırrı

Dış etkenlerden dolayı cildiniz kuruyor ya da rengi soluyor olabilir. Kusursuz cilde sahip olan kadınların güzellik sırlarını öğrenerek siz de kusursuz bir cilde sahip olabilirsiniz.

Kural 1: Doğru şekilde beslenin
Yediğiniz gıdaların cildinizi etkileyebileceğini eminiz ki zaten biliyordunuz. Peki içeceklerin de aynı şekilde etkili olabileceğini duymuş muydunuz? Ağır alkol alımı, cildinin nem oranını azaltarak olduğundan daha yaşlı görünmenize neden olur. Sıvılardan bahsetmişken, mutlu bir cilt için bolca su tüketmeyi de unutmamalısınız.

Kural 2: Uyku düzeninize özen gösterin
Güzellik uykusundan söz açmışken, uykunun yalnızca iyi cilt görünümü için gerekliliğinden söz etmiyoruz. Bunun arkasında bilim var. Uyku yalnızca cildinizi değil, zihninizi ve bedeninizi de yeniler. Yeterince uyku aldığınızda, kendinize daha çok bakmış olacaksınız. Üstelik cilt bakım rutininize de zaman kalacak!

Kural 3: Cilt bakım rutininize sadık kalın
İnternette cilt bakım rutininizin nasıl olması gerektiğini anlatan bir sürü bilgi var. Üstelik, yüzünüzü düzenli yıkayıp nemlendirmeniz gerektiğini de zaten biliyorsunuz. Ancak cilt bakım rutininiz için doğru ürünleri mi seçiyorsunuz? Hangi kremi ne zaman kullanacağınızı bilmek biraz kafa karıştırıcı olabilir, ama aslında son derece basit. İyi bir serum ise cilt ihtiyaçlarının tümüne cevap verecek.

Kural 4: Güneşten korunun
SPF’in önemini biliyorsunuzdur. Cildiniz kışın dahi hatta kapalı alanlarda bile güneşin zararlı ışınlarından etkilenip yaşlanma belirtileri gösterebilir. Makyajınıza SPF etkili bir BB krem ekleyerek, hem güneşin etkilerinden korumuş, hem de nemlendirmiş olursunuz. Göz çevresindeki hassas deriyi korumak için güneş gözlüğü kullanmaktan da çekinmeyin.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/kadin/2015/01/07/kusursuz-bir-cildin-4-sirri

1420753180585

Bakterilerdeki direnci önleyen antibiyotik

ABD’deki Northeastern Üniversitesi’nden bilim insanları, Teixobactin adlı yeni bir antibiyotik üretti. 30 yıl aradan sonra keşfedilen ilk yeni antibiyotik türü

Teixobactin’in en önemli özelliği, bakterilerin antibiyotik direncini önlemesi. Araştırmanın başındaki Kim Levis ve ekibi bu yeni antibiyotiği fareler üzerinde denedi. İlacın ağır enfeksiyonları bile, dirence yol açmaksızın yok edebildiği gözlemlendi. Bir toprak örneğinde keşfedilen antibiyotiğin, hücre duvarının yıkılmasını sağlayarak bakterileri öldürdüğü belirtildi.

Nature adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırma sonuçlarına göre Teixobactin, en az diğer antibiyotik türleri kadar hızlı bir şekilde bakterileri ortadan kaldırabiliyor. Henüz insanlarda deneme aşamasına geçilmeyen ilacın ilerideki yıllarda birçok enfeksiyona ve verem hastalığına çare olabileceği vurgulandı. Antibiyotik direnci, bakterilerin antibiyotiğe rağmen üremesine ve hastalık yapmasına neden oluyor.

Dünya Sağlık Örgütü, geçen yıl, antibiyotiklere karşı vücut direncinin artmasının “büyük bir küresel tehdit” oluşturduğu uyarısında bulunmuştu. Örgüt, antibiyotik direnci nedeniyle insanların tedavi edilebilir basit hastalıklar yüzünden öldüğünü, acilen önlem alınmamasının yıkıcı sonuçları olacağını, yeni antibiyotikler geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Dünyada her yıl 700 bin kişi antibiyotiklere direnç nedeniyle ölüyor. Bu sayının artabileceği belirtiliyor.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/09/bakterilerdeki-direnci-onleyen-antibiyotik

1420529729829

Soğuktan korunmak için pratik yöntemler

Tüm yurdu etkisi altına alan soğuk hava hayatı olumsuz etkilerken, soğuktan korunmak ve kendinizi iyi hissettirecek bazı pratik çözümler mevcut.
Uzmanlara göre, pratik çözümler, soğuk havanın etkisinin azaltılacağı gibi hastalıklardan da koruyor. Üstelik bu pratik çözümlerle kış aylarındaki olumsuzlukların tamamını giderebiliyor.

İşte kolayca yapabileceğiniz bazı pratik çözümler;

– Bulunduğunuz iş ya da ev ortamını aşırı derecede ısıtmayın ve dönem dönem havalandırın. Aniden soğuk havaya çıkmak sizi daha çok üşüteceği gibi ani kalp krizlerine yol açabilir.

– Eğer kış aylarında çok üşüyorsanız, halk arasında “vicks” olarak anılan mentollü bir kremi ayağınızın altına sürüp, iyice yedirdiğiniz zaman gün boyu üşümenizi engelleyecektir. İnsan vücudu en büyük soğuğu ayaktan alıyor.

– Yine insan vücudu ayaklardan üşümeye başladığı için tabanı yüksek, su geçirmeyen ayakkabıların tercih edilmesi gerekiyor.

– Düzenli uyumak ertesi gün daha az üşümenizi sağlayacaktır.

– Boyun ve baş kısmı da ayaklar kadar önemli. Hasta olmamak için sokağa çıkarken boyun ve baş kısmını korumak için, kaşkol, şal ve bere gibi giyisiler tercih edilmeli.

– Bol bol sıcak çay ve çorba gibi besinler soğuğa karşı koruyucu özelliktedir.

– Kuru meyveler, bolca sebze, tahıllar ve kış meyveleri de insanı soğuktan koruyarak daha az üşümesini sağlıyor.

– Çok aşırı kalın ya da ince giyinmemek gerekiyor. Mutlaka vücudun üst ve alt kısımlarında termal içlik kullanmak gerekiyor.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/06/soguktan-korunmak-icin-pratik-yontemler

1420534969701

Beyin kanaması belirtileri

Beyin kanaması, beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçından dışarı kan sızması sonucu, kanla beslenen bölgenin çalışamaz duruma gelmesidir.
Beyin kanamasının belirtileri çeşitli olabilir. Belirtiler kanamanın olduğu yere, kanamanın şiddetine ve etkilenmiş dokunun miktarına bağlıdır. Belirtiler aniden ve zamanla ilerleyebilir.

Belirtiler;
– Bulantı, kusma,
– Baş ağrısı,
– Uyuşukluk veya herhangi bir yerini hareket ettirememe,
– Bilinç kaybı,
– Konuşma ve anlama zorluğu
– Denge kaybı,
– Yutkunma zorluğu,
– Okuma ve yazma zorluğu,
– Uykuya eğilim,
– Yüzde çarpılma,
– Konuşmanın etkilenmesi gibi belirtiler gösterebilir

BEYİN KANAMASININ NEDENLERİ NELERDİR?
– Kafa travması. 50 yaşın altındakilerde yaralanma en yaygın beyin kanaması nedenidir.
– Tedavi edilmeyen yüksek tansiyon beyin kanamasına neden olur.
– Anevrizma. Kandaki zayıflama duvarda şişlik yapar bu beyinde kanama yapar ve felce yol açar.
– Kan damarında anormallikler. Kan damarlarındaki zayıflıklar.
– Amiloid anjiyopati. Kan damarlarındaki anormallikler yüksek tansiyon yapar.
– Kan ve kanama düzensizlikleri. Hemofili ve orak hücre kansızlığı her ikisi de kan plaket seviyesini azaltır.
– Karaciğer hastalığı. Bu durum genel anlamda kanamayla ilişkilidir.
– Beyin tümörleri.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Beyin kanamasının tedavisi kanamanın nedenine, çapına ve bölgesine göre değişebilir. Kanamayı durdurmak ve beyne baskı yapan şişliği azaltmak için cerrahi müdahale seçeneği düşünülebilir. Ağrıyı ve şişliği hafifletmek için ağrı kesici, idrar söktürücü ve kasılmaları önleyen ilaçlar verilebilir. Doktorunuz sizin için en uygun tedavi yönteminin ne olduğu, cerrahi müdahale gerekip gerekmediği ve cerrahi operasyon sonrası yaşanabilecek sorunlar hakkında detaylı bilgi verecektir.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/06/beyin-kanamasi-belirtileri

Woman With Stomach Pain

Yemek sonrasında karın ağrısına dikkat!

Sindirim sistemini en sık etkileyen problemlerden biri olan ve toplumda her 100 kişiden 10’unda görülen safra kesesi taşları sıklıkla belirti vermediği için genellikle başka bir sağlık sorunu için veya check-up sırasında çekilen karın ultrasonografisinde tesadüfen tespit ediliyor. Belirti verdiğinde ise en sık “şiddetli karın ağrısı” ile kendini gösteriyor.

Karın ağrısı genellikle kızartma gibi yağlı yiyecekler, yumurta, çikolata ve kahve tüketiminden sonra gelişiyor. Bunun nedeni ise bu tür besinlerin safra kesesinin kasılmasına yol açmaları. Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Nihat Yavuz, safra kesesi taşlarının tedavide geç kalındığında ‘ölümcül’ tablolar oluşturabileceğini belirterek, bu nedenle ‘karın ağrısının’ asla ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor!

KADINLARDA 2 KAT FAZLA GÖRÜLÜYOR!
Safra kesesinde oluşan taşların gelişiminde yaş ve cinsiyet önemli faktörleri oluşturuyor. Kadınlarda özellikle 30 yaşından sonra erkeklere göre 2 kat daha fazla görülüyor. Bunun hamilelik, beslenme ve hormonal nedenlere bağlı olduğu düşünülüyor. Ayrıca şişmanlık, çeşitli ilaçlar, hormon tedavisi, beslenme şekli, iltihabi bağırsak hastalıkları, mide ameliyatı ve bazı kan hastalıkları da riski artırıyor.

ŞİDDETLİ KARIN AĞRISININ NEDENİ, “SAFRA TAŞLARI” OLABİLİR!
Safra taşlarının yüzde 70-80’i belirti vermiyor ve bu nedenle tesadüfen başka sağlık sorunları için yapılan tetkiklerde tespit ediliyor. Safra taşının oluşturduğu belirtiler değişiklik gösterse de, en tipik belirtisini, hastanın yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşüren ve ani başlayan şiddetli karın ağrısı oluşturuyor. Ağrı karnın sağ üst veya orta bölümünde duyuluyor, sağ omuza ya da sırta yayılım gösteriyor, 2-3 saat içinde de kayboluyor. Bazen ağrıya bulantı da eşlik edebiliyor. Eğer bu durum uzayıp iltihabi süreç başlarsa o zaman ağrıya ateş de eşlik edebiliyor. Bazı hastalarda ise ağrı olmaksızın, sadece hazımsızlık, şişkinlik, bulantı ve kusma gibi yakınmalar görülüyor.

TEDAVİDE GEÇ KALINDIĞINDA ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR
Safra kesesi taşından kurtulmanın tek çözümü ise ameliyat! Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Nihat Yavuz, safra kesesi taşlarında operasyonun kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunarak geç kalındığında oluşabilecek sorunları şöyle sıralıyor: ” Taşlar safra kesesinin çıkışını tıkayarak ‘safra kesesi iltihabına’ ve buna bağlı olarak hayati risk oluşturabilen safra kesesinin delinmesi ve safra kesesi çevresinde abselere yol açabiliyor. Ayrıca safra kesesinden bağırsağa geçerek bağırsak tıkanıklığı gelişebiliyor. Bunların yanı sıra safra kesesindeki küçük taşların safra kanalına düşmesi ya da safra kanalında gelişen taşların kanalı tıkaması sonucu vücutta safranın birikmesiyle karakterize olan tıkanma sarılığı, pankreas bezinin iltihabı ya da safra kanallarının enfeksiyonu gibi ölümcül tablolar oluşturabiliyor.”

GÖBEK DELİĞİNDEN “İZSİZ” OPERASYON
Safra kesesi taşları günümüzde “tek port” yöntemiyle, ciltte iz bırakmadan tedavi edilebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Nihat Yavuz, ana prensibi laparaskopik operasyona dayanan “tek port” yönteminde göbekten uygulanan tek bir kesiyle safra kesesinin alınabildiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Tek port yönteminin en önemli avantajı, kesi izi olmaması nedeniyle çok daha iyi kozmetik sonuçlar alınması. Bunların yanı sıra daha az ağrı, 12-24 saat içinde taburcu olma ve 4-5 gün içinde normal günlük işe dönebilme gibi pek çok avantaj sunuyor. Ayrıca hastada safra kesesindeki sorunlara eşlik eden göbek fıtığı da varsa, onarılması daha kolay oluyor”

SAFRA KESESİ NEDİR?
• Safra kesesi, karaciğerin alt bölümünde yer alan, uzunluğu 7-10 cm, kapasitesi 50 ml olan armut şeklinde bir kesedir.
• Safra kesesi, karaciğerde üretilen safrayı depolayıp, yoğunlaştırıyor ve gerektiği durumlarda onikiparmak bağırsağına gönderiyor. Safra sayesinde bağırsakta yağ sindirimi sağlanıyor. Safra özellikle yağda eriyen vitaminler A, D, E ve K gibi vitaminlerin vücutta emilimine de yardım ediyor.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/05/yemek-sonrasinda-karin-agrisina-dikkat

1420452210108

Kalça ağrısını hafife almayın

Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, kalça ekleminin çok güçlü olsa da anatomik yapısından dolayı hareket esnasında eklem yüzlerinin birbirine zarar verebildiğini belirtti. Doğuştan gelen kalça bozuklukları, kırıklardan sonra oluşabilecek kalça çukuru bozulmaları, avasküler nekroz gibi hastalıkların, genetik miras ya da futbol gibi spor dallarının kalça eklemindeki hastalıkların temel nedeni olan eklem anatomisinin bozulmasına yol açabildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, bu bozulma sonucunda oluşan anormal sürtünme ve anormal stres yoğunlaşmasının kıkırdağın yıpranmasına, dökülmesine, yırtılmalara yol açarak kireçlenmeye giden yolu açtığını söyledi.

“KALÇA KİLİTLENİR”
Kalça ekleminde problemi olan kişiler çoğunlukla kasıkta olmak üzere, kalça eklemi ağrısından şikayet ettiğini ifade eden Aydın, şunları söyledi:
“Kalça kaynaklı kasık ağrıları, uzun süre oturduktan sonra aniden kalkarken sanki kasığa bir bıçak saplanması şeklinde kendini gösterir. Kalça kilitlenir, kişi hareket edemez. Böyle bir ağrı kesinlikle basit bir kalça ağrısı olarak görülmemelidir. Ayrıca merdiven inip çıkarken zorlanma yaşanabilir. Aksama ve ağrı nedeniyle topallama gibi şikayetler ortaya çıkabilir.”

“BASİT BİR KALÇA FİLMİ ERKEN TEŞHİSİ MÜMKÜN KILAR”
Kişinin bu gibi şikayetlerle bir ortopedi uzmanına başvurduğunda, öncelikle klinik muayeneden geçirildiğini, muayenede yapılan özel testlerle hastanın belli hareketleri yapıp yapamadığı incelendiğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, “Sonucunda bir şüphe oluşursa kalça filmi çekilir. Kolaylıkla çekilebilen bir kalça filmi kalçanın yapısında bozukluk olduğunu gösteren çok önemli ayrıntıları ortaya koyabilir. Bu ayrıntıları görebilmek için ortopedi uzmanının bu alanda yetkin ve bilgili olması gereklidir” dedi. Böylelikle tedavisi mümkün olmayan, kişiyi protez ile yaşamaya mahkum bırakan bir hastalık olan kireçlenmeye doğru gidebilecek bir tablonun çok önceden tespit edilerek gerekli önlemler alınabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böyle bir durum saptandığında, öncelikle kişi aşırı kiloluysa mutlaka beslenmesine dikkat etmeli ve kilo vermelidir. Kalça eklemi vücudun en fazla yük taşıyan eklemidir. Bu nedenle aşırı kiloyla daha fazla yük taşıması önlenmelidir. Kalça eklemi çevresindeki kasların kuvvetini ve tonüsünü ayarlamak için özel bir egzersiz tedavisi gereklidir. Kişinin bel fıtığı gibi bir sorunu yoksa germe esaslı olan yoga, pilates egzersizleri önemli derecede katkı sağlayabilir. Bunun yanında kişinin ihtiyacına göre ağrı kesici, kas gevşeticiler de verilebilir.”

AMELİYAT İLE KALÇA EKLEMİ KORUNABİLİR
Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, kalça eklemi koruyucu ameliyatların gerektiği durumlarda ortaya çıkabildiğini de belirterek, “Kalça artroskopisi adı verilen kapalı ameliyatlar, eklem içi problemlerin giderilmesini sağlar. Bir diğer teknik ise güvenilir luksasyondur. Bu teknikte kalça yuvasından çıkarılır. Kalçanın yuvasından çıkması, dolaşımı bozarak, kalçada çok ciddi hasara neden olabilmektedir. Ancak geliştirilen bu yöntemde kalça yuvasından eklem korunarak çıkartılmakta ve yapılan müdahaleyle gelişebilecek kireçlenme önlemektedir” şeklinde konuştu.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/05/kalca-agrisi-hafife-almayin

1420188881876

Karlı havalarda nasıl yürünmeli?

Optopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Necmioğlu, buzlanmada en fazla düşmelerin yaşandığı yerlerin kaldırımlar olduğunu belirterek, bunu önlemek için kısa adımların atılması gerektiğini söyledi.

Nemcioğlu, karlı havalarda düşme sonucuyla meydana gelen kırık vakalarının önlenmesi konusunda uyarıda bulundu.Karlı havalarda ayakkabı seçiminin çok önemli olduğunu anlatan Necmioğlu, karda yürümelerde dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verdi.

Serdar Necmioğlu, “Kar yağışı ve soğukların başlamasıyla beraber düşme ve kırık oranları daha fazla olmaktadır. Bölgemizde kar ve buzlanmadan dolayı çok sayıda kırık vakası yaşanıyor. Düşme ve kırıkların olmaması için birtakım önerilerim olacak. Özellikle soğuk havalarda, donma riski olan karlı havalarda, yaşlı, kemik erimesi yaşayanların, görmede kas zayıfı olan hastaların mümkün olmadıkça dışarıya çıkmamalarını öneriyoruz. Çıkmak zorunda olanlar da birtakım tedbir almalıdır.

Bu tedbirler kapsamında ayakkabı seçimi çok önemli. Ayakkabıyla ilgili olarak, özellikle kauçuk tabanlı, yumuşak tabanlı ve tırtıllı ayakkabı giyilmesi gerekiyor. Kayma esnasında, ayak bileklerinin kırılmasını engellemek amacıyla, bot türü ayak bileklerini saran ayakkabıların giyilmesini tavsiye ediyoruz. Bazı durumlarda ayakkabı üzerine çorap giyinmesi de karda kaymayı önemli oranda azalttığını biliyoruz.

Giyim anlamında özellikle yaşlılar, yünlü ve kalın kumaşları birkaç kat giymelerinde fayda var. Çünkü elbisede düşme esnasında kırılmayı önleyici fayda sağlar. Yürüme konusunda ise, sert, hızlı ve geniş adımlar atılmaması gerekiyor. Kısa adımlarla, sürünme şeklinde yavaş adımlarla yürümek gerekiyor. En fazla düşmenin yaşandığı yerler ise kaldırımlardır. Kaldırımlarda çıkma inme esnasında düşme oranı çok fazla. Kaldırımdan inerken, çıkarken çok dikkatli olmak gerekiyor. Yine yürürken elleri ceplere bırakmamak gerekiyor. Çünkü ellerimiz bir denge çubuğu şeklinde vücudu dengeliyor. Eller cepte olduğu zaman, kayıp düşmede kafa travmasıyla karşılaşabilmek mümkün. Bundan dolayı ellerin dışarıda olması büyük avantaj sağlıyor. Yürüme esnasında poşet taşınmaması gerekiyor. Ellerin dolu olmamasını sağlamalıyız” ifadelerini kullandı.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/02/karli-havalarda-nasil-yurunmeli

1420128459651

Göz sağlığı ile ilgili tavsiyelerin çoğu hurafe

Gözlerini şaşı yapma, öyle kalırsın’ veya ‘Karanlıkta kitap okumak gözleri bozar’ gibi cümlelerle siz de karşılaşmışsınızdır. Bu gibi hurafeler yıllardır dilden dile dolaşıyor ama işte bunlara inanmamanız için bilimsel sebepler…

Bugün, okurken az da olsa eğleneceğinizi düşündüğüm bir yazıyı kaleme almaya karar verdim. Genellikle komşu teyzelerden sıklıkla duyduğunuz sağlık tavsiyelerinin büyük kısmı, maalesef hurafelerden ibaret. Ancak bu tip tavsiyeleri öylesine küçük yaşlardan itibaren duyuyoruz ki; gerçek olmadıklarına inanmak, ihanet etmek gibi geliyor. Bu yazımın konusu, göz sağlığıyla ilgili doğru olduğunu sandığınız yanlışları içeriyor. Özellikle uykuya geçmeden önce kitap okumayı sevenler ve kendilerine ayırdıkları bu kısacık zaman dilimini bir dinlenme fırsatı olarak görenler, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumayı alışkanlık haline getirirler. Siz de bunu yapanlardansanız, hayatınız boyunca en az bir kez, loş ortamlarda kitap okumanın gözlerinizi bozacağını söyleyen biriyle karşılaşmışsınızdır.

GÖZÜ KISIYORUZ
Loş ortamlarda bir şeyler okumanın göz üzerindeki etkilerini araştıran bilim adamları, çeşitli sonuçlar elde etmişler. Bu araştırmalar neticesinde, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumanın; daha fazla odaklanmaya, doğal olarak da tekrarladığımız göz kırpma hareketinde fark edilir bir azalmaya, gözlerde kuruluk hissine ve uzun süre gözleri kısmaya sebep olduğu tespit edilmiş. Peki bu etkiler kalıcı mı? Yukarıda sıralanan etkiler, bir arada hissedildiğinde ciddi anlamda huzursuz edicidirler. Kalıcı hale gelmeleri, gerçekten yaşam kalitesinde düşmeye sebep olabilir. Bu etkilerin devamlılığını araştıran bilim adamları, tekrar ışıklı bir ortama geçildiğinde bu şikayetlerin ortadan kalktığını tespit etmişler.

KURULUK OLUŞUYOR
Karanlıkta bir şeyler okumanın gözlerde kalıcı etki bırakıp bırakmadığına dair yapılan araştırmaları yorumlayan göz hastalıkları uzmanları da aynı kanıda birleşmişler. Böylece bu davranışın gözleri zorladığı, rahatsız edici etkiler ortaya çıkardığı ancak bu etkilerin kalıcı olmadığı bir kez daha belirtilmiş. Bir başka bilim adamı ekibi, bu alandaki çalışmalarını detaylandırarak uzun süre karanlık ortamda bir şeyler okumanın gözde geliştirdiği kuruluk etkisinin, hali hazırda göz kuruluğu şikayeti olan Sjöngren Sendromu hastaları üzerindeki etkisini incelemişler. Karanlık sayılabilecek bir ortamda belli bir süre okuma aktivitesi gerçekleştiren bu hastaların görme kalitesinde, kayda değer bir düşüş olduğu saptanmış. Ancak araştırmanın ilerleyen safhalarında bu etkinin de geçici olduğu, yeniden aydınlık bir ortama geçildiğinde hastaların kişisel görme seviyelerine geri döndükleri belirtilmiş. Bu durumda, hali hazırda göz kuruluğu ve benzer şikayeti olanların, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumamaları tavsiye edilebilir.

MİYOP İLERLEYEBİLİR
Karanlıkta kitap okuyan insanlar, daha net görebilmek için okudukları şeyi yüzlerine mümkün olduğu kadar yakın tutarlar. Bu konuda yapılan çalışmalara göre bu durum, miyop gelişimine sebep olmaz ancak hali hazırda miyop olanların hastalıklarının ilerlemesine yol açabilir.

GÖZLERİNİ ŞAŞI YAPANLARIN ÖYLE KALACAĞINA İNANMALARI SAÇMALIK!
Yaramazlık yapmayı seven çocuklar, birbirlerini korkutmak için gözlerini şaşı yapıp yüzlerini şekilden şekle sokarlar. Bu esnada civarda bulunan anneler, buna gerçekten inandıklarından mı, yoksa korkarak ağlayan diğer çocuğu kurtarmaya çalıştıklarından mı bilinmez, gözlerini şaşı yapmış olan çocuğa bunu yapmaya devam ederse öyle kalacağını söylerler. Şaşılık, sık rastlanan bir rahatsızlık. Dünya genelinde, insanların yüzde 2-4’ünde şaşılık olduğu tespit edilmiş. Doğuştan şaşı olunabileceği gibi ilerleyen yaşlarda kapılan bir enfeksiyon ya da beynin ilgili alanında gelişen bir çeşit tümörün de şaşılık oluşumunun sebepleri arasında olduğu gösterilmiş. Gözlerdeki şaşılık ve oluşma sebepleri hakkında araştırmalar yapan bilim adamları, bilinçli olarak gözleri şaşı yapmanın kalıcı şaşılığa sebep olduğuna dair hiçbir kanıta rastlamamışlar. Ancak araştırmalar sonunda, gözleri uzun süre bu halde tutmanın, ilgili kasları germesi sebebiyle ağrı ve bulanık görmeye sebep olduğu da ispatlanmış. Görme yeteneğinin verildiği bu organ, birbiriyle uyum içinde çalışan üç çift kas tarafından kontrol edilir. Bu kaslardan biri gözü sağa ve sola, ikincisi yukarı ve aşağı, üçüncüsü ise çapraz konuma getirme görevi görür. Gözleri şaşı yapmanın öyle kalacağına sebep olmasına inanmak, kolumuzu kaslarımız yardımıyla herhangi bir konuma getirdiğimizde öyle kalacağına inanmak kadar abestir.

GÖZLERİ OVUŞTURMANIN BİRÇOK ZARARI VAR
Birçoğumuz gözlerimizi ovuşturmayı alışkanlık haline getiririz. Hatta küçük yaştaki çocukların bazıları bu davranışı tik sayılabilecek seviyede tekrar ederler. Toplum genelinde; tam olarak ne yaptığı, hangi göz fonksiyonuna zarar verdiği bilinmeden, gözlerini ovuşturan biri ile karşılaşıldığında sadece ‘Yapma, çok zararlı’ gibi kısa bir cümleyle engellenmeye çalışılır. Ancak bu kez ben de haklı olduklarını söyleyebilirim.

HASTALIĞI TETİKLEYEBİLİR
Bilim adamları bu ikazın gerekliliği konusunda birtakım araştırmalar yapmışlar. Literatürlere geçen bazı araştırma sonuçları, gözleri uzun süre ovuşturmanın çeşitli zararları olduğunu ispatlamış. Keratokonus adı verilen ve korneanın şeklinde birtakım değişiklikler oluşmasına sebep olan bir göz hastalığının tekrarlama sebepleri arasında, düzenli ve uzun süre göz ovuşturmanın olduğu belirtilmiş. Yapılan araştırmalarda dikkate alınan hasta şikayetleri, uzun süre ve azımsanmayacak bir basınçla göz ovuşturmanın migren sebeplerinden biri olabileceği belirtilmiş.

HÜCRESEL BOZULMALAR OLUŞUR
Bu konu, hasta verileri dışında deney hayvanları üzerinde de araştırılmış. Deneklerin gözleri beş dakika boyunca aralıksız ovuşturularak öncesi ve sonrasındaki veriler karşılaştırılmış. Beş dakika aralıksız ovuşturulan gözün, konjuktiva yüzeyinde hücresel bozulmalar olduğu tespit edilmiş. Aranızda bunu alışkanlık haline getirenleriniz vardır ve gözlerini çok daha kısa süre -belki birkaç saniye- ovuşturduklarını ve bunu yaparken ciddi bir basınç uygulamadıklarını söyleyebilirler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, uyguladığınız basınç gözünüz tarafından iki katı kuvvette hissediliyor. Hatta bu etki, ilave davranışlarla 10 katına kadar çıkabiliyor.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2015/01/02/goz-sagligi-ile-ilgili-tavsiyelerin-cogu-hurafe

1420023658507

Ortodonti tedavi süresi kısalıyor

Ortodonti tedavisi gören hastaların en merak ettikleri konu tellerinden ne zaman kurtulacakları ya da tedavilerinin ne zaman sona ereceği… Uzun yıllardır ortodontik tedavi yapan Ortodontist Dr. Aylin Sezen Yalçın yaşı kaç olursa olsun ister ortaokula gitsin, ister profesyonel iş hayatında yer alan bir erişkin olsun, ortodonti tedavisi gören istisnasız her hastanın gündemindeki en önemli konunun “Ortodontik tedavi süresi” olduğuna dikkat çekiyor.

“Ne zaman tellerimi çıkaracaksınız?”, “2 haftada bir gelsem daha hızlı biter mi?”, “Mezuniyette tellerim çıkacak değil mi?” gibi daha onlarca soruyla hem kendinin hem de meslektaşlarının sık sık karşılaştıklarını belirten Dr. Yalçın, ortodonti tedavisi gören hastaların içine rahatlatacak, endişelerini azaltacak bir uygulamayı Amerika’dan sonra Türkiye’de hayata geçirdi. FDA onaylı Acceledent yönteminin kullanılması tedavi süresini yaklaşık yarı yarıya azaltabiliyor.

DİŞLERE TİTREŞİM VERİLİYOR
Dr. Yalçın’ın Türkiye’de kendi hastalarının tedavisinde kullandığı ve olumlu sonuçlar aldığı yöntemin tedavi süresini nasıl kısalttığına gelince…

FDA onaylı cihaz belli bir frekansta titreşerek çalışıyor. Ağıza giren bir aparata sahip cihaz tedavi süresince her gün, belli bir süre hasta tarafından uygulanıyor. Düzenli kullanıldığında aygıtın tedavi süresini %40 oranında kısalttığı tespit edilmiş durumda. 2 yıl olarak planlanan bir tedavinin süresi aygıt kullanıldığında 1 yıl ya da 1.5 yıla indirgenebiliyor.

Bu yeni uygulama ile artık sürenin uzun olmasından şikayet eden hastalara alternatif bir tedavi seçeneği sunabileceklerini söyleyen Dr. Yalçın ” Tedavi süresi uzun olduğu için ortodonti yaptırmak istemeyen, onun yerine protez yaptırmayı düşünen hastalarımıza kendi dişleri ile yaşama imkanı vereceğiz” diyor.

ORTODONTİDE KÖK HÜCRE UYGULAMASI
Ortodonti alanında bir diğer yenilik de son dönemde popüler olan PRP (PLASMA RICH PLATELET) ile kombine yapılan ortodontik tedavi.
Kendi kanımızın “kök hücre deposu” olduğunu artık hepimiz tarafından bilindiğine dikkat çeken Dr. Yalçın, tedaviyi nasıl uyguladıklarını şöyle anlatıyor.
“Kan veriyorsunuz. Kan, özel aygıtlarla belli sürelerde santrifüj ediliyor. Bu yolla kırmızı kan hücrelerinden ayrıştırılan sıvı, yine çeşitli amaçlarla kendi dokumuza enjekte ediliyor.” Dr. Yalçın, İmplant operasyonlarında, kemik iyileşmesini hızlandırmak için, kemik kaybı olan hastalarda yaklaşık 1 yıldır kullandıkları yöntemi artık ortodontik tedavi hastalarında, diş hareketini hızlandırmak ve kemik hacmini korumak amacıyla kullandıklarını ifade ediyor.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2014/12/31/ortodonti-tedavi-suresi-kisaliyor

27194506

Yanlışlıkla kelliği tedavi ettiler

Kanser araştırması yapan uzmanlar kansere çözüm bulamadı ama yanlışlıkla kelliği tedavi ettiler. İspanya Kanser Araştırmaları Merkezi’nde araştırma yapan uzmanlar, farelere anti enflamatuvar ilaçlar verdi. Çalışmada enfeksiyonlarla savaşmak için bağışıklık sistemi güçlendirilirken ölü dokuların temizlendiği ortaya çıktı.

Dr. Mirna Perez-Moreno’ya göre makrofaj denilen ve kök hücrelerin yanında bulunan bölgelerin saçın büyümesinden sorumlu olduğu anlaşıldı. Bu demek oluyor ki saç nakline gerek olmadan foliküller beslenerek saçların yeniden uzaması sağlanabilir.

PLOS Biology isimli bilimsel dergide yayınlanan makalede makrofaj denilen bölümün kök hücrelerin gelişiminde önemli rol oynadığı belirtildi. Henüz sadece fareler üzerinde denenmiş bir tedavi olsa da ilerleyen dönemlerde insanlar üzerinde de saçların gelişimi konusunda deneneceği açıklandı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/27842421.asp